"Hayııır!" mı daha çileden çıkarır insanı "Nedeeen?" mi?

Benim atarlı, huysuz, inatçı, ağlak, küskün bebeğim...Tatlı mı tatlı ama tadından bazen hiç yenmeyen kurabiyem...Bu aralar müthiş bir azimle bize sabrın sonunun selamet olacağını öğretiyorsun sanırım. Sabır taşı olsa çatlarmış ya insan, yok çatlamıyormuş; yeniden kendini, beden gücünü, ruh halini toparlayıp "bugün kesinlikle çok enerji doluyum, çok mutluyum, hiç kızıp sinirlenmeyeceğim" diye 32 diş meydanda güne başlayabiliyormuş...


Ama 33. ayımızı da bitirdiğimiz şu günlerde anladık ki 32 diş sırıtmaları genel olarak mazide kalmışmış.

Çok hızlı değişen ruh haline bir de bıcır bıcır konuşan dilin, sürekli herşeye itirazların, "ben yapıcam, benim o" ben merkezciliğin ve hay nerden öğrettiysek "hayır" sözcüğünü kullanmadan bir iş yapamayışın da eklenince var ya...keçileri kaçırmalık oluyoruz!

Nasılız tuvalet eğitiminden beri? İnanılmaz özgüvenli. "Anne ben büyüdüüüüüm, ööörendiiiiim, abiiiii olduuuum". İyi güzel de, daha 3 ay oldu bezi bırakalı; bırak pantalonunu, kilodunu ben çıkarayım, yardım edeyim. Yok! Artık bana söylemeden pıtır pıtır tuvalete gidip hazırlamalar, çamaşırını indirip tabureye çıkıp kendi kendine oturmalar, hatta bazen ayakta denk getirmeye çalışmalar, bir de bir tomar tuvalet kağıdını kopartıp silmeye kalkışmalar falan...Eh bırak da pipini ben sileyim. Olmaz, "anne ben yaparım!" Büyüdüğünü öğretirken, bazı şeyler için büyüdüğünü ama bazı şeyler için hala büyümesi gerektiğini örneklerle anlatmak ne zormuş!

Haaa tabii ki eğitim süper oldu, da...bazen düşünmüyor değilim; bezli ama dışarda "nerde altını değiştirsem acaba" diye düşünmek mi daha yorucu, yoksa pat diye olur olmaz yerde "anneee çişiiiim, pırtıııım, kakaaaam" diye bağırdığında elimizde ne varsa bırakıp fellik fellik tuvalet aramak mı...memeyi bıraktığında da "neyse bu süreci de atlattık, artık soyunma kabinlerinde bile emzirme maceralarına son" demiştik; sonrasında onun sağlıklı yemek tüketebileceği yerlerin ilk uğrak yerimiz olması, hatta onun artan yemeğiyle doymak alışkanlık oldu :)

Neyse ki, çok şükür ki, sağlığımız her bahar olan ve bahar boyu bizi süründüren alerjimiz dışında yerinde. 2.5 yaş civarı bir doktor kontrolüne gidip genel bir muayene olduk ve en son 1 yaşında yaptırdığımız kan testinden yaptırdık. "Zaten demir gibi, demire ne gerek var" yorumuyla içimiz rahat göz doktoruna gittik. 3 yaşına kadar bir göz muayenesi öneriliyormuş. Göz doktorundan da "gözleri alerjik ama gayet iyi, 4 yaşında kontrole gelin" yorumuyla "bol alerjik" olarak ve içimiz rahatlayarak eve döndük. Bir ara çıkmayan 4 azı dişimiz de arka arkaya geldi ki sormayın...Tabi tabi ben de dedim kendime "kolay değil annesi, bak canı acıyor, ondan bu huysuzluğu..."falan falan...Hadi bakalım, çıkacak bir diş, atlatılması gereken bir eğitim falan da kalmadı; bu sinir bu öfke nereye kadar...

Bir şükür daha...Şu bebeklerin yeni yeni yarım yamalak konuşmaları nasıl tatlı oluyormuş diye düşünüyorduk. Anlatıyor da anlatıyor bülbül gibi...ve bu bıcır bıcır konuşmada HAYIR kelimesi ile tavan yaptık sanıyordum! Daha ötesi var mı acaba bu konuşmaların diye tam aklımızdan geçiyordu ki...malum NEDEN dönemimize başladık...İnanılmaz bir merak ve o neden, bu neden, şu neden soruları...Muhteşem bir süreç (!) Gerçekten. Anlatılmaz, bizzat yaşanır. Merak edenler geliniz, görünüz, bizimle çıldırınız, duvara dayanınız, gözlerinizi belertiniz, aynı şeyi bir milyon kere anlatınız, sesiniz kısılana kadar bağırınız, ağlamak isteyip ağlamayınız (çünkü üzülüyor) ve 2 saniye sonra hiçbirşey olmamış gibi kaldığınız yerden devam ediniz...çünkü karşınızda size boncuk boncuk bakan ve içinizin yağlarını eritecek bir melek olucak...

