19. ayda doğanın içine içine koşturma!

Daha ben 19.ayımızı şöyle ballandıra ballandıra anlatıp yazamamışken 20. ayımız bitti bile! Ne olur zaman, biraz yavaş! Yetişemiyorum, çok hızlı koşuyorsun!!!

Zamanla yarışamıyorum, en azından yetişebilmek için özet geçeyim 19. ayı.

Bebeğim hala bebeğim. Büyüse de, kilo da alsa (12 kg şuan), boyu da uzasa (85-86 cm), zaman da akıp gitse o benim bebeğim. Ay yüzlüm, eşsiz kokulum, fındık burunlum, topitop yanaklım, ipek saçlım, şaşkın bakışlım, biriciğim, ufacığım, böceğim, meleğim, canımın parçası pek leziz kurabiyem...

Bir annenin her daim dilinde olan bebeğine sevgi sözlerinden sonra gelelim Mayıs ayına. Anneler gününden 1 hafta sonra biriciğim eşimin doğum günü için Foça'ya kaçtık. Küçük bir tatil için İzmirlilerin en yakın sığınağı. Malum 2. evimiz gibi :) Her zamanki şirin mi şirin İyon Pansiyon'da kaldık. Ona haber vermeden anne ve babalarımızla sözleştiğimiz gibi orda buluştuk ve Murat'ıma hoş bir sürpriz yaptık. Babasına oğluyla birlikte deli gibi koşup oynayacağı güzel bir tatil oldu.

İşte başlıyoruuuz!
19. ayda artık şunu yapabiliyoruz: koşmak! Aslında sadece bunu yapıyoruz. Çünkü artık "yürüme" fiilini unuttuk. Tamamen, her yerde, her koşulda koşuyoruz, şuursuzca, amaçsızca...Ve kesinlikle tek başımıza değil. Önden miniğim, bir yandan ben-bir yandan babası. Ya da önden miniğim, arkadan ben, arkamdan dolaşıp miniğimin önüne çıkan babası. Ya da önden miniğim, arkadan babası, en arkadan çığlık çığlığa bir anne! Ve her türlü kombinasyonlarda sokaklarda koşuşturan 2 ebeveyn ve 1 bebek. Elimizden kaçırmamak, el ele tutuşup sakin sakin yürümek mümkün değil. Özellikle yola doğru, arabalrın bisikletlerin önüne, ya da yatan köpek ve kedilerin üstüne üstüne, böceklerin arıların tepesine, hatta deniz kıyısıysa denize doğru, kayalıklara doğru falan koşturmalar. Ve tabii ki sokaklarda çığlık çığlığa bağıran bir anne; hem bebeğine, hem bebekle daha bir bebek olan eşine :) Devamlı "dur yapma" diyip frenlemeyi hiç sevmem ama elimde olmadan sözcükler çıkıyor ağzımdan. Bebek firarda misali uçuruma uçuruma giden bi karıncam var, nasıl sakin olabilirim, nasıl telkinde bulunabilirim kendime?

Böyle zaptedebildik...
Foça sokaklarında da böyleydik işte. Denize atlamaması için zor tuttuk kuzucuğumuzu. Sabahtan gece uyuyana kadar sokaklarda gezinip durduk. Koşup yorulunca döndüdük başı dönünceye kadar, havalara attık, omuza aldık, baş aşağı bile gezdirdik. Ayıplamayın, valla denize düşmesinden iyidir. 

Böyle sıkıştırdık :)
Bunun dışında azcık durulduğumuz zamanlarda, mesela hemen uyku sonrası, yemeklerine güvendiğim yerlerde (Foça'da Mesut abinin Çarşı Lokantası müthiştir) lezzetli ev yemeklerