"Kreşe başlama" süreci: Miniğim okullu oldu!


Bebeğim henüz 6.5 aylıkken işe geri dönmüştüm ben. 

Doğum öncesi, sonrası ve süt izinlerim bittikten sonra rapor almadan iş başı yaptım; çünkü biran önce işlerimi, bilimsel çalışmalarımı tamamlayıp tayin dolayısıyla dağılan evimizi toparlamak ve eşimle bir araya gelmek zorundaydım. 

Çok küçüktü, ufacıktı, tefecikti. Onu emanet ettiğim kişiler çok şükür ki onu çok seven anneanne-babaanne ve dedeleri olduğu için içim rahat, olabildiğince hızlı bir şekilde süreci tamamlamaya çalıştım. Ama anne olarak bu kadar erken bırakmak zorunda kaldığım için kendimi de hep suçladım. Vicdanım hiç rahat değildi. "Ya beni ilerde onunla yeterince ilgilenmedim diye içten içe suçlarsa?" diye içim içimi yedi çalışan her kadın gibi...Hele bir de baba da başka şehirde olunca, hep eksik hissettim. Ona kendini eksik hissettirmemek için de sınırlarımı zorladım. Bu yüzden işten kalan zamanımı olabildiğince sadece ama sadece ona ayırmaya çalıştım. Hafta içi akşam işten gelince o uyuyana kadar başka işlerimi, çalışmalarımı, her şeyi geçtim; yemeğimi yemeyi bile erteledim onunla birlikte yiyecek yaşa gelene kadar. Hafta sonum, gecelerim, iş dışı her anım onundu. Her anımız oyunla, verebileceğim kadar eğitimle ve sınırsız sevgimle doluydu. Hiç şikayet etmedim durumumdan, zevkle yaptım. Ama yine yeterli gelmedi bana, dedim ki; şu çalışmalarım bir bitsin, yeni şehirde bir iş bulana kadar hiç dert etmeyeceğim. Zamanımı doyasıya bebeğimle değerlendireceğim ve çok ama çok eğleneceğiz.



Gerçekten de öyle oldu!

Yaklaşık 28 aylıkken 7/24 birlikte olmaya ve yapışık ikiz gibi gezmeye başladık tekrar. "Etkinlik" adı altında aslında normalde yaptığım ev ya da ev dışı her işimi onunla ve büyük bir zevkle yapmaya başladım. Gündüz çok iyi bir ikili; akşamları da iyi bir 3'lü olarak ayrı kalan zamanlarımızın acısını fena çıkarttık :)

Ama artık 4 yaşında!

Annenin, babanın verebileceği sevgi, ilgi ve eğitimin sonu yok. Ama çocuğun ihtiyacı olan sosyalleşmesi maalesef sadece anne-babayla, yakın akrabayla, ya da sık görüşülen arkadaş çocuklarıyla olamıyor. Çocuk evde kendi üzerinde yoğunlaşan müthiş ilgi kadar ilginin paylaştırıldığı durumları da, iyi ve düzgün kadar kötü ve sıra dışıyı da, evdeki kurallar kadar toplum arasındaki kuralları da tatmalı. Hangi yaşta? Kimi uzmanlar 4 yaş diyor, kimileri 3. Kimileri anaokulu yaşıdır evden ayrılması gereken yaş diyor, kimileri ilkokul...Kimileri anne işe başlayınca diyor, kimileri kardeş olunca...Bu tamamen aileye bağlı.

Biz, özellikle anneyle çocuğun güvenli bağlanma ve ayrılmanın oluşacağı ve duygusal gelişimi için en önemli dönem olan 4 yaşına kadar kreşe vermeyi düşünmedik, tabii ben işe girmediğim ve herhangi bir koşuldan dolayı mecbur kalmadığım için. Sonra yuvamıza bir bebek daha katılacağını öğrendiğimiz için "doğumdan bir zaman önce okula başlaması alışma süreci bakımından daha iyi olur; hem lohusalık ve minik bebeğin ilk zamanlarında evde bunalmaz; hem de tam doğum sonrası başlarsa kendini dışlanmış hissedebilir" mantığıyla Eylül ayında boncuğumuzu okullu yaptık.

Ama sorun bir nasıl yaptık?! Ağlaya, zırlaya!

