2 ÇOCUKLU HAYATIMIZ :)

Aralık 07, 2017
Hani böyle fırından yeni çıkmış, miss gibi, sıcacık, buram buram mutluluk yayan o ekmeğin üzerine tazecik bembeyaz kaymağı sürersin de...bir de balı ararsın ya...onu da sürünce "işte budur lezzet!" dersin...Vazgeçiverirsin anında yılların o sade ekmek alışkanlığından...Sanki hep ballı kaymaklı tüketiyormuşsun gibi...Bir kere denedin mi bağımlılık yapar...


İşte tam olarak bu 2 çocuklu hayat! Ömür uzatan cinsten :)

Demir'den önce "biz neler yapıyormuşuz ki önceden" diyoruz. Unutmuşuz o hayatı...Deniz'den sonra yine en baştaki iki kişilik hayatla karşılaştırıyoruz; ne kadar boşmuşuz. Meğer ne çok boş vaktim varmış benim. Büyüklerimiz derdi ki, "bir çocuk hiç çocuk, iki çocuk milyon çocuk!" İkiden sonraki sayıların hiçbir önemi yokmuş. Yokuş aşağı yani :) Saldım çayıra hesabı:)

İşte iki çocuklu hayatın en büyük farkı: Zaman çok kıymetli ve iyi yönetilmesi gerekir!

Çünkü 4 yaş çocuğunun da yeni doğan bir bebeğin de ilgiye ihtiyacı var. Bu her türlü temizlik, bakım, zihinsel ve fiziksel gelişim, beslenme vs. kapsayan bir ilgi. Ama yine zamanın gücü: her çocuk büyüdükçe, bağımsızlık kazandıkça ilgileri de yön değiştiriyor ve hiç o kadar da korkulacak birşey olmadığını görüyorsun. Yani doğa sana hep yardımcı, sen sadece doğanın hızına uymayı bil, sabırlı ol ve zamanı iyi yönet. Ayrıca ikisine de eşit olmayı değil, adaletli olmayı seç.


Demir 4 yaşından sonra çok daha bağımsız. Dikkat! Bize çok bağlı, ama bağımlılığı giderek azalıyor. Hele ki 5 yaş civarında iyice kendine güveni de arttı. Kendi kıyafetlerini, ayakkabılarını giyebiliyor, çıkartabiliyor, katlayıp kaldırabiliyor. Kendi tuvalet temizliğini yapıp yardımsız kalkabiliyor. Banyosunu kedi yapmada epey yol katetti. Yemeğini kendi yiyor ve bulaşığını kaldırıyor (her zaman olmasa da çoğunlukla). Yatağını topluyor, ortalığı toparlıyor. Evdeki görev ve sorumlulukların bilincinde. Çok sevmese de kendi kendine oynamayı eskiye göre daha iyi biliyor, daha güzel oyun kuruyor. Birlikte yaptığımız kitap etkinliklerini az yardımla kendi başına yapar hale geldi. Çoğu zaman bir fikirle gelip, "anne bu kurumuş yapraklardan şöyle birşey yapsam, tuvalet kağıdı rulosunu atmayalım ben onu şunun için kullanacağım, karton kutudan kendime ev yapsam" gibi önerilerle bile geliyor. Gündüz uyumuyor. Gece de 9-9:30 gibi masalımızla kendi yatağında yatırdıktan sonra, hastalık durumları haricinde sabaha kadar deliksiz uyuyabiliyor.

Bunlar küçük detaylar, kimi 3 yaşında yapar, kimi 4 yaşında kimi daha geç. Kimi daha güzel yapar kimi daha üstünden geçerek. Önemli olan hangi yaşta neyi yapabilme kapasitesi ya da ne kadar güzel yapabilmesi değil vurgulamak istediğim. Sadece kendi başına yapmak istemesi, yapabileceğine inanması ve olabildiğince yapabilmesi bana göre önemli olan. Ama benim için bu sorumlulukların yapılabilmesi çok önem kazandı çünkü Denizle birlikte birden çok ciddi nurtopu gibi bir zaman sorunumuz da oldu :) Küçük kuzucuğun bir anı bir anına tutmayan, sürekli gözümün kulağımın elimin üstünde olması gerektiği, emzirme aralıklarının çok sık olduğu dönemde, iyileşme toparlanma sürecinde bir lohusayken, hem kendi sağlığım hem yeni doğan bakımıyla uğraştığım o günlerde, haftalarda ve o ilk aylarda Demir'in de bağımsızlık isteğini, "e artık yapman lazım sen abi oldun" diyerek ve sorumluluğa boğup onu gereğinden fazla hızlı büyüterek DEĞİL; "bravo yaa sen ne kadar büyümüşsün, öğrendiklerini kardeşine de öğretir misin?" diye onu teşvik ederek, heyecanlandırarak, hayranlığımızı dile getirerek geri çevirmedik.

Bana/bize en çok sorulan soruları bir de buradan yanıtlayalım istedim;

1. Sil baştan başlamak zor gelmedi mi?

Tereddütlerim vardı ama çok da korkmuyordum açıkçası. Belki yaş aralıkları yakın olduğu için hallederiz gibi geliyordu bize nitekim doğum sonrası tam da beklediğimiz gibi herşeyi ezberden yapmaya başlamıştık. Ne zaman neden ağlıyor, ne zaman yıkasak, emzirme nasıl olmalı, pişik sorununu nasıl çözeriz, ah bu uykusuzluk durumları, malum ailemizin sorunu Atopik Dermatiti nasıl aşarız, aşıları, gelişim aşamaları, türlü kontrol ve hastalık durumlarında ne yapmalı, diş sıkıntıları, hatta sünnet sorunu vs. herşeyi takılmış plak gibi tekrarladık düşünmeden. Hatta bunu ne zaman farkettik: ilk veya ikinci banyosunu miniğimi tek elimizde döndüre döndüre yaptırırken banyoda gülüştük. "vay beee nerdeeen nereye" dedik:) Uykusuzluk mu? İşte en zoru bu! İlk çocuğu da uykuyu sevmeyen ama emmeyi seven biri olarak yaklaşık 2 sene zaten uykusuzdum, bu da abisinin izinden gittiği için 1 senedir uykusuzum!

2. Aynı sevebildin mi?

Çok ilginç ve hatta imkansız gelirdi bana bu sorununun "tabii ki" yanıtı ama evet! Annem derdi ki bana, "parmaklarından birinden vazgeç, hangisini seçerdin? Birine kıyıp bu olmasa da olur diyemezsin değil mi? işte böyle birşey...Anne hangi çocuğunun yüzüne baksa ona içi erir" Çok ama çok doğru. Şu an kalbim ikiye bölünmüş durumda; yarısı biri için diğer yarısı biri için. İkisi birlikte eşim ediyor :) Bazen birine dolup taşıyorum, bazen diğerine daha çok kanım kaynıyor. Bazen birine delirip kızıyorum bazen birini fırlatasım geliyor. Ama eninde sonunda ikisine de sevgim teraziyi hiç şaşmıyor ve sonsuz seviyorum. İlgi mi? o zaman zaman değişiyor işte. Hasta olana, o an ruhen ya da bedenen bana ihtiyacı olana, hatta bazı zamanlar yalnız kalma ihtiyacıma göre mutlaka ilgi değişiyor. Ama çok garip bir suçluluk mekanizması devreye giriyor ve baktım ki birine ilgim o an ya da o gün fazla oldu; yapabiliyorsam onu anladığım an telafi etmeye çalışıyorum. Olmadı mı, o günün sonunda öperek sarılarak onu ne kadar sevdiğimi söyleyerek bir nevi sessiz özür diliyorum. Sonuçta çocukların olmazsa olmaz ennn büyük ihtiyaçları sevgi değil mi? Lohusayken, daha çok başındayken, ağlayarak çok dertlendiğim bu ilginin mecburen dengesiz dağılma olayını 1 yıldır kendimce bu şekilde çözebildiğim için daha huzurluyum.



