Güle güle uysal bebeğim, hiç hoş gelmiyorsun minik ergenim! ;)

Küçücüğüm, ufacığım, tefeciğim :*

Tembel annen artık seninle birlikte doktora yapmanın zorluğunun zirvesinde! Bu yüzdendir sana hatıra diye yazdığım bu blogla fazla ilgilenemiyor oluşum. Artan enerjinle benim artan laboratuar deneylerim kesiştiğinden; buna artık tezimin sonuna yaklaşmış olmamın verdiği "bitse de gitsek" modu da eklendiğinden; hava zaten çok ama çok sıcak olup İzmirde buharlaşmadan zor durduğumuzdan; şu sıra tam tamına 4 köpek dişin hep beraber geliyor olduğundan ve huysuzluğunun zirvesini yaşadığından; hele bir de senin bebeklikle ergenlik arasında yürüdüğün o ince çizgideki hafif şımarıklık, bir sinir durumu, bir tripler bir atarlanmalar bir de kafa tutmalar falan eklendiğinden yavaş yavaş bana da geliyorlar sanki :)


Kimler mi? Annemin de bir zamanlar dediği gibi işte gelenler geliyor :) Büyüyünce anlarsın. İnşallah anlayacaksın, sen de çocuğunda göreceksin. Diyeceksin ki; "aaahhh anneeeeem, çatlamadan nasıl durmuş acaba, sabır taşıymış mübarek!" diyecek, sevginin neler yaptırdığını görecek, beni yere göğe sığdıramayacaksın. Çünkü yaşamadan anlamıyorsun. Çünkü ben şuan böyle yapıyorum...

Yavru kuşum. Yaklaşık 18. ayını bitirdiğinden beri hafif değişmeye ve şekillenmeye başlayan ruh halin vardı. Geçer dedik, 1 ay, 2 ay, ı ıııh geçmedi. Haziran'da Ankara'ya gittik, eve döndük, 20.ayımızı bitirdik, yok! Tatilimizi yaptık, şöyle 10 gün uzaklaştık, yok! Ne evde, ne denizde, ne dağ başında...21.5 ay bitti, geçmek ne kelime? Meğer eski mülaim halin geçiciymiş ve her geçen an senin huyun suyun değişiyor, her değişen ruh halin daha kalıcı olurken gelen giden huyu aratıyormuş. Her geçen gün senden mi birşeyler öğreniyoruz sana mı öğretiyoruz anlamıyormuşuz. Biz mi daha sinirliyiz sen mi? Biz mi istediklerini yaptıranız sen mi? Biz mi değişiyoruz sen mi? Anlamıyoruz da sanki sadece senin oluşturmaya çalıştığın düzene uyuyor gibiyiz. Seni soranlara artık aynı şeyleri söyler olduk...Minik ergen! Geçiş dönemindeyiz anlıyoruz ama ne kadar sürede geçecek onu bilemiyoruz. Temennimiz gözümüzü kapıyıp açana kadar :) (O kadar çekilmez oluyor bazen bebeğim, maalesef!) Okuduklarımız 2-2.5 yaşında pik yapıp, 3 yaşında yavaşlaması. Gördüklerimiz 18.aydan itibaren yavaş yavaş artıp, daha da daha da daha da artması derken asıl ergenlikle birleşmesi ve anne-babanın iyice zıvanadan çıkması :( Böhüüüüü diye ağlamak istiyorum!!!

