2. yaş; 1000'lerce anı, 1000'lerce gözyaşı...

Canımın parçası!

Bugün 15 Ekim 2014. 2 yıl önce bugün karnım burnumda. Gün sayıyorum, ama sonu bilmediğim için baştan başlayamıyorum; her anı son an "yani kavuşmanın" "yani ayrılığımızın" ilk anı gibi sayıyorum. Bekliyorum. Beklemekten yorulmuşum, çok yorulmuşum, çok özlemişim, çok sabırsızlanıyorum. Moral bozukluğuyla, dualarımla uzanıyorum. 2 yıl önce bu gece, birazdan, 00:30'da ilk ağrıyı hissettiriyorsun. Anlam veremiyorum ama 9 aydır olduğu gibi o gün de ben yine vücudumdaki her ağrıda seni korur gibi karnımı okşuyorum. Ağrını, gelişinin sancısını, canımdan bir can kopmak isteyişinin zorluğunu bütün kanımda, damarlarımda hissediyorum. Korkuyorum, üşüyorum, heyecanlanıyorum, bekliyorum, ama en çok özlemle karışık seviyorum. Bütün bedenimle seni yaşıyorum. 15 saat süren sancının ardından, biliyorum ki benden kopmak istemiyorsun :), seni çıkarıyorlar içimden; özlemime, sevgime, aşkıma, heyecanıma yenik düşerek...2 yıl önce yarın, 16 Ekim 2012, saat 16:01'de. Kavuşturuyorlar bizi meleğim; anne ile bebeğini, anne ile herşeyini, anne ile dünyasını, nefesini...

İşte o gün hoooop bütün dünya duruyor. Herkes hareketsiz sanki. Herşey duruyor. Zaman duruyor, sabitleniyor. Herkes siliniyor. Bir an, o seni görüp kokladığım o ilk an, ve sonradan anlayacağım birçok an, ve aslında senden sonra her an zaman duruyor. Herşey birbirine girmiş sanki, ama kimse umrumda değil. Dünya yansa umrumda değil. Hem dünya dedikleri ne ki? Bir sen, bir ben. Başka birşeyi görmüyor ki gözlerim...Geçmişi bilmiyorum. Geleceği düşünemiyorum. O günün geri kalan kısmı bile umrumda değil. Zaman da, dünyam da, geçmişim de, geleceğim de sen oluyorsun. Herşey sana bakarken başlıyor, göz kırpmamla bitiyor, gözlerimi açıp seni görünce tekrar başlıyor. Allahım nasıl güzelsin. Nasıl miniksin. Nasıl bir duamın sonucusun. Nasıl bir iyilik yaptım ben senin annen olmak için? 

Ve o gün nefes almaya başlıyorum. Aldığım nefes sen olduğun için anlamlı. Ben önceden nasıl yaşıyormuşum? Şükrediyorum nefesime. O gün görmeye başlıyorum. Böyle güzel birşey görmemişim ki daha önce, hiçbir yerde, hiç kimsede. Şaşırıyorum. Sen gözlerim oluyorsun. Şükrediyorum gözlerime. Hele o kokun...Sözde hassas olan burnum o güne kadar ne işe yarıyormuş? Neler koklamış da 28 yılda böyle eşsiz bir kokuyu duyamamış. Burnumu sana yapıştırıyorum, ayrılamıyorum. Burnumun tıkanmasından korkuyorum. Sırf o kokun için beğenmediğim o burnumun en kıymetli uzvum olduğunu anlıyorum. Şükrediyorum. Sonra sesini duyuyorum. Minik bir karga ağlıyor. O ses, iyi işittiğini düşündüğüm kulaklarımın varlığını hatırlatıyor bana. En ince sesleri, kimsenin duyamadığı en derinden gelen sesleri saniyesinde duymayı öğretiyor sesin. Nefesini dinliyorum. Sürekli kontrol ediyorum nefesini. Kulağımı kalbine yapıştırarak hem de, baya kontrol ediyorum. Bu oyuncak bebek benim doğurduğum bebek mi diye...Şükrediyorum. Bedenim otomatiğe bağlamış gibi hareket ediyor. Ben hiç bebek tutmadım ki. Yıkamadım, alt değiştirmedim, emzirmedim, avutmadım, böyle sarılmadım. Camdan yapılmış gibi narinsin ama ellerimde çeviriyorum seni. Kim öğretti? Nasıl olur da ellerim, kollarım, ayaklarım, tüm bedenim kontrolsüz seni sarıp sarmalar? Şükrediyorum bedenime. Ve kalbim. Senle birlikte paramparça olan, her acın, sıkıntın ve üzüntünde yok olan, her gülüşünle misliyle büyüyen ve içime sığmayan, korkuyla atan, heyecanla atan, tarifsiz bir sevgiyle çarpan ve çırpınan bir kalbimin olduğunu öğreniyorum. Böyle mi yaşarmışım ben? Benim kalbim böyle duyguları neresinden üretiyor? Şükrediyorum. Bu tarifsiz hisleri ancak böyle saçma, deli dolu, çılgın bir anne kalbi yaratıyor. Ve o günden sonra hergün görüyorum, dünyada bir annenin çocuğuna karşı duygularından daha büyük birşey olmadığını; ötesini hayal edemiyorum...

İşte ben o gün seninle doğuyorum. Güneşim sensin, farkın batmamak. Uyusan da, yanında olamasam da her an, ben senin nefesinle ışıldıyorum. Sen benim 5, hatta sayamadığım duyularımsın. Rengimsin, ışığımsın, ilacımsın, devamsın, enerjimsin, yol göstericim, sebebim, amacım, en güzel rüyam, en büyük idealim, içimdeki en saf en temiz en iyi yanım, yere göğe sığdıramadığımsın. Birşey, herhangi bir şey, her gün kat ve kat daha fazla sevilir mi? Hiç abartmıyorum, seni her an bir önceki andan daha çok seviyorum. Bağlanıyorum. Tutkusun, vazgeçilmezsin. Bir anne babanın başına gelebilecek en güzel şeysin.

Her aya 1 resim, her resime 1000'lerce duygu sığdırdım...


Düşünüyorum da, doğumundan beri geçen 24 ayına ilave olarak rahmimde geçen 9 ay 10 günlük zamanımızı da sayarsak seninle yaklaşık 1000 gündür beraberiz. 1000 günde neler yaşadık neler...bir ömür...Hem 1000 yıldır birlikte gibiyim seninle, hem de daha dün doğmuşsun gibi 52 cm sin gözümde...Burda kısmen özetlemeye çalışsam da ne fayda, seni satırlarda anlatmam mümkün değil ki...Hastanede ilk gecemizi düşünüyorum, senin o ilk kakanı yaptığındaki sevinci ve benim rengini görmek istememdeki merakımı :), sonrasında da bunun sağlık göstergesi olduğu için her altını temizlerken ıcığını cıcığını inceleyeceğimi, ilk süt kolostrumu görünce şakır şakır akacak sanıp seni besleyebilme sevincimi, ilk banyonda sen ağladıkça ağladığımı, ve sonraları senle birlikte güldükçe güldüğümüzü, emzirme konusundaki acemiliğimi, inadımı, çabamı ve ağlayışlarımı, sana öylesine alışıp emzirmeden kestiğimde sessiz sessiz ağladığımı, ilk adımlarındaki coşkumu ve aslında bağımsızlığını kazandığın gün ve gün bende oluşan çaresizliği ve seni koruyamama korkumu, ilk ek gıda deneyimimizi, burnuna kadar yoğurda bulandığın şaşkın halini, aklını, o bayıldığım muhteşem aklını ve onu kullanabilmeni...Tek tük sözcükler sarfetsen de o aklınla herşeyi nasıl idare edip derdini nasıl anlattığını, kapıdan içeri girer girmez o halıya oturup ayakkabılarını çıkarmamızı beklediğin o ilk günü, eve yaklaştıkça benden anahtar isteyip o kapımızı açtığın ilk anı, ne yediğin ne yemediğini bilsem de "o yemez" dediğim her an beni nasıl da yalancı çıkardığını, uysallığını, kediliğini, huysuzluğunu, minik ergen kaprislerini, çığlıklarını, bana kızdığın için kendini yere atmanla kafanın çıkardığı o tosss sesini ve yine bana gelip sarılıp kafanı öpünce acını dindireceğime olan inancını, "benim mantar kafam nerde?" dediğimde "ıhhh" diyip kafanı gösterişini ve şımarıklıktan şekilden şekle girmeni, ilk ateşlendiğin hastalığını ve senle beraber 4 gün 4 gece cayır cayır yanışımı, ha çıktı ha çıkacak diyip 4.aydan beri her huysuzluğunu ona yorduğumuz ilk dişini, elimizin ayağımızın tutmadığı sünnetini, ilk yaz tatilimizde bilinçsiz de olsa "baba" diyip, 2 yıldır anneyi anca "nenneee" diye telafuzunu, sabah mahmurluğunu, akşam mahmurluğunu, sabahın bir körü olsun gecenin bir yarısı olsun gülüşünü, beni gördüğün her an gülüşünü ve kah vurup saldırarak kah saçlarımı yolarak kah minicik kollarını boynuma dolayarak sevgi gösterişlerini, kahkahalarını, hele ki başımı öne eğdiğimde, istemesem de beni ağlarken gördüğün anlarda, canımın acısını yüzümden anladığında yüzümü-kafamı kaldırıp bana sokuluşunu, çaresizce bana dokunuşunu ve sessizce yanaklarını benim yanaklarıma değdirip beni avutmanı, öğrenme hızını, taklitçi yapını, benimle tüm evin işlerini, temizliğini, çamaşırını, bulaşığını, alışverişini hallederek herşeye yetebilme yetini, hep "beraber" yapalım algını, adım adım fiziken ve zihnen gözlerim önünde büyümeni, bilincinin her geçen an ne kadar geliştiğini görebilmemi, seni çok ama çok iyi tanıyıp ezbere bilmeyi, bir sonraki hamlede ne ve neler yapabileceğini bildiğimi, ne kadar kızıp nasıl "su kaynatma" derecesine gelip sayende zıvanadan çıkabileceğimi, çektiğim "ya sabır"ları, ettiğim "şükür"leri, okuduğum duaları, söylediğim "inşallah, amin" leri, ota çöpe her daim ağlayabileceğimi ve yazdığım gibi aslında her türlü duygumun sonunda mütemadiyen ağladığımı, sonra yine güldüğümü, bu ağla-gül-ağla-gül-arada kız kısır döngüsünü ne kadar fazla yapıp delirmenin eşiğinde oluşumu...herşeyi düşünüyorum. "Annelik deliliktir" diyorum. Sonra babanı düşünüyorum...O eşsiz güzellikteki kalbiyle, varlığıyla ruh eşimi, en büyük desteğimi, gücümü, sağduyumu düşünüyorum. Bana olan inancını, bana sevgisini, bana, kadınlığıma ve anneliğime olan saygısını düşünüyorum. Sana hamileliğimle tekrar baştan tanıdığım adamı...Onun ne kadar da kocaman bir yürekle seni de beni de sarıp sarmaladığını. Bana her bakışında seni, sana her bakışında beni gören, baktıkça sevgiden heyecanlanan ve coşan, seni yerlere göklere sığdıramayan, sayende daha da hayat dolan, hayat veren, çırpınıp duran, bir kahkahan ve bir gülümseyişim için dünyayı ayağımıza sermeye hazır, o küçük burnunu öpe öpe yutacak diye korktuğum, sevgiden içine sokmak için yarıştığım, her seferinde hırpalaya ısıra ata tuta sevdiğinden kızdığım, kaçarak bana geldiğin ama hep kafanı çevirip arkanda görmek istediğin babanı...Ve senden sonra onu ne kadar sevdiğimi, nasıl da hep daha çok sevgiyi hakettiğini daha iyi anlıyorum...

