SENİ SANA ANLATMAK...

Mart 29, 2018
Denizim...
Benim bembeyaz, altın saçlı, minik, tombiş yanaklı, güzel bakışlı, güler yüzlü, karizmatik, ballı pamuk şekerim!
Ne sana hamileliğimde, ne bu geçen 15 ayda beni yormayan, üzmeyen, ama nasıl da hızlı büyüyen meleğim...


Sana hamileyken zaman jet hızıyla geçti sanki. Çünkü abin vardı, onun kreş telaşı vardı, aman kıskanmasın, aman psikolojik olarak kötü etkilenmesin diye çırpındığımız günler vardı, onu yavaştan okul hayatına ve sosyal hayata hazırlamamız için eğitimi vardı... İşim olmasa bile ilgilenmem gereken bir ev de vardı... Dolayısıyla kendimi dinlemeye vaktim yoktu, strese girmeye ya da korkup endişelenmeye lüksüm de yoktu. Evet bazen güçsüzlük annelerin de hakkı, ama zaten gözlerinin içine bakan bir çift endişeli göz varken, annesinin gücüyle ve neşesiyle mutluluğu artan bir meleğin eli hep üstündeyken; bir de eşi  üstüne titriyorken, bir annenin kendini bırakması ne kadar doğru?  Sen de bu yapıyı hissetmiş olacaksın ki su gibi kolay bir hamilelik geçirttin bana...

Zorlu doğumdan sonra mis kokunla öyle bir girdin ki hayatımıza, öyle bağladın ki bizi kendine... "Nasıl alışırız" sorusunu hiç tekrarlamadık senden sonra, eh pek vakit de kalmadı gerçi buna :) Merhaba 2 çocuklu hayat! Epey sessiz, uyumlu, varlığı yokluğu bir bebektin ve bana yine hızlıca toparlanabilmem, seninle de aramızdaki bağı güçlendirebilmem için harika bir lohusalık dönemi geçirttin...





Sonra bebeğim... İçine birşey kaçtı...Yaklaşık 2-3. aylarda ağlamaların başladı, uykusuzluğun abin kadar olmasa da beni benden aldı. Yine ben 3. aydan itibaren oturtmaya çalıştığım uyku düzeni konusunda epey yol katettim ve senin uyumunla akşam uyku saatini 20:00-20:30 civarına çekebildik. Hemen uyuma konusunda genel olarak bir problemin yok ama 1 yaşına kadar gece her saat kalkarak sabahı sabah ettim :) Şuan yaklaşık 16 aylıksın ve daha iyi bir uyku düzenin var. Hala emiyorsun. Gece 24:00-01:00 civarı ilk kalkışını yapıyorsun, sabaha karşı 1 kere daha kalkıp sabah 07:00 gibi kalkıyorsun. Son 1 haftadır gündüz tek uykuya da geçiş yaptık (toplam 2 saat ile sınırlandırıyorum), çünkü gece uykularını ancak böyle daha uzun tutabildim. Tabi hastalık, diş çıkarma vs. durumların yoksa düzenin iyi. Ne yapalım, buna da şükür :)

Tabi ağlamalar sadece uykusuzluktan da değil. Affedersin ama ota çöpe ağlıyorsun be pamuğum! Maşallah iştahın yerinde ve yemek konusunda da beni hiç üzmedin ama acıktığında ağlıyorsun, doyduğunda kalkmak isteyip ağlıyorsun, kendin yemek istediğinde ağlıyorsun. Yeter ki ye, kendin de ye tabi diye destekliyoruz ve bunda çok yol katettin. Artık çatal kullanımında gayet iyisin, biberon yerine pipetle bardaktan sıvı içimini de başarıyorsun.Yemek bitiyor, alt açma ağlamaları başlıyor. Açana kadar ağlayıp, açınca susuyor, kapatırken yine ağlıyorsun :) 

Oysaki öyle güler yüzlü bir bebeksin ki, öyle kahkalar atıyorsun ki... Bu kadar ağlak olduğuna kim inanır?

Bunun yanında iletişimin çok iyi. Beni çok iyi anlıyor, bir de sorularıma "hııı" diye evet anlamında cevap veriyor ya da hayır anlamında kafa sallıyorsun. Henüz hiç konuşamasan da derdini, ne isteyip ne istemediğini anlatabiliyorsun. Bir yerin acıdığında o yeri gösterip öpmemizi bekliyor ve biz öpene kadar yine ağlıyorsun :)) Beni, babanı, abini, yakınlarını iyi biliyorsun.

Ağlamanı en iyi durduran şeyler; 1-kucak; 2-camdan bakmak; 3-abinin komik halleri; 4-müzik! Hele ki müzik...Nasıl bir ilgiyse seninki, biryerlerde bir melodi duysan, hatta mırıldansam bile direk oynamaya başlıyorsun. Kabul edeyim kendince bir dans stilin var; yengeç gibi yan yan mı desem, rapçi hareketleri mi desem... Genel olarak yaylanma ve bacak hareketlerine son zamanlarında ellerini kollarını ve başını da ekledin. Dans figürlerini nasıl da taklit edip ezberliyorsun. Gerçi müzik durdu mu yine ağlıyorsun :) ama her zaman değil neyse ki...

Benimle olan iletişimin hep çok iyiydı. Babanla son aylarda daha da kuvvetlendi ve onu sabah sarılarak uğurluyor, akşam sımsıkı sarılarak karşılıyorsun. Baban eriyecek bir gün o kapıda mutluluktan :) Birlikte inanılmaz keyifli zaman geçiriyor ve onun oyunlarına eşlik ediyorsun. 

Ama bir abi sevgin var ki... Dillere destan. Nasıl anlatsam, böyle hava gibi su gibi ihtiyaç duyuyorsun ona. Mümkünse kendini ona yapıştırıp her daim beraber olacaksın. Sabah kalkıp seni yatağından çıkardığımda ilk onun odasına gidiyor ve kapıyı açıp yatağına koşuyorsun. Sonra gün boyu o hangi odada sen orda, o tuvalette sen tuvalette, o yemek yerken sen de yemek istiyor, su içsin sen de bardak istiyorsun...Hele sensiz banyoya girsin kıyamet kopuyor. İlle de o kapıyı açıp onunla olmak istiyorsun. Bu yüzden baban ikinizi de birlikte yıkıyor son 1 aydır :) 

Yakın zamanda olan bir olay anlatayım mı sana... Doktora Demir'i götürdük bir sefer, hep birlikte gittik. Kan alma odasına babanla abin girdi, biz senle kapının önündeyiz. O gün abin çok büyük tepki verdi, öyle bir bağırdı ki "dokunmayın bana istemiyorum" diye hemşireler bile ne olduğunu şaşırdı. Sen o tepkiyle bir ağlamaya başladın. O bağırıp ağladıkça sen daha da artan bir şekilde ağladın. Müdahale etmek için araya giremedim o derece. Bari seni uzaklaştırayım ordan dedim, hastaneyi yıkıyordun çığlıklarınla, ille de abinin yanına gireceksin diye. Ne zaman seni onun yanına sokup abine de senin çok etkilendiğini ve sakinleşmesini söyledim; o sustu sen sustun. İnanamadık önce, şaşkınlıktan korkudan öylece kalakaldık. Sonra herşey bitip hastaneden çıkınca konuştuk babanla ve duygularımızı nasıl anlatsam...sanırım o kadar mutlu olduk ki...bu sefer mutluluktan ve duygusallıktan biz ağladık. Bu nasıl bir histir? Nasıl bir bağ, nasıl bir sevgidir aranızdaki?

Bir de uzak zaman olayını anlatayım... Daha sen birkaç aylıktın, aşı olmaya hep birlikte gittiğimiz ilk ve son gün olan bir zamandı; aşı odasına Demir de girdi. Sen o gün arka arkaya vurulduğun aşılar yüzünden o odadan çıkana kadar ağladın. Sen sonra sustun ama küçük kardeşini ağlarken görmek abine pek iyi gelmedi. Onlar babanla okula giderken çok kötü olmuş, çok etkilenmiş, sürekli bu olaydan bahsetmiş. Bu son oldu, bir daha aşıya birlikte gitmedik. Sizin sevginiz ve birbirinize karşı hassaslığınız, koruma iç güdünüz öyle güçlü ki; zaten zor olan bazı hassas durumlarda sesimizi yükseltip sizi susturmak yerine, biz susup içinizi dökmenizi bekleyip rahatlamanızın daha iyi olacağını düşündük. 


Sen sevgini çok iyi gösteren, sırnaşık bir kedi gibi gelip dizimize yatan, hatta kaşımamızı bekleyen :),  göz hizana iner inmez boynumuza sarılan, hem de her kucaklayışımızda boynumuza nasıl da sıkı sarılan, uykuya giderken öpücük vermek için avuç içini yalayaraktan ses çıkaran, tüm hayvanlara, bitkilere ve çocuklara içi giden, hatta içi kaynayarak garip ve çok hoş tepkiler veren ve kendi kendine gülücükler saçan, evden çıktığımızı anlayınca heyecanlanıp hemen kendini dışarı atmaya çalışan ve sevinçten zıplayan sevgi kelebeğim...

Sevgim sonsuz, sen sonsuz dopdolu bir mucizesin; öyle böyle özetlenecek gibi değil... Seni düşününce bile ruhum huzur buluyor. Hep gülümser yüzün içimi eritiyor. Her adımımda peşimden zıp zıp koşuşun aklıma geldikçe gelip seni binlerce kez öpesim geliyor. Şuan olduğu gibi...

Biraz daha seni sana anlatırsam şuan, yani gecenin bir yarısı, seni öperek uyandıracağım diye korkuyorum... Seni çok ama çok seviyorum. İyi ki geldin hayatımıza pamuk şekerim, binlerce şükür ki o gün sen geldin...

BUNLARI OKUMAK İSTEYEBİLİRSİN

2 YORUM

  1. Ota çöpe ağlayan bir tane de ben de var. Ama dediğiniz gibi o sevimlilikleri, bizi sevme şekilleri her şeyi unutturuyor. Müzik biz de de ağlamayı "hıp" diye kesen bir faktördü. Yalnız tür bizde "punk" :D
    Çok duygusal içten bir paylaşım,elinize sağlık. sevgiler.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Teşekkür ederim güzel yorumunuz için. Punk güzelmiş, bizimki de en güzel dansları rap müzik eşliğinde yapıyor :) Bizden de sevgiler...

      Sil

FACEBOOK

İLETİŞİM

Ad

E-posta *

Mesaj *

Translate