"Anne biz nereye gidiyooooz?-Denize kuzum. Neden denize gidiyoooz?-Yüzmek, kumlarla oynamak için. Neden yüzcez kumlarla oyunucaz biiiiz? -Çünkü yüzmek çok güzel, sen de kovalarınla oynamayı çok seviyorsun. Neden yüzmek güzeeeeel?-Çünkü bizi güçlendiriyor, spor yapmış oluyoruz, mutlu oluyoruz. Neden spor yapıyooooz?-Eeeeh......" Artık boşluğu nasıl tamamlarsanız, tamamen sizin yaratıcılığınız :) Ben iyi günümdeysem inanılmaz sabırla her nedene bir çünkü bulabiliyorum; spor yapıyoruz çünkü spor bizi çok güçlendiriyor, büyümemizi sağlıyor. Hemen arkasından da soru soruyorum ki nedenler kesilsin. "Sen de yüzüp güçlenmek istemez misin?-Eveeeet" Hoooop unuttu gitti. En azından 1-2 dk. sonra başlayacak olan başka bir neden konusuna kadar soru yok :) İyi günümde değilsem; "Demir sen yüzme, sakın yüzme tamam mı?" diyorum, sorgusuz sualsiz "hayııır, yüzceeeem" diyor. Bu da bir çözüm tabi :)

Bu kadar "hayır" ve "neden"ler arasında; "3 yaşa ne kaldı, bu da geçer" diyoruz; "her nedende vardır bir hayır" diyoruz; ve zamanımızın ve bütçemizin el verdiği ölçüde gezmeye, çok sevdiğimiz anneanne-babaanne ve dedelerimizi ziyaret etmeye, yeni yerler yeni ortamlar görüp farklı insanlarla tanıştırmaya çalışıyoruz. Hep kızmak yok, çocuğum sinirleniyor diye eve kapanmak ya da "insanları da rahatsız edeceğiz şimdi" de yok. Çocuk, farklı insanlarla iç içe gire gire doğruyu öğrenecek. Herkes çocuk büyüttü, büyütüyor ya da yakınında bir çocuğun ne evreler geçirmiş olabileceğini izliyor. Hiç mi izlememiş ve ayıplıyor, ters ters bakıyor; yine sıkıntı değil, görüp öğrenir o zaman çocuk büyütmek nasıl bir meziyetmiş :) Hepimiz birbirimizden, çocuklar diğer çocuklardan, anne-babalar diğer ailelerden bir sürü şey tecrübe ediyoruz. Çok da dert etmemek lazım, hepimiz benzer duygu ve düşünceleri sırasıyla yaşıyoruz. Önemli olan bu gezilerin kattıkları...Mesela bizim için paylaşma duygumuzda eskiye göre büyük bir ilerleme var. Hala herşey onun. Bisikleti en bi sevdiği şey (çok bağlandık ve hemen kullanmayı öğrendik), kimselere vermez, alanın da elinden jet hızıyla çeker (ki malına sahip çıkmayı da yeni yeni öğreniyor, genelde bize yapışıp ağlardı), o ayrı. Ama oyuncaklarını değiş-tokuşla da olsa arkadaşlarıyla paylaşmaya başladı. Yoksa utancımızdan "çocuk işte hehe" diyip duruyorduk. Paylaşması için her ne kadar ara ara güzel güzel konuşsak ve uygulamalı göstersek de çok ısrarcı olmuyoruz. Çünkü eşyaları onun eli kolu gibi, uzuvları gibi özeller, sadece onun ve değerliler. İstediğini istediği ölçüde paylaşmasını, onun da isteyebilmesini ve geri verirken "teşekkür" etmesini öğretmeye çalışıyoruz. Bu paylaşım ve alışverişler, "teşekkür ederim" ve "lütfen" kelimelerini bilen ve her zaman yerinde kullanan bir çocuk olmasını sağladı. Çok şükür, bin şükür! Çünkü rica etmek ve karşılığında memnuniyetini belirtmek bu toplumun en büyük eksiklerinden.


Karakterin kendini göstermeye başladı bile...Çok meraklısın, herşeyi öğrenme isteğin var. Çok hırslısın, "ben kazancam, ben onu geçicem, ben seni geçtim, yaşasın, sen alkışla" tipik cümlelerin. Sence herkes seninle yarışıyor :) Birşeyi güzel güzel anlattık mı mantığına uydu mu o şeyi çok hızlı öğreniyorsun. Çok inatçısın ve inadını kırmak çok zor. Hareketlerin çok çevik, hızlı. Tezcanlısın, sabır hiç yok maşallah :) Herşeyi kendi yapma isteğin ve merakın var; bir işi kendin yapınca çok mutlu oluyorsun. Yalnızlığı, yalnız oynamayı  hiç ama hiç sevmiyorsun. Uykuyla hala aran yok, bir ömür de seveceğini sanmıyorum bu saatten sonra :) Öğle uykularından sonra gayet mızmızsın, ama pohpohlanma pışpışlanma ve "canım bebeğim kuzuuum"  gibi türlü sevgi gösterilerinden sonra lokuma dönüyorsun. Ama iştahının maşallahı var. Taze reyhanı bile biz esansından dolayı sade yiyemezken, sen kıtır kıtır yiyorsun ve genel olarak tüm sebzeleri bir de çiğ yemeyi seviyorsun. Pazarda artık herkes bizi tanıyor çünkü karnımızı doyurup geliyoruz :)) Balık gördüğün an "yaşasın balııık anne lütfen balık al" diye alkışlamaya başlıyorsun :)

Ben mi nasılım? Çok yoruluyorum, yalan yok...Ama seninle olan her anımın tadını doya doya çıkarmaya çalışan bir anneyim...Bu sırada doktoramı bitirmeye, tezimi yazmaya ve tüm bunları arasında da unutmamak için bu hatıra bloğu yazmaya çalışıyorum. İlerde okusun ki, "ahh anneeeem neler yapmışım" desin...ki buraya unutmadan yazdıklarım yaşadıklarımızın binde biri falan :) Olsun, yapsınlar, yeter ki sağlıklı ve mutlu olsunlar, gözlerimizin taa içine hep böyle aşkla baksınlar ki, hepimizin mutlu bayramları; keyifli tatilleri, bol kahkahalı ve huzurlu günleri olsun...

Google+ ile Paylaş

Hakkında Canan Canal

    Blogger Yorumları
    Facebook Yorumları

0 yorum:

Yorum Gönder