Mis kokulum, topitop yanaklım, fındık burunlum, yüzük ağızlım, düşük kaşlım, şaşkın bakışlım, ipek saçlım!

Herşeyi yazamıyorum, sığdıramıyorum. Anılar çok, büyük, anlamı sonsuz, parça parça ve kopuk, düzensiz ama kendi içinde sıralı beynimde. Ne yaparsam yapayım, fotoğraf da çeksem, videoya da çeksem, tüm bu anıları, hareketlerini, seni ve duygularını satırlara, belleklere sığdırabilmem münkün değil. Anca yazıyorum işte. Çünkü sevgin doluyor doluyor doluyor ve taşıyorum fışkıra fışkıra. Ya anlata anlata insanların kafasını şişireceğim (ki yapmıyor değilim elimde değil) ya da yazacağım ki belki hislerimin milyonda birini anlatabilirim ve ileride okuyabilirsin. Eminim ki yalnız değilim. Eminim ki hepsi olmasa da bu dünyada milyonlarca anne bu duygularla dolup taşıyor. Eminim birilerinin hislerine tercüme oluyor ve şu an onlarla birlikte kuzularımız için ağlıyoruz. Eminim ki meleklerimiz de gün gelip çocukları olduğunda bu hislerin aynılarını yaşayacaklar...

Derdim ki, daha doğrusu düşünürdüm ki..."Annemle babam beni çok seviyor, evet. Ama neden? Nasıl sever ki böyle karşılıksız çıkarsız? Nasıl ruhları titrer sevgiden ve ben onu gözlerinden görürüm ikisinin de? Nasıl bir tek anne ve baba sever bu dünyada insanı karşılıksız ve böyle çok çok büyük? Ben ne yaptım ki?" derdim. Sen olana dek. İşte sen bilmeden, farkında olmadan, istemeden bana bu yazdıklarımı yaptın. Ve hatta yazamadığım daha binlercesini...Sen bana yaşadığımı hissettirdin, yaşamı öğrettin, canıma can kattın, benim canım oldun. Varlığınla yaşıyorum, kokunla nefes alıyorum, gülüşünle günü bitiriyorum. Allahıma şükürler olsun ki senin annenim. Şükürler olsun ki baban ve benim oğlumsun. Dualarım sen, hep sen, hep sana, hep senin için, hep senle ilgili. Önce şükrediyor sonra seni koruması için Allah'a dua ediyorum. Sonra çocuk sahibi olmak isteyen herkese...istedikleri zaman...Bu duyguların kat kat fazlasını yaşayabileceğimiz nice yıllarımız olsun birlikte. Daha fazlasını yazmak istesem de şuan şarıl şarıl ağladığımdan ekranı ve parmaklarımı göremiyorum. Klavye de su içinde kaldı gözyaşlarımdan zaten. Ellerim de titriyor :) Ama mutluluktan...Sevgimden...Sen uyudun ama, yüzümü ellerinle kaldırıp bana sarılmanı bekliyorum sanırım susmak için...

Seni çok seven ve hep daha fazla sevecek olan, annen.
Google+ ile Paylaş

Hakkında Canan Canal

    Blogger Yorumları
    Facebook Yorumları

2 yorum:

  1. Çok ağladım... Bu yazı benim tercümanım kalemine sağlık

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Hislerimizi paylaşabildiysek ne mutlu bize;) Sizin de gönlünüze sağlık, sevgiler...

      Sil