3. Kıskançlık yok mu?

Olmaz mıı! Ama bilerek isteyerek zarar verici boyutta asla değil. Hiç olmadı, bundan sonra da olmaz umarım. Çünkü hep birbirlerini seveceklerine inandım. Daha Deniz doğmadan Demir'i olabildiğince iyi hazırladık kardeş olayına ve bugüne kadar hiç bir an ona daha az sevildiğini düşündürdüğümüzü sanmıyorum. Ama asıl iyi olan; Demir çok şükür çok sevgi dolu bir çocuk oldu hep. Onun ne kadar sevgi dolu bir abi olacağını biliyorduk da kardeşini bu denli sevip koruduğunu ve ona bağlılığını; Deniz'in de abiye bakınca gözlerinin parladığını ve onu görünce dünyayı unuttuğunu gördükçe ağlıyorum :)
Arada abinin kardeşini sevgiden yanaklarını sıkarken ağlatmasını, burnu ne kadar küçük diye sıkmaya çalışmasını, oyun oynarken yenmek için üstüne çıkıp küçücük çocuğu ezmesini, ayaklarından kaldırarak ellerinin üstünde sürüklemesini, top oynayacağız derken kafasında sektirmesini; kardeşin de sevgiden abinin saçlarını yolup gözünü çıkarmasını, abisi birşeyler yedirirken ısırmasını ve sonra kahkaha atıp gülmelerini, arada kendini korumak için çaktırmadan abiyi tokatlamasını saymazsak tabii :) Bunlar bize izlemesi güzel, ancak zor durumlarda müdahale ettiğimiz, birbirlerine kasten zarar verici olmadığı sürece çok keyifli oyunlar. Bunların dışında, okuduğumuz, dinlediğimiz ve yaşadığımız kadar abinin çok kıymetli araba ve oyuncaklarını her zaman paylaşmak istememesi çok normal. Zorunda değil, ama paylaşmalarının daha güzel olacağını vurguluyoruz. Kardeş gibi bebek hareketlerini yapıp evin içinde oyun anlamında emeklemesi, bazen bebek gibi konuşması, bebek sütünden veya suyunda veya yemeğinden istemesi de normal. O yemeklerden birkaç defa tattırdık mı ya da örneğin "madem sen de bebek oldun, o zaman sana da önlük takıp bebek oyuncaklarıyla oynayalım" gibi sözler söyledik mi eskiye dönüyoruz :) En normali de anne ya da babanın kucağında sevgi gösterilen kimse, diğerinin o ilgiyi kıskanıp ilgiyi kendine çekme isteği. 5 yaşındaki çocuğun o an birden inanılmaz istekleri ya da söyleyeceği çoook önemli şeyleri; 1 yaşındaki bebeğin de etrafta dört dönerek yaptığı şaklabanlıklar oluyor :) İki kişi olarak ikisini de paylaşıyoruz ama illa birimizi istediklerinde o kişi iki yumurcağın da sevgiden parçalamasına göz yumuyor artık, kaçış yok:) Ki birşey daha var...çok ilginç ama aynı anda acıkmaları, aynı anda sevgi ve oyun istekleri, aynı anda uyumak istemelerini bile anlıyorum ama hastalık kıskançlığı olur mu? Hep aynı anda hasta olmaları en çözümsüz durumumuz...