Sürecimiz şöyle oldu:

- Aylaaar öncesinden bir gün herkesin okula gideceğini, bizlerin de gittiğini, çünkü okulda evdekinden çok daha fazla şeyi, çok daha fazla araç-gereç-oyuncakla ve bir sürü arkadaşla birlikte öğrenebileceğini ve okulların eğlence ve oyun yeri olduğunu vurgulamaya başladık. Sorularını hep aynı kararlılıkla cevapladık. Yanıt olarak da hep şunu duyduk: "ama ben sizi çok özleriiim, siz de gelin!" Dedik ki "biz daha çok özleriiiiz ama bizi almazlar, bu yüzden de akşam sen gelince çok çok sarılır oyunlar oynarız"

- Yılmadık tabi :) Konuşmaların ardından gönderebileceğimiz kreş/okulların listesini yaptık; özel ve devlet, anaokulundan-liseye uzanan ya da sadece ilkokula kadar, yakında ve uzakta...Sonra da listemizdekileri tek tek onunla birlikte gezmeye, yetkililerinden bilgi almaya başladık. Kimilerini sevdi, kimilerini hiç sevmediğini söyledi ama hepsinden çıkınca aynı şeyi tekrarladı: "ama ben sizi çok özleriiim, siz de gelin!"

- Karar aşamasında, baktık ki bizimki hiçbir yeri sevmiyor :) iş başa düştü diyip her ailenin durum ve şartları gibi biz de kendi tercihlerimizi, imkanlarımızı ve olmazsa olmazlarımı düşündük. Benim doğum yapacak ve alışma aylarından sonra artık onu getirip götüremeyecek olmamdan dolayı bendense babasına yakın olması; kreşin kameralarının sürekli çalışır ve sadece kendilerince değil tüm velilerce izlenebilir olması, öğretmeninin çok tavsiye edilmesi ve mümkünse kendisiyle önceden tanışılıp karşılıklı isteklerin belirtilmesi, mümkünse her gün yedikleri/yiyecekleri gıdaların her gün okulda olan bir Gıda Müh. tarafından denetimden geçmesi, daimi bir hemşirelerinin olması, okul iç ve dışında çocuklar için güvenlik ve temizlik tedbirlerinin olabildiğince alınmış olması, en önemlisi de bu yaştaki küçücük bir çocuk için eğitim materyallerinden ziyade idareden eğitimcilere kadar tüm okul personelinin sevgi ve ilgi dolu olması gibi önceliklerimiz sonunda bizim bütçemize de uygun bir okulda karar kılmamızı sağladı. Karar verdiğimiz okula başlamadan önce tekrar gidip ziyarette bulunduk ve her yerini tekrar gezip, herkesle tekrar tanıştık :)

Karar verince iş bitmiyor. Çocuk hazırlanınca da iş bitmiyor. Annenin alışma süreci var ki; en çok yoran bu!

Ben kararımdan vazgeçmeden hemen tatil dönüşü Eylül ayında okulların açılmasıyla kreşe başladı bal böceğim.


1. gün: 07:00'de mızmızlanarak kalktı. Kahvaltı yapmak istemediği için zorlamadım. Servisimizle 08:30'da okuldaydık. Daha bırakmaya yeltenirken çok ağladı, stresten tekrar ve tekrar tuvaleti geldi. Defalarca konuşarak ayrılmaya çalıştım ama çok ağladığı için gidemedim. Deli gibi ağlarken arkamı dönemem ki ben ona, hiç yapmadım ve yanlış buluyorum. Maşallah okulda da ağlayan ağlayana. Tam biri susuyor, diğeri başlayınca hooop zincirleme herkes başlıyor ağlamaya. Görmesem etlerini koparıyorlar herhalde çocukların der bağırırım eğitimcilere de yok ki öyle birşey. Gayet sabırlılar. Hem sınıflarında, hem kahvaltıları sırasında yemek salonlarında durmama izin verdiler bugün neyse ki. Ama kahvaltısını yapmadı. Bekleme salonunda kameraların karşısında tırnak yiyerek ve ağlayarak bekledim ve saat 11 gibi teslim ettiler. Geldiğinde çok mutluydu. 

2. gün: 1. günün akşama kadarki kalan vaktini ara ara ağlayarak ve gitmek istemediğini söyleyerek geçirdi. Gün boyu sohbet ettik. Sabah kalkar kalkmaz yine ağlamaya başladı ve "gitmiceem" dedi. Yine yapamaz diye evde çok hafif birşeyler yedirdim. Yol boyu mızmızlandı. Sınıfa girince stresten sınıfın ortasına çıkardı. Temizlik ve güzel konuşmalar sonrasında öğretmeni benden alarak konuşmaya başladı. Öğretmenini tekmeliyordu o sarılmaya çalıştıkça ki, beni bekleme salonuna aldılar ve saat 11'e kadar gözükmememi söylediler. Ağlamama izin var neyse ki :) Kahvaltısını yapmış, hiç ağlamamış ve o saate kadar çok mutluymuş, yanıma geldiğinde de çok mutluydu bugün boyunca da mutluluğu devam etti.

3. gün: Yine sabah "gitmek istemiyoruuum" diye kalktı. Servisle gidene kadar mızmızlandı ve stresten karnı ağrıdı. Bugün babayla birlikte bıraktık okula ve baba sınıfa kadar eşlik etti; ama yine sınıfın orta yerine çıkardı. Hemen yanına gittim ve sakince konuşmalarımızın ardından öğretmeni ikimizin de gitmesini istedi. Vedalaşıp öğretmenini tekmelerken bıraktık ama bekleme salonunda bu sefer ben dağıldım. Hem de nasıl ağlıyorum..."Artık yeter, mutsuz olmasına dayanamam, alıp gidiyorum çocuğumu!" dedim. 5 dakika sonra eşim "gel kameraya bak öyle ağlamaya devam et" dedi; meğer benim böcek yukarıda müzik eşliğinde mutlu mesut zıp zıp zıplıyor! Hem de ben onun için üzüntümden zırıldarken! Bekledim tabi, eşim gitti, bana da saat 12:30 gibi öğle yemeği sonrası teslim ettiler. Çok eğlenmiş bugün, öyle diyor kerata. Sen mi ben mi!!!

4. gün: Yine isteksiz ve bol mızıldanmalı bir sabah! Bu sefer serviste çıkardı stresten :( Artık baba da geliyor sabahları bizimle okula ve öğretmenine o teslim ediyor. Mızıldanmalı bir ayrılış ama tekme yok bugün. Yazık yahu öğretmenine! Hem müdür hem öğretmenleri konuştu benimle. "Gün boyu mutsuz olsa, hazır değil daha diye almanızı isteriz ama çok uyumlu, tüm nazı size inanın" dedi hepsi. Yine öğle yemeyi sonrasında geldi biciriğim ve çok mutlu. Günün kalanında da bıcır bıcır mutluluktan.

5. gün: Yine isteksiz ve aynı türden bir sabah. Neyse ki kusma ve ağlama olmadı. Sanırım alıştı artık. Öğle yemeyi sonrası teslim ettiler ve gezmeli tozmalı gayet mutlu günümüzü geçirdik annesi ve yavrusu.



1. haftamızı tamamladık. Her gün kalan zamanımızı anne-oğul gönlümüzce gezerek, parklara giderek, alışveriş yaparak, oyunlar oynarak eğlenerek değerlendirdik. Tam "alışıyor galiba" derken, hooop Pazartesi tekrar başa döndük! Tekmeler, şarıl şarıl ağlamalar yok onda, ama stresten yolda ya da evden çıkarken kusmalara; mızıldanmalara, "gitmek istemiyoruuum"lara devam. Servis yerine arabada da aynı karın ağrıları, aynı mutsuzluk. Taa ki okuldan içeri girip alışana kadar. En büyük silah cümlesi de "anne seni çok özlüyorum ben orda!" İyi de yavrum, bendeki de yürek! Dayan dayan nereye kadar, kalbim sıkışıyor bu duygu sömürüleriyle :(

2. haftamızda öğlen uyku denemeleri yaptıklarından kademeli olarak orada kaldığı süreyi arttırarak teslim ettiler. Tabii ki bu da kriz oldu: "orda uyumak istemiyoruuuum, sensiz uyumak istemiyoruuum". Ki başta uyumadı. Saat 14:00 gibi, sonraki gün uyku sonrası 15:00 gibi, ikindi kahvaltısı sonrası, meyve saati sonrası derken derken 2. haftanın sonunda sabah alıp 17:30 gibi teslim ettiler bebeğimi. Tabi ilk hafta kamera karşısında boyun tutulması yaşayıp, 2. hafta ben de onu görmemeye alışmak için okuldan ayrıldım zaman zaman ve tüm gün bir yerlerde dolaşıp akşam özlemle kavuştum yavruma. Alışık değilim ki ama onsuzluğa, sanki çantam yanımda yok gibi, ruh gibi gezdim gün boyu...

3. haftadan itibaren ben bıraktıktan sonra eve gelmeye başladım, akşam babası aldı artık. Evet, bu da kriz. "Orda beklemeni istiyoruuum, sen de beni aaaal". Ben de pek memnun değilim buna. Onsuz ev de sokaklarda her yer de bana dar! Ama karar verdik bir kere. Yine güzel güzel konuşmalarımızı yapıp anlatmaya çalıştık durumu. Artık karnımın büyüdüğünü, gelmemin zor olduğunu, zaten okulda benim beklememe izin vermediklerini, herkesin anne-babasının da gittiğini söyledik. Ki gerçekten tek bekleyen bendim, yazıktı bana, öyle diyorlardı :)

4. haftadan itibaren de evden uğurlamaya başladım eşimle bebeğimi. Artık okula gidip arkadaşlarını görünce babasını öpmeden, arkasına bakmadan gidiyormuş, o derece.. Bir kere sabah gidip ben de bırakayım dedim, yine naz ve yine gitmek istemedi. Öğretmeni de "gelmeyin, sizden ayrılması çok zor oluyor, baba bıraksın" dedi. Bir daha bırakmadım sabah. Akşam da özlemle karşıladım "bebeğiiim nasıl geçti günün?"

Şuan 5. haftadayız. Ayrıca, 16 Ekim itibariyle 4 yaşındayız:) Hala kusmalar ve sabahları isteksizliği devam ediyor. Ama daha iyiyiz ve mümkün olduğunca aksatmadan her gün okula gitmeye, tam gün kalmaya, akşamları ve hafta sonları da okul ve yaşadıkları hakkında bol bol sohbet etmeye, verilen her tür etkinliği birlikte yapmaya ve bize ait zamanımızı en verimli şekilde eğlenerek, sevgiden öpücüklere boğa boğa geçirmeye çalışıyoruz :)

Gidene mi daha zor kalana mı bilmem ama ben okul konusunda çok ama çok zorlandım. Hatta ilk doğduğundaki emzirme seramonisi dışında ne emzirmeyi bırakırken, ne taşınmada, ne tuvalet eğitiminde hiç bu kadar zorlamamıştı beni. Haftalardır her sabah mız mız halleri ve ağlamaları, dudak bükmeleri, gözü yaşlı kedi gibi bakmaları, rutinleşen kusmaları, ağzında devamlı "ben sizi çok özlüyorum okulda" lafları yüzünden ona gülümsedim ama arkamı dönünce ondan kat kat fazla ağladım, içim parçalandı, defalarca "yeter" diyip göndermekten vazgeçtim sonra toparladım kendimi, geceleri uyuyamadım, özlemden koynumda yatırıp onu izleyip durdum saatlerce...Eğer eşimin beni rahatlatıcı sözleri olmasa çoktan alırdım onu. Ama bebeğimin her gün okuldaki mutluluğu, bırakma anından sonraki çok çabuk alışma süreci, öğretmenlerini, arkadaşlarını ve okulunu çok sevmesi, öğretmenlerin "bütün nazı size, hele annesine, siz bırakmayın baba bıraksın, o çok mutlu ve biz çok memnunuz ondan inanın" sözleri, her gün gelince bıcır bıcır o gün ne kadar eğlendiğini heyecanla anlatışı, hem de yaptıklarını ve olanları öğretmenleriyle paralel bire bir anlatışı, ona okulun katacaklarına inancımız, öğretmenlerinin her gün gönderdikleri fotoğraf ve videolar benim en büyük tesellim şimdi. Bir de akşam üzerime atlayıp birbirimizi özlemden öpücüklere boğduğumuz an kadar tarifsiz güzel bir anım yok...

Önce dünyaya geleceği için anneden ayrılma...Sonra emzirme dönemi bittiği için anneden ayrılma...Şimdi de okul yaşı geldiği için anneden ayrılma...

Karma karışık duygularım, boğazım düğüm düğüm... Allah hiç bir kuzucuğu annesinden babasından ayırmasın. Hele ki koskoca anne yüreğini üzüntüden hiç sıkıştırmasın. En kötü ayrılık böyle geçici ve sadece onların iyiliği için olsun. Yeter ki çok ama çok mutlu olsunlar...

Google+ ile Paylaş

Hakkında Canan Canal

    Blogger Yorumları
    Facebook Yorumları

0 yorum:

Yorum Gönder