Belirtiler ve yaşananlar çocuktan çocuğa değiştiği için klasik bir liste vermeyeceğim. Ama ibretlik olsun diye örnek vereyim mesela sana :) Mesela seninle kalemlerimizi ve boya defterimizi alıp boyamaya başlıyoruz. "Annem, hangi kalemle bebeğin saçını boyayım?"-Iııh (kırmızıyı gösteriyorsun), boyuyorum, hemen kalemi elimden alıyorsun. Diyelim ki çok tatlısın. Ki tadından yenmiyorsun. "Peki gözlerini neyle boyayım?"-Iıııh (maviyi gösteriyorsun), sabrın gidiyor daha boyamadan elimden alıyorsun. Diyelim ki "daha bitirmedim" diyerek elinden çektim, vayyy sen misin çeken, en iyi ihtimal elinde kalem kağıt kalem ne varsa fırlatıp diğer odaya koşuyorsun. Ya da diğer ihtimal yanıbaşındaki oyuncakları veya eline geçirdiğin herhangi birşeyi de kalemlerle birlikte fırlatarak koşup gidiyorsun. Bütün oyuncaklar "senin", "benim" ya da başkasının olamaz. Paylaşmak yok. Hepsi senin. Hele annen hep senin. Baban "anne benim!" diye kızdırdı mı seni....Offff! Bir sinir bir sinir. Zaten baban seni kızdırmadan duramıyor. Sen de onunla kavga etmeden duramıyorsun. Onun geçerli sebebi senin kızgınken daha tatlı olman. Trip atıp ağlaya ağlaya arkanı dönüp koşmana bayılıyor. Ya sen? Kaşınıyorsun böceğim babam benle kavga etse diye...İstiyorsun ki herşey evet. "Hayır" hiç denmesin sana. İstediğin (acı biber turşusu bile olsa) o an senin olacak. Yansan da uf uf yandım demiyorsun. Yanlış birşey yapmış olmanın verdiği hafif muzip bir şekilde gülüyor ve yengeç gibi yandan yandan yanaşıyorsun yanıma. Hayır, olmaz mı dedik. O an direk önce ellerine bakıyorum, ne fırlatabilirsin diye :) sonra yere bakıyorum, kendini yere atıp balık gibi çırpındığında sana zarar verebilecek ne var diye :) en son da gidebileceğin yerlere bakıyorum, balkon, tuvalet, deniz kenar vs. son sürat tehlikeli nereye kaçacaksın diye :) Gülme, valla bak ben sinirden gülüyorum!

Mesela az önce ne oldu? Telefonda babanla konuşuyorum. Sinir yaptın, sen dururken yanımda ne diye telefonu elime aldım diye. Dikkat çekmek için önce salonda yerde oyuncaklarının altında duran battaniyeyi çekip oyuncaklarını savurdun. Gözlerimi patlattım, ama ne fayda! Konuşuyorum ya bir yandan, battaniyeyi kapıp hoooop banyoya yere koydun. "Kuzum onu alıp yerine koyar mısın?" dedim. Sen tuvalet fırçasını alıp kaldırdın. Atmaca gibi eline atlayıp "Demir lütfen, o pis, ellemiyorsun sen onu" dedim; anında diğer tarafa geçip bağırarak tuvalet kağıdı rulosunu birkaç hamlede döndüre döndüre boşalttın ve "Demiiiiir" diye arkandan bağırınca odana koşup koltuğu ve kapıyı "aaaahhh" diye sinirli sinirli ağlaya ağlaya tekmeledin. Bunların hepsi 1 dakika içinde oluyor. Çocuğum, sinirin yatışmıyor ki her sözümle daha da dolup taşıyorsun. Telefonu kapatıp yanına geldim. Seni sakinleştirecek birşey buldum önce. Aklıma diş fırçan geldi; "hadi gel dişimizi fırçalayalım bak sana buarada ne anlatıcam" dedim. Başladım tuvaletin ne olduğunu, tarihçesini, fırçanın ne işe yaradığını, tuvalet kağıdını ne diye kullandığımızı ve onun ne zaman bunları yapabileceğini bilmem kaçıncı kez anlatmaya. Sanki çok önemli birşey dinliyormuş gibi dinledi, dersimizi çalıştık. Ellerse olabilecek şeyler ve hastalıklar hakkında konuştuk, birdaha yapmamak için anlaştık. Sakinleştik, durulduk. O olayı (yarına kadar, en fazla) unutup koltuğun tepesine çıktı. Ben de bir bardak su içip sakinleşip yeni bir konu arayışına girdim :)


