Kaç kez doğar bir anne? Denizim ile doğum hikayemiz...

İnsan zannediyor ki her hamilelik hatta aynı insanın yaşadığı hamilelikler bile birbirine benzer...Hatta doğum hikayeleri de benzeyecektir, ne de olsa aynı anne...

Yok, benzemiyormuş. Doğumdan hatta rahime düştüğümüz o andan itibaren hepimizin hikayeleri farklı farklıymış...Ve bir doğumun, bir çocuğu dünyaya gelme hikayesini etkileyen binbir çeşit faktör varmış...

2 Aralık 2016 Cuma...Saat 16:00'da doktor kontrolümüz var. Gebelik haftam 39+2 ve ben 2 haftadır her kontrolde olduğu gibi yine NST'ye bağlanıyorum. 10-15 dakika boyunca 1 sancım çıkıyor. Eşimin ekrana bakan gözlerinin büyüklüğünden sancının şiddetini anlayabiliyorum. Ama ben zaten bu kasılmalardan hemen hemen her gün düzensiz olarak hissediyorum. "Artık bu sancıların olması normal" diyor doktorumuz da. Muayeneye geçiyoruz ve miniğimizin hareketlerinin, boyunun kilosunun, suyunun herşeyinin normal olduğunu duyuyoruz. "Kilo yaklaşık 3500" diyor ve ekliyor, "39'u bitirdik. Düzenli kasılma, ağrı ya da kanamada hemen beni arıyorsun ve hastaneye geliyoruz".

Çıkışta annemlere iyi olduğumuza dair haber veriyorum. Tabi gördüğümüz 1 sancıyı söyleyince ve İzmir'den Ankara'ya geleceklerini göz önünde bulundurarak "hemen gelelim mi" diyorlar. "Yok" diyorum. "İyiyim ben, zaten gelseniz de yapacak birşey yok şuan, bekliyoruz."


Akşam yemeğinden sonra bir yorgunluk halim var ama önemsemiyorum. O gün Demir de okula gitmemişti birlikte epey dolanmıştık. Son zamanlarda zaten daha çabuk yorulmaya da başladım. Normaldir. Demiri öpüp koklayıp ben yatırmak istiyorum. Saat 21:30 civarı bebeğimle sarmaş dolaş yatıyoruz. Uyuyakalmışım. Kalktığımda saat 22:30. Kalkıyorum yataktan ama hafif karın-kasık ağrısıyla. Murata bakmaya gidiyorum, o da film izlemek için beni beklerken koltukta uyuyakalmış. Oturuyorum yanına ama uyandırıp film izleyelim diyemiyorum çünkü ağrım biraz farklı. Tedirgin olduğumdan biraz uzanıyorum ama yok uyuyamıyorum. Dinleneyim diyorum yatarak, o da olmuyor, ağrıdan dinlenemiyorum..evi toparlamaya başlıyorum.

Saat 23:30...ağrım azalmıyor ama düzenli bir kasılmam da yok. Demirdeki gibi sabaha kadar birşey olabilir endişesiyle doğum çantalarının son halini kontrol edip kapatıyorum. O kadar sabitlenmişim ki herşey ilk doğumla aynı olacak diye, kendimi dinlemek bile istemeden iş yapıyorum evde harıl harıl...

Saat 00:00-00:30...ağrım belime doğru kaymaya, ve günlerdir düzensiz olan hafif kasılmalarım yavaş yavaş şiddetlenmeye başlıyor. Duş alırsam rahatlarım belki diye, hiç de inanmayarak rahatlayacağıma banyoya giriyorum. Banyoda bile kasılmalarımın şiddetinin arttığını hissediyorum. Çıktığımda hareketlerimi yavaşlatmak zorunda kalıyorum. Yok bu sefer herşey çok mu çabuk oluyor?

Derken tekrar tuvalete girme ihtiyacı ve bağırsaklarımı bozduğumu farkediyorum. Doğumun bir işareti daha. Sonra da üşüme geliyor üstüme. Evet bu sefer herşey daha çabuk oluyor. Eşimin yanına gidiyorum ve artık gitgide daha şiddetlenen kasılmalarım için sayacı çalıştırdım bile...Sancılar 5 dakikada 1...Saat 01:00...eşimi uyandırıyorum "ağrım var, korkma ama doğum sancısı bu ve düzenli olmaya başladı" diyorum. Bana kurduğu ilk cümle "şaka mı yapıyorsun?" "Yok valla, geliyor ve sabahı beklemeyecek sanki" diyorum. O an bir sancı geliyor ve halimi görüyor. Sancılar en az 30 saniyelik...Acayip panik yine...O üzerini giyinmeye giderken ben de doktoru arayıp haber vermeliyiz diye düşünüyorum. 5 dk dolmadan bir sancı daha ve daha şiddetli. Koltuktan kalkarken bir anda kanama ve hemen arkasından sular gelmeye başlıyor. Tutamıyorum, şaşırıyorum, herşey çok hızlı...Hemen doktorumuzu arıyoruz. Sancılar eşliğinde hazırlanıp evden çıkıyoruz. Çıkarken anne-babalara mesaj da atıyoruz: doğum başlıyor! şaka gibi evet!

O evden üçümüz nasıl hazırlanarak çıktık, o buz gibi Ankara soğuğunda arabaya binip nasıl hastaneye uçtuk rüya gibi...Rüya ama, arabada Demirimle konuşmamızı çok net hatırlıyorum: nereye gidiyoruz? kardeşin geliyor...ama daha karlar yağmadı? (henüz ayları bilmeyen boncuğum kar yağınca kardeşinin geleceğini öğrenmişti) Her ihtimale karşı yalnız kalmamak için eşim kuzenlerini arıyor ve hastaneye gelmelerini istiyor.

Hastanenin doğum katına çıkınca hemen açıklık ölçülüyor: 2.5 cm! İlk doğumumda sabaha kadar sancı çekip anca bu kadar olan açıklık bu sefer inanılmaz bir hızla artıyor. Ama bir yandan kanamam ve gelen su miktarı da artıyor. Sancım çılgın gibi arttığından nefesim kesiliyor. Doktorumuz ve anestezi uzmanları gelene kadar odamıza yerleşip doğum için hazırlıklar tamamlanıyor. Tek isteğim o an NST'ye bağlanıp bebeğimin kalp atışlarını duymak. Başka hazırlık umrumda değil. Hemen bağlıyorlar. Onu duyunca rahatlıyorum. Eşim Demirimi odamızdaki diğer yatağa yatırarak uyutmaya çalışırken, sonradan orda olduklarına çok kez dua ettiğim kuzenlerimiz geliyor. Ve yine herşey çok hızlı gelişerek "başlıyoruz" diyorlar ve beni sedyeye taşıyorlar. Yine o gidiş anı ama bu sefer hatırlamadan...

Odamızdan çıkışım...bir bebeğimi babasının omzunda bırakarak sevdiklerime bakışım...diğer bebeğimin sancılarını hissederek asansöre alınışım...O soğuk, buz ameliyathaneye alınışım, doktorumun ve anestezi uzmanlarımın gelişi, spinal anestezi için sancımın ara verdiği ve nefes alabildiğim bir anı beklememiz ve uyuşmayla birlikte gelen rahatlık...Herşey çok hızlı ama şükür herşey yolunda...

Derken o ses...Kibar bir ağlama sesi...hala kulaklarımda...Doktorların gülüşmesi...Doktorumun "bu abinin saçsız olanı...bir abisi var böyle yakışıklı görmedim ben" demesi...Benim gözyaşlarımı yutmam..."İyi mi bebeğim" diye sormam..."Çok iyi, çok sağlıklı" cevabı...Gülüşmeler...sonra...

Sonrası hayatım boyunca unutamayacağım ama hep unutmak isteyeceğim bir süreç...Sol elimden verilen ve sonrasında ağrı kesici-rahim toparlayıcı diye öğrendiğim rutin verilen bir ilaçla acıdan çığlık atmam..."Neden bağırdı" diye doktorumun sorusu, "canım çok yandı o verdiğiniz ilaçla" son cümlem...Derken nefesimin durması...Tamamen kesilmesi...Konuşamadığım için hareketlerle durumu anlatmak isterken, iki elimi iki yana vurduğum anda ellerimin düşmesi...Tamamen hissizleşmem ve gözlerimin kapanması. Bilincim açık, herşeyi duyuyorum ama göremiyorum, konuşamıyorum, hareket edemiyorum, ne olduğunu söyleyemiyorum, soramıyorum. Doğum bitti, dikiliyor, birazdan bebeğimi getireceklerdi ama ben nefes alamıyorum. Panikler, ne olduğunu anlamıyorlar. Seslenmeler, vurmalar, ama ben nefes alamadığımı söyleyemiyorum. Solunum cihazına bağlıyorlar. Saturasyonun %65'lere düştüğünü söylüyorlar.

Bende, kafamda inanılmaz hızlı dönen düşünceler..."Ölüm böyle birşey mi? Ama ben iyiydim, iyiyim ki...ya iyi olduğumu söyleyemezsem onlara...sakın şu solunum aparatını çekmesinler yüzümden...bebeğim nerde...getirseler de göremem ki gözlerim açılmıyor...Daha görüp koklayamadım ki ben onu...Muratıma ne diyecekler...Demirim beni bekliyor ama odada.." ve bir dolu düşünce...ve son duyduğum şey "hasta yoğun bakımlık".

Ordan çıkış ve yoğun bakımda kalış sürem bana göre tamamen belirsiz. Çünkü bilincim de gitmiş bir süre...Gerçekte ise 7 saatmiş. Yoğun bakımda uyanmaya çalışırken sesleri duyuyorum yine...Muratımın sesi...Bağırıyor, ağlıyor, göremiyorum, seslenemiyorum sadece duyabiliyorum. "Ne yaptınız ona...Ben Demire ne diyeceğim şimdi...hayır heyecan yapmaz o, benden daha soğukkanlıdır...ne oldu benim karıma" soruları...haykırışları...sonra yine sesler gidiyor...Sonra yavaş yavaş gözlerim açılmaya başlıyor, önce sevdiğimi sonra doktorumu görüyorum. Yavaştan parmaklarım kıpırdamaya, gözlerim açılmaya, nefesim gelmeye ve konuşmaya başlıyorum. Herşeyi duyduğumu söyleyebiliyorum nihayet. Sonra sevdiğimin elleri arasında ağlıyorum...Sevdiğim karşımda titriyor, susamıyor...


Saturasyon düşüklüğüne ve vücuduma yeterince oksijen gitmemesine fazla kanama mı, yoksa ilaçların bir yan etkisi mi sebep oldu hala bilinmiyor. Ama o an en kötü senaryo yazılıp akciğere pıhtı atmasından şüpheleniyor ve odada sabırsızlıkla bekleyen, bebeğin gelişinin ardından kime sorsa eşinden bilgi alamayan, saatlerce kapılarda bekleyip yoğun bakıma alındığımı öğrenen eşime, karşısına geçen kadın doğum-göğüs hastalıkları-anestezi uzmanları tarafından bu olası şüpheler söyleniyor. Sonuç: bağıra çağıra ağlaya hastaneyi birbirine katan, doktorlardan sadece "iyi" cevabını bekleyen, soğukta içi yana yana çocuklarına ne diyeceğini ve bensiz ne yapacağını düşünen, en kara geceyi yaşayan bir eş...7 saatlik yoğun bakımdan kansızlık dışında problemsiz çıkan ve yapılan tetkik tahlil muayenelerle her türlü şüpheyi yok eden bir anne...Olan biteni bilmeyen ama neden hala odaya alınmadığımı merak edip İzmir-Ankara arasında en uzun yolculuklarını yapan anne-babalar...Ve herşeyden habersiz anne-babasını odada bekleyen iki küçük melek...

Sabah odamdayım. Annemler gelmiş. Odamız süslenmiş. Minik bebeğime kavuşup ağlıyorum, Demirime sarılıp ağlıyorum, Muratımın ellerinde ağlıyorum. Hormonlor zaten allak bullak, her bir şeye ağlayasım var...Ama çok iyiyim. 2 tüp kan ve birkaç defa serum yiyerek ertesi gün taburcu oluyoruz.
...

Deniz'im...3 Aralık 2016'da saat 03:16'da 39+3 günlükken 52 cm ve 3640 g olarak dünyamıza geldin. O gece Ankaraya mevsimin ilk karı yağdı, aynen abine dediğimiz gibi. O soğuk buz gibi gece bizim yüreğimizi müthiş ısıtarak geldin. Hala o geceyi her düşündüğümüzde, baban hıçkırıklıklara boğulup beni ne kadar sevdiğini söylüyor. Sanırım doğumundan beri milyon kere söylemiştir :) Abin, seni o kadar heyecanla bekledi ki hala ne kadar küçük ve tatlı olduğunu ve ona göre tüysüz olduğundan  bal kabağına benzediğini söyleyip duruyor :) Annemin yani anneannenin gözyaşlarına hiç değinmeyim, tahmin edersin... Doktorlar Allahın beni size, aileme bağışladığını söylüyorlar. Ben ise seni her kokladığımda seni hiç koklayamama ve görememe ihtimalini düşünüp tıkanıyorum, boğazım düğümleniyor, nefes alamıyorum. Kafamı boynuna gömüp ağlıyorum..hala...Sen mi? Benim, bizim o yorgunluğumuza inat, çok ama çok uyumlu, zahmetsiz, uyuyan, hemen hemen gazsız, çok huzurlu, baldan tatlı bir lokum, bembeyaz bir pamuk, şeker mi şeker bir bebek olarak geldin mutlu yuvamıza...Aman maşallah...Bize türlü türlü duyguları tattırarak geldin...Öyle ki bu yazıyı bu kadar fazla duyguyla yazmak aylarımı aldı :) Hoşgeldin canımın parçası!


Bu uyum sürecini ve 4 kişilik aile maceralarımızı daha sonraki yazılarda anlatacağım.

Derler ya, doğum bir mucizeymiş ve bir bebek doğduğunda bir anne doğarmış. Pamuk bebeğim...ikinci mucizem oldun...Ben seninle gerçekten yeniden geldim dünyaya. Ben sana can verdim, sen bana yaşamak için güç...Bağımız öyle güçlü ki...Öyle vazgeçilmezsiniz, öyle seviyorum ki...Allah izin verdikçe sizi, ailemi kolay kolay bırakmaya niyetim yok. Ki, zaten sizsiz nefes alabilme ihtimalim yok...

Allah kimseyi sevdikleriyle sınamasın...
Google+ ile Paylaş

Hakkında Canan Canal

    Blogger Yorumları
    Facebook Yorumları

0 yorum:

Yorum Gönder