4. Kendine zaman ayırabiliyor musun?

Göreceli. Zamanı iyi yönetmeye çalışıyorum diyelim:) Şöyle ki;
Şu an bir işte çalışmıyorum. Demir bir süredir yurtdışında olduğumuz için anaokuluna gitmiyor. Deniz de henüz 1 yaşında olduğu için evde. Kendim için şimdilik en iyi ve en doğru olduğuna inandığım şeyi yapıyorum; ilkokula başlayacak olan bir çocuğu yapabildiğim ölçüde okula/hayata; çok küçük ama çok hızlı büyüyen bir beyine sahip bebeği de herşeyi keşfetmeye hazırlamaya çalışıyorum. Bana en çok ihtiyaç duydukları bu dönemlerde çok şükür ki yanlarında olabildiğim için mutluyum. Demir henüz 6.5 aylıkken işe başlamak zorunda kaldığım için vicdan rahatsızlığımı belki de 2 yaş sonrasında birlikte doyasıya zaman geçirerek hafifletmeye ve aynı durumu Deniz'de yaşamak zorunda olmadığım için şükretmeye çalışıyorum. Özellikle doğumdan çocukluğa geçiş yıllarında annenin çocuk için önemini bildiğimden tüm sevgimi ilgimi onlara vermekten sıkılmıyorum. Şuan onlar olmasaydı ve çalışmıyor olsaydım sanırım delirirdim o ayrı, ki şimdi bile bazen çok derin offff of çekiyorum :) Ama bu geçici ve yeri dolmaz/geri gelmez/paha biçilemez sevgi sürecini en iyi yöntemlerle; oyunlarla, her türlü etkinliklerle, arkadaşlarla, gezerek, öğreterek, yaşayarak ve yaşatarak, sevgiye ve ilgiye boğarak geçirmeye çalışıyorum. Evet kitap okuyabiliyorum; kağnı hızıyla da olsa..Sevdiğim müzikleri dinleyebiliyorum; çocuk şarkılarından vakit buldukça olsa da..Spor yapabiliyorum; her gün en fazla 15-20 dk; bazen egzersiz bazen yürüyüş, bazen birlikte dans olsa da..Gündemi takip ediyorum; an ve an olmasa da..En sevdiğim yer olan mutfakta en büyük hobim yeni birşeyler yapmak; iki çocuk ayağımın altındayken ne kadar olursa..Eşimle dizi/film izleyebiliyoruz; düzenli olmadan ikiye/üçe bölünse de..Ailecek en çok sevdiğimiz şey: gezebiliyoruz, elimizden geldiğince..Dolayısıyla kendimi mutlu eden herşeyi yapabildikten sonra; onlar=ben olduktan sonra; zaman=onlar olduktan sonra şikayet etmiyorum. Ben böyle mutlu olmayı seçiyorum.


5. Yorulmuyor musun?

Hem de nasıl yoruluyorum, öyle böyle değil. Allah dağına göre kar verirmiş hesabı neyse ki hareketli ve boş durmayı sevmeyen biriyim. Ama 2 enerji yumağıyla yorgunluğum da maksimum seviyede. Çok şükür ki tam destek eşim sayesinde herşeye yetmeye çalışıyorum. O olmasa bu yorgunlukla bir süre sonra alarm verirdim :) Yine de bazı zamanlar herşeye yetmek mümkün olmuyor. Mükemmel değiliz ki hiçbirimiz. En basitinden eşlerin yalnız birbirlerine zaman harcamaları eskiye göre minimum seviyede. Ama buna da geçici bir süre diyip kendimizi avutuyoruz. Çünkü onların ömür uzatan sevgileri ömre bedel!

Doğurarak da olsa, gönülden de olsa hiç önemi yok; gerçekten çok severek yapıldığı sürece "anneliği" sanat olarak görüyorum. Bin şükür ki, onları yetiştirmek bu dünyada yaptığım ve yapabileceğim en şahane sanat eserlerim ve birbirleri için verebileceğim en mucizevi hediyelerim.

BUNLARI OKUMAK İSTEYEBİLİRSİN

1 YORUM

  1. Sevgi,ilgi,bilgi,neşe ile büyütülen şanslı torunlarım...Gözlerinizdeki mutluluk hiç bitmesin yavrularım.

    YanıtlaSil

FACEBOOK

İLETİŞİM

Ad

E-posta *

Mesaj *

Translate