Bu sinir hallerinin yanında...sen benim biriciğimsin, yaşama sebebimsin, nefesimsin, mis kokulu meleğimsin. En büyük yardımcım, en güçlü enerji kaynağımsın. Artık sofrayı beraber hazırlıyoruz; sen verdiğim tüm tabak-çatal kaşık-bardakları kendi kendine götürebiliyorsun masaya. Çamaşırları beraber yıkayıp asıyoruz, topluyoruz, katlıyoruz. Beraber yemek hazırlığı yapıyoruz; sen yıkadığım sebzeleri kuruluyorsun mesela, ya da yıkadığım şeyleri bir daha yıkamaya bayılıyorsun. Bulaşık makinesini sen boşaltıp bana veriyorsun, ben yerleştiriyorum. Evi beraber süpürüp silip tozunu alıyoruz. Dolapları beraber düzenliyoruz. Baharatları kavanozlara koyuyoruz. Makarnaları şekillerine göre ayırıyoruz. Unu, çayı, kahveyi beraber boşaltıyoruz. Buzdolabını beraber siliyoruz. Bütün bu işleri yapma süresi daha da uzasa da sen çok keyif alıp çok şey öğreniyorsun. Sen mutlu olduğun için ben de çok mutlu oluyorum. Babanla da evdeki şeyleri tamir etmek için deli oluyorsun. "Tamir çantasını açalım mı? Hııııııı!!!" Bu cevap isteğini belli ediyor, çünkü hala konuşamıyorsun. Bu ev işleri dışında yalnızca beraber video ya da tv izliyoruz. Ben anlatırken izleyip dinliyorsun, durdurup alıştırma yapıyoruz (mesela şekilleri, renkleri öğrenme gibi). Sana yararlı videolar bulup indiriyoruz. Müzik açıp dans ediyoruz, dansla egzersiz yapıyoruz. Resim yapıyoruz, maç yapıyoruz, tabii ki bir de boğuşuyoruz hem de çok fena. Tek derdim saçlarımı sana kaptırmam! Affetmeyip avuç avuç yoluyorsun!

İştahının hala maşallahı var. Damak zevkin biraz bana benziyor. Sağlıklı şeyleri benim gibi çok seviyorsun. Hurma, salatalık, biber, incir, fındık, badem, ceviz, her tür meyve, zeytin, ekmek, et, sebze her gün bayıla bayıla yediklerinden. Kuru ve taze soğana bayılıyor, turşu kavanozunun içine düşüyorsun; ki sana özel az tuzlu turşu aldı baban :) Sarımsağı da ısıra ısıra yemeye başladın ki "bir bebek böyle kokar mı yaaa" diyoruz bazen :) parmakla tattığın türk kahvesinin tadına bayıldın, çikolatadan sarhoş oldun. Ama üzgünüm, bunları hep kararında yemek durumundasın. Uykun mu? Ben bıktım anlatmaktan, insanlar bıktı dinlemekten. Yine söyleyim; gündüz 1 uykun var yaklaşık 1-1.5 aydır, 1.5-2 saat süren. Akşam 21:00 gibi en geç yatıyorsun, sabah 06:30 gibi kalkıyorsun. AMA benimle beraber. Uykun derinleştiğinde kendi yatağına yatırıyorum, ve gecenin bir yarısı uyanana kadar orda yatıyorsun. Sonra kendi yatağında dikenler olduğu için (!) batmaya başlıyor herhalde, illa ki yanıma gelip yanımda yatmak istiyorsun. Evin içinde hep olayım, her an olayım, her odadan ben çıkayım, gece de gündüz de yanında biteyim...tek derdin bu.

Biliyorum beni seviyorsun meleğim...Ama ben seni hayal edebileceğinden de fazla, kocaman seviyorum ;)



Google+ ile Paylaş

Hakkında Canan Canal

    Blogger Yorumları
    Facebook Yorumları

0 yorum:

Yorum Gönder