AYLARIN ÖZETİ: 3 YAŞ ÖNCESİ VE SONRASI

Şubat 24, 2016

Kuzuuuum;

O kadar uzun zaman oldu ki yazmayalı...Tam 7 ay! "Hadi şunu da atlatayım ondan sonra yazarım, nasıl olsa unutmam ben-şu işimi de bitireyim, ordan da dönelim yazarım" diye diye ayları yutmuşum ya ben...

Ve maalesef insan hafızası çok nankör; hayatta unutmam dediğin şeyler uçup gidiyor...Bunun yanında da bir çocuk gelişimi inanılmaz hızlı, her geçen gün şaşkınlıktan ağzını açık bıraka bıraka devam ediyor.

Ben de şimdi bu yazıyı yazarken hafızamın en derinlerini fotoğraflar yardımıyla yoklayıp geçirdiğimiz aylardan bir özet yazı yazmaya ve bir daha bu kadar ara vermemeye çalışacağım. Gerçi özet demişken...ben yazdıkça yazdığım için özet yazımı da birkaç bölüme bölüp öyle yayınlarım sanırım :))

En son Temmuz 2015'de yani henüz sen atarlı-depresif 2 yaş sendromunu yaşıyorken ve biz "imdaaaat ne zaman bitecek bu yaş" diye geriye doğru sayıyorken (buraya bir not:  sayma! saymayacakmışsın! çünkü gelen her gün gidenleri mum gibi aratıyormuş!) "hayır" ve "neden" dönemindeymişiz. Çok birşey değişmemiş. Sen hala "hayır" diyorsun, hem de ilk duyduğun herşeye! Hala nedenini sorguluyorsun; bir farkla: ardından "nasıl" ya da "ne demek" sorularını ekleyerek...Örneğin bana geçen gün sorduğun soru: "anne papaz olmak ne demek?" "o da nerden çıktı? kim dedi?" "babam dedi, papaz oluruz senle dedi, nasıl oluyo?" :) Bende ağzı açık şaşkın bir ifade, babanda şaşkın suratla beraber bir kopuş ve kahkahalara boğulmamız..."Yani sözümü dinlemezsen, seninle anlaşamayız, tartışırız" dedim kısaca. Bu ara böyle; Anne=sesli sözlük!

Kendime not 1: Her an her soruya hazırlıklı ol, şaşırmayı kısa kes ve çocuğa net, anlaşılır cevap ver.

Kusuruma bakma ama o kadar çok şeyini ifşa edesim var ki boncuğum bak şaşırdım, sondan başladım yazmaya...Dur daha 2.yaşın son günlerinden başlayım, sonra bugünlerimize geleceğim adım adım.

Aylardan Ağustos...1 haftalık tatilimiz var. Eh gezmeyi de seven, hatta rahatına çok düşkün olmayıp durduğu yerde duramayan, illa "bir oraya bir buraya gidelim", "şurayı da görmeden gelmeyelim" diye kimi zaman kendimizle "sürünüyoruz yine resmen" diye dalga geçtiğimiz, "bugün de doyduk çok şükür, ohh bak kalacak yer de bulduk mis" diye diye evliya çelebi gibi gezdiğimiz bir tatil planladık. Akyaka'dan başlayıp Kaş'tan çıktık. Balayımıza benzer bir tur tabii bu sefer, ama senle beraber! Hem de pek sevdiğimiz arkadaşlarımızla. Nasıl oldu? Valla bence pek güzel oldu. Çok şükür ki küçüklüğünden beri sağladığımız ve benim kimi zaman eleştirilere maruz kalsam da dikkat ettiğim düzenin var ya...işte o her daim hayatımızı kurtarıyor. Yemek yeme saatlerin belli, uyku saatlerin belli, korktuğun ve sevdiğin şeyler belli, bünyen ve huyun belli. Dolayısıyla seni iyi tanıyıp "önce sen" dedikten sonra ve planlarımızı sana göre yaptıktan sonra sen her ortama ayak uydurdun. Seninle fasıl da yaptık, dalış teknesinde günümüzü de geçirdik; akşamın bir vakti pansiyon da aradık, sıcak nem demeden yapış yapış da gezip yüzdük :) Ama hepsinde ilk önce senin rahatın ve huzurunu düşündük. On yüz bin milyon aferim kuzuma! Kısa gezinin karı artık kollukla yüzmeyi ve havuza atlamayı da öğrendin ki mutluluğun paha biçilemezdi! 


Sonra tüm güzelliğiyle Eylül geldi...sonbahar...benim bir zamanlar hiç sevmediğim ama sayende bayıldığım sonbahar...Her ne kadar doktorayı bitirme aşamasında depresif bir anne olsam da o ara, baya bir sıkı çalışma temposuna girsem de, seninle enerjime enerji kattığım tüm sıkıntılarımdan seninle uzaklaştığım sonbahar...Eh çocuk bitmek bilmez sendromlu ve enerjili, annesi stresli...biz de ne yaptık, kendimizi etkinliklere vurduk. Evde hafıza kartları yaptık ki eşleştirme oyunlarını hala çok seviyorsun. Oyun hamurları ile mıncık mıncık uğraşmalar, sonrasında kinetik kum ile tanışma, parmak boyalarıyla şaheserler yaratıp sonra saç ve tırnaklarımızın içinden boya çıkarmalar, guaj boyayla önümüze geleni boyamalar, pastel boya ve kuru boyayla çok sevdiğim ve yeteneğimin zirve olduğu (!) resim derslerine geri dönüşüm, taş boyama, ataç tutturmaca, pipet-düğme-tellerle olta takımı yapma, süt kutusundan evcilik oyunumuz için ev yapımı...Son zamanlardaki favorilerimiz "çıkartmalı faaliyet kitapları" sayesinde hem öğrenip hem her yere birşeyler yapıştırmalar :) Nokta birleştime ve labirent oyunları, zıtlık-eşitlik oyunları ve tabii ki yapbozlar...Tuvalet kağıdı ve kağıt havlu ruloları, yumurta kabukları, atılmaya yüz tutmuş kartonlar, plastikler, dergiler vs. hiç bu kadar anlamlı olmamışlardı. Evde atılacak herşey hakkında 2 kere düşünen "dur bi kalsın bu, belki lazım olur" diyen canım anneanneme döndüm resmen.  Ama miniğimin en sevdiği oyuncaklar da hep bu çer çöpten çıktı. Mütevazi çocuğum :)

Kinetik kum ve etkinlik kutularımız
Nasıl balık tutuyoruz ama :)
Kesme-yapıştırma, süt kutusundan minicik bir ev yapma

Ataç oyunları
Temiz yumurta kabuklarını boyama
Boya demişken...hemen günümüze geleyim ve aklıma gelen, geldikçe de saçlarımı diken diken yapan olayı anlatayım. Çok tatlı ve zeki bir arkadaşım, ki bu yazıyı okursa hemen kendisini anlayacaktır, kızıyla yaşadığı bir olayı sosyal medyada paylaşmış. Kızı boyama kalemleriyle duvarı boyamış. Korkudan önce inkar, annesinin ince zeka dokunuşuyla sonra itiraf etmiş. Ve ben hangi akla hizmet bu olayı yemek sofrasında eşime anlattım!!! O an mutfakta olan ama başka birşeylerle ilgilenen ve kendi kendine konuşan çocuğumun o an gerçekten kendi dünyasında olduğunu sanarak...! Ertesi gün...yine akşam üzeri saatleri, evde ses yok ki bu bizim evde hiç normal değil. Tam içeri gidip bakacakken masum (!) meleğim yanıma geldi, elimi tuttu, "anne hadi ıslak mendille duvarları silelim" dedi. Korkuyla "nedeeeen" demişim ki duvarları gördüm. 1 değil, 2 değil, tüm odalar dahil, koridor dahil, salon dahil tüm duvarlarda imzası var. Bazılarında imza kendini baya boyamaya bırakmış. Bu iyi...sonra minik el beni salona götürdü, a aaa tüm salon koltuklarında da imza! "Neden yaptın? Biz boyuyor muyuz hiç kağıttan başka birşey?" sorularım ne kadar sakin görünüyor değil mi yazıda, hiç kulaklarda çınlamıyor :)) Vallahi evi inlettim. "Bu neeee" diye! Gayet sakin, "ama senin arkadaşının kızı yapmış"!!! Bak savunmaya bak...Yine ateş bastı beni.

Kendime not 2: Konuştuklarına, özellikle yanında çocuğun varken kat ve kat dikkat et. En "dinlemiyor" dediğin zamanlarda bile o küçücük 2 kulakçık radar gibi açılıp duyup kaydedip zamanı geldiğinde önüne seriyor.

