"Sevgili anneciğim,



Henüz beni görmediğini biliyorum. Aynı zamanda ne kadar merak ettiğini de…

Aslında ben de seni merak ediyorum. Seninle ilgili bazı konularda fikir sahibi oldum diyebilirim. Ne yersin, ne içersin biliyorum çünkü senden besleniyorum. Neye ne tepki vereceğini de az çok biliyorum. O yüzden doğduğumda ve büyüdüğümde seni üzmemek için elimden geleni yapacağım. Ama ne olur sen de ufak tefek yaramazlıklarıma kızma, beni dövme. Bir şeyleri kırdığımda beni cezalandırma. Ben seni hep seviyor olacağım. Bana en kızgın olduğun zamanlarda bile sen de beni seversin değil mi anneciğim?


Canım annem, biliyor musun? Dün babamla benim geleceğim hakkında konuşuyordunuz. Benim sizinle ilgili bütün kaygılarımı sildiniz aklımdan. Ama geleceğim ile ilgili bir sürü soru geliyor aklıma ve bir sürü de endişe…
Çok huzurlu hissettim kendimi. Sizi dinledim can kulağı ile. Bana olan sevginizden bahsediyordunuz. Hatta babam ile geleceğimi planlamaya başlamıştınız bile. Bu beni nasıl mutlu etti anlatamam. Babam bir ara elini senin karnına koydu. Ne sıcak eli vardı babamın. Ve ne büyük bir sevgiyle okşadı beni… Biliyorum babamla gelecekte de çok iyi anlaşacağız, ben babamla gelecekte her konuyu rahatlıkla konuşabileceğim. Her şeyimi anlatabileceğim. Ne mutlu bana… Canım babam benim. Babam bir kaygısından bahsetti anneciğim. Dedi ki: “karıcığım dünya her gün biraz daha kötüye gidiyor. Acaba iyi mi ettik çocuk sahibi olmakla? Ona istediğimiz geleceği sunabilecek miyiz?” Anneciğim ben nasıl bir dünyaya geleceğim. Dünya o kadar kötü mü? Yaşam o kadar zor mu? İnsanlar savaşıyor, cinayet işliyor diyordunuz. Savaşmak ne demek? Cinayet nedir? Oksijenimiz kalmamış. Peki, bu oksijen bizim için bu kadar önemli mi? Küçük çocukları organları için kaçırıyorlarmış anneciğim. Siz beni hep koruyacak ve bana kötülüklerin üstesinden nasıl geleceğimi öğreteceksiniz değil mi?