3 yaş doğum günü: Demir İtalya'da!

Sonra aylardan Ekim...en bi' sevdiğim! 

Çünkü doğurduğum ve onunla beraber doğduğum aymış.
Çünkü elvedaymış "terrible two!" Çünkü merhabaymış "terrible threes!!!" (gerçekten böyle bir tabir varmış). 

3 yıl sular seller gibi geçip gitmiş...Her şey değişmiş, herkes değişmiş...A aa minik kuzumun minik elleri ve ayakları da büyümüşmüş...Babasına göre "eşşek" kadar olmuşmuş, ama yok yahu bana göre hala mini minicik nohut parmaklıymış. Küçücük burunlu küçücük ağızlıymış. Hanimiş de hanimiş miş :) (küçülüp cebime de girseymiş) Boyu uzayıp 99 cm olmuş. Kilosu, ağzı hiç boş durmamasına rağmen; müthiş enerjisiyle poposunun yere sayılı temasına ve tuvalete çıkma hızına bağlı olarak bir süredir 15.6kg'da sabitlenmiş. Yaklaşık 2 yıl konuşmamanın acısını son 1 yılda bir çıkarmış bir çıkarmış. Çene düşmüüüş, dil pabuç olmuuuş, şakaları anlayan, bir de üstüne dalga bile geçen (bak sen bir damlacık velede bak!), bakışımla diyeceğimi anlayan, akıllı, genel olarak uslu, iletişimi kuvvetli, sabırsız, yine ve yine heyecanlı, asabi ve inatçı, yine şaşkın, yine boncuk bakan, yine "ben yapıcam"larla dolu ama bu sefer daha çok ellerini kollarını bağlayarak ve kafasını sola çevirerek "hayııır yapmıcam işte hıhh" diye triplenen...ama ağzından "anne seni çok özledim, baba seni çok sevdim, teşekkür ederim, eline sağlık çok güzel yapmışsın" eksik olmayan ve küçücük şeylerle nasıl da mutlu olan, giderek kendi kendine daha iyi oyun kurmayı, "hah aklıma bir fikir geldi" diyerek tasarlamayı, anca "değiş-tokuş" yoluyla da olsa arkadaşlarıyla paylaşmayı, evet evet "arkadaş" edinmeyi öğrenen ufacık tefecik bir adam olmuş. Babaya en büyük ortak, anneye en güçlü yoldaş olmuş...

Sevgimin boyutu bile değişmiş. Meğer insanın sevdikçe sevesi, öptükçe öpesi, baktıkça bakası, kokladıkça koklayası geliyormuş. Ve bu sevgi tüm nefretleri, öfkeleri unutturuyor; sulu sulu öpücükler her derde deva oluyor; bakışlar dünyanın tüm kötülüklerini örtüyor; eşsiz kokuyla sarhoş olunup "gerçek huzur budur" deniyormuş. Ve bu sevgi öyle büyük ve bağlayıcıymış ki, birlikte dünyaya getirdiğin sevdiğinle daha bütün-kan-can olmaya, anneni, babanı her daim sonsuz minnetle anmaya sebep oluyor, hayatını ve kişiliğini "çocuktan önce"-"çocuktan sonra" olarak bölmeni sağlıyormuş.   

Bu sene doğum günü bile farklıymış. Çünkü meleğim hazırlıkları annesiyle yapacak kadar büyümüş. Bağımlısı olduğu kurabiyeler ve doğum günü pastasını bile birlikte yapacak kadar hem de.

Bu sene kuzumun dayısı bizi yalnız bırakmadı ve bir süredir takıntılı olduğu "arabalar" konseptine uygun bir şeyler hazırladık. Gecemizi yiyerek, gülerek ve incik cincik lego parçalarını birleştirerek geçirdik. 16 Ekim'de evdeki kutlamanın ardından ertesi sabah çok seviyor diye "yok canım soğuk değildir o kadar, hadi doğum günü pikniği yapalım, top oynar ısınırız" dedik ki, Ahlatlıbel'de bir şeyler atıştırır atıştırmaz bir taraflarımız dona dona piknik alanını terk ettik. Anladık ki Ankara'da piknik sevdası da bir yere kadarmış.


Bu seneki doğum günün asıl özelliği 10 gün sonra devamının gelmesi. Hem de üçümüz birlikte ilk yurtdışı tatilimizle. Hem de bir çocuğun en seveceği "makarna, pizza ve dondurma" ülkesine. Hem de sağlıklı beslemeye çalışan anneyle, hah!

İtalya'da katılacağım bir kongre sebebiyle gözümüzü ve olabildiğince bütçemizi karartarak :) kendi başımıza bir İtalya turu ayarladık. Roma, Vatikan, Perugia, Floransa, Venedik ve Milanoyu 1 hafta içinde, tren ve motora bağlamış ayaklarımızla ve bir de tabi bebek aramızla gezmeyi başardık. Kalacağımız otelleri, gezeceğimiz rotayı önceden belirlediğimiz için, Demir çok şükür ki çok uyumlu bir çocuk olduğu için, ve önce onun düzeni ve rahatına dikkat ettiğimiz için çok güzel bir doğum ayı geçirdik.


Teee bir zamanlar...ilk uçak maceramızı yazarken "ayyy nasıl binerim ben küçücük bebekle uçağa" diye paniklerken, son zamanlarda çok sık olan uçak yolculuklarımızla korkuları epey aşıp tavsiye verir duruma; tatillerde ne yapmalı nasıl yapmalı diye diye okurken, geze geze bir yurtdışı turundan korkmaz hale gelmişiz. O yüzdendir ki deneyimlediğimiz birkaç püf noktasını paylaşmak istedim. Ki biz unutmayalım, ileride baktıkça hatırlayalım, isteyenlere de bir faydamız dokunsun:

  • Uçak yolculuğu için çantaya yedek kıyafet (iç çamaşır ve çorabından giysilerine kadar), oyalayıcılar (sevdiği oyuncak, masal kitabı, boya kitabı ve kalemleri vs.), kulak tıkanmasına karşı su/sıvı ve atıştırmalıklar, vazgeçilmezler: ıslak ve kuru mendil ve kolonya koyulmalı.
  • Uçağın varış saati mümkünse çocuğun uyku saatinin dışında olarak seçilmeli. Valiz bekleme, pasaport kontrolü, havaalanından otele kendi imkanlarınızla transfer bir hayli zaman alıyor. O süreçte uykusuzluk cidden bir ızdıraba dönüşebilir. Biniş saatinde uyuması avantaj bile olabilir.
  • Kalınacak oteller havaalanından veya trenle gidilen şehirlerde istasyondan en kolay şekilde ulaşılabilir yerlerde olmalı ki, hem valizler hem de bebek arabasında muhtemelen sıkılan bir çocukla bir an önce yerleşmeye bakılsın. Özellikle akşam saatlerinde varılacak yerler için önemli. "Birkaç transfer atlatırız, noolcak" diye düşünülmemeli. Bir-kaç transfer bebek arabası ve valiz/çantalarla; özellikle de bir çok tren istasyonunda asansör olmadığını göz önüne alırsak insanın bir hayli canını çıkartıcı.

  • Gitmeden Türkiye'de ya da yabancı ülkeye gider gitmez ilk wi-fi noktasında bir sonraki günün/günlerin gezi planları yapılmalı. Ülkeye ait turist haritaları varsa akıllı telefonlara indirilerek gidilecek müzeler, tarihi yerler, parklar gibi turistik yerler ve gidilecekse çocuklar için özel yerler belirlenip rota çizilmeli. Yol haritası ve süre belliyse mümkünse süreye bağlı kalarak, çocuğun uyuma ve yemek yeme saatlerine göre mola/yeme/yürüme zamanı belirlenmeli. Hemen hemen bütün çocuklar arabalarında geze geze gitmekten zaten hoşlanacakları için eğer puset için elverişliyse birçok yere yürüyerek gitmeli, ki paradan tasarruf yapılarak sokak sokak şehirlerin tadına varılsın. Kuzular sıkılmasın, ebeveynler de gerilmesin :) Hatta mümkünse çocuklar da yürüsün, yorulsun, varsın puset üst-baş-eşya taşıyıcısı olarak kullanılsın ama çocuk sahip olduğu enerjiyi gezerek atsın, şöööyle iyice bir yorulsun ki akşam pusete kendi kendine girip "üstümü ört anne çok uykum geldi" diyerek kafayı koyar koymaz anında uyuyabilsin :))
  • Demir için tuvalet eğitiminin ilk gününden beri kullandığım "potette" tuvalet adaptörü gibi bir adaptör (şu içine poşet geçirilerek her yerde iş görür lazımlık, gerçekten her eve lazım) pusetin altında her daim olmalı. Erkek çocuklar için içtiğiniz suların pet şişeleri mümkünse atılmamalı. Her yerde her noktada tuvalet bulmak imkansız ama o şişeler çok iş görüyor. 

  • Gidilen ülkede neler yenilir ve çocuğa yedirilebilir önceden araştırılmalı. Böyle pizza, makarna ve dondurma ülkesinde çocuk cennete düşmüş gibi oluyor tabii ki :) Ama her ülkede böyle değil. Yine de onlara en uygun yemek mutlaka bulunur. Olmadı, bir süre çorba ve domatesli-kıymalı (bolognese) soslu makarna yemek hem cazip hem de oldukça besleyicidir.
  • Özellikle kahvaltı kültüründeki farklılıklardan dolayı evden en azından birkaç gün yetecek kadar getirilen kek/kurabiye ya da ilk fırsatta en yakın marketten alınacak normal ekmek, salatalık, zeytin vs. sevdiği ürünlerle yapılacak küçük bir sandwich sabah kalkıp gördüğünde mutlu olmasını sağlayabilir. Gün içinde yemek ve atıştırmak üzere yine evden küçük bir poşette götürülen sağlıklı çerezler (ceviz, badem, fındık, kuru incir, üzüm ve kayısı vs.), krakerler, muz/elma gibi meyveler ve kavanoz bebek mamaları oldukça iş görür. Bunların yanında bir şişe de su her daim çantada olmalı.
  • Ateş düşürücü ilaç ve ateş ölçer mutlaka valizde bulunmalı. Ayrıca burun temizliği için serum fizyolojikler, kişisel temizlik eşyaları, ince ve kalın yedekli dış giysiler unutulmamalı.
  • En önemli nokta da gezinin planı nasıl yapılırsa yapılsın öncelik çocuğun rahatı ve düzeni olmalı. Düzeni hemen hemen bozulmayan çocuk rahat ve mutlu olacaktır. Aslında çocuk için bir hayli sıkıcı olabilecek tarihi-turistik yer ve sokak gezilerini hep birlikte çoook eğlenceli bir maceraya dönüştürmek biz ebeveynlerin elinde.

Akla takılabilir, söyleyim :) Belki değil, kesinlikle, kuzum bu gezinin hiçbir kısmını hatırlamayacak. Şahsen ben 3 yaşındaki anılarımı hiç hatırlamıyorum. Belki ona yaşattığımız hisleri, mutluluk-huzur-güven duygularını anımsayacak. Ve evet, onsuz gitsek belki yorulma ve rahatını düşünme bakımından daha rahat olurduk. Ama her gördüğümüz güzellikte, her tattığımız lezzette ve her kahkahaya boğulduğumuzda kesinlikle "keşke kuzumuz da burda olsaydıııı" diyerek burnunun direği sızlayan, boğazı özlemden düğümlenen ve sonunda gözlerindeki yaşları "böhhüüüü" diye bırakarak en mutlu ortamın içinde salya sümük oturan bir çift olurduk :)

Her şey ama her şey seninle çok daha güzel meleğim. İyi ki doğmuşsun, iyi ki varsın!
Google+ ile Paylaş

Hakkında Canan Canal

    Blogger Yorumları
    Facebook Yorumları

0 yorum:

Yorum Gönder