Neyse, geçelim bu konuyu...Evdeki en güzel etkinliklerimizden biri de minder kapmaca...Ya da puf...ya da tabure :) ne varsa müzik eşliğinde kapmaca oynayabiliyoruz. Hem çok yoran, hem şarkı öğreten, hem dans ettiren, hem dikkat gerektiren hem de çok eğlendiren bir oyun. Uyku öncesi yapmak süper oluyor çünkü miniğim pelte gibi "anne yeter artıııık" diyebiliyor :)

Her etkinlik evde olmaz. Zaten bitmek bilmeyen enerjini salmamız lazım ki üzerime üzerime böööfff diye boşaltmayasın! O yüzden bu süreçte her fırsatta doğaya koştuk. Park, bahçe, orman gezdik. Bol bol piknik yaptık. Hatta sabah kahvaltıda ya da aklımıza ne zaman eserse bir örtü, saklama kaplarına birkaç yiyecek, çanta ve birkaç oyuncakla attık kendimizi dışarı. İnsanların şaşkın bakışları ve "a aa evde yemiyor herhalde sizinki de" sözleriyle bir güzel piknik yaptık. "Yoo, güzel yer ama pikniği de çok severiz, bence siz de yapmalısınız" açıklamasıyla keyfimize devam ettik. 
Bol bol park-bahçe gezme ve piknik yapma
Guaj boyalarla kozalak boyamaca
Piknik yapmaya bu kadar alışınca çocuk, yağmurlu havada bunalıma girer. Biz de piknik keyfimize bazen evde devam ettik. Seriyorum hemen örtümüzü örneğin salonun tam da orta yerine, "piknik zamanıııı" diyorum, ondan mutlusu olmuyor. Öğün ya da öğün arası inanılmaz keyifli. Ya da yağmur ya da kar mı yağıyor, hemen kurabiyelerimizi yapıp ıhlamurlarımızı/ballı sütümüzü koyup perdeyi de açıp bir ritüel eşliğinde pencereden dışarıyı seyrediyoruz...tabi olmazsa olmazımız "anne hadi yağmur şarkısını söyleyeliiiim" "yağmur yağıyooooor, seller akıyooooor" böyle böyle ıhlamurlar bitiyor :)


Romantik bebeğiiiim:*

Pikniklerin en güzel tarafı: börtü böcek, ot çöpler! Hem doğayı inceleme, hem de bulduklarımızı eve getirip (evet böcek dahil!) neler yapabiliriz diye kafa yorma. En sevdiklerimiz dökülmüş kozalaklar, yapraklar ve kurumuş dallar. Favori hayvanımız: uç uç böceği. Aldığımız gibi "uuuç uç böceğiii" şarkısına başlarız ama uçmasını istemeyiz; hayvan her yerimizde yürüsün bizi gıdıklasın isteriz :) Çantamıza mutlaka girer bir tane. Bir keresinde biriyle evde oynarken kaybettik, oyuncak kaydırağından kaydırıyormuş bizimkisi hooop nereye gittiğini anlamamış. Akşam yemek vakti, kriz çıktı evde. "Benim böceğim nerdeeeeee" krizi, ara ara yok. En sonunda bulduk, ayrılma vakti hadi uçuralım dedik, yok. Ağlamalar falan..."Ama annesini özledi bak yalnız, sen de benden ayrılmak ister misin" dedim. Çıt yok. Öyle azad ettik böceği. Gülmeyin, sorunlarımız çok büyük :) Çok haşır neşir olmak da iyi midir bilemem tabi...Karıncalar falan neyse de, o ara yine balkon duvarında gördüğü bir tırtıla "anne lütfen bunu yiyebilir miyim" demez mi! Aç da değil halbuki...işte bunlar hep doğa sevgisinden :)

Yaprakların renk dönüşümleri

Orman gezisi
Böyle böyle geldik Ekime...benim uğurlu, can parçamı kucağıma aldığım mis kokulu aya. Hem daha yorucu hem daha dolu dolu geçtiği için Ekim ve sonraki ayları bir diğer özet yazısında anlatayım :) Kaç özet yazı olacak acaba:/

Her huysuzluğuna rağmen sana her baktığında içi giden annen...

BUNLARI OKUMAK İSTEYEBİLİRSİN

2 YORUM

  1. Kolay gelsin canan abla, aynı dert bizde de başladı.iki yaşına girmek üzere, herşeye itiraz.yazdıklarınızı hep okuyor ve takip ediyorum. Aslan parçasını da çok seviyorum. Umarım birgün görüşürüz. Biz de yeni ankaraya tayin olduk.iyi günler.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. İsminiz yazmadığı için kim olduğunuzu bilemiyorum ama içten yorum ve sevgi için çok teşekkürler. 2 yaş ne güzelmiş, 3'ü yaşadıktan sonra diyorum şu an ben :) Ama sevgisi tüm zorlukların üstünde değil mi? Sevgiler...

      Sil

Translate

İLETİŞİM

Ad

E-posta *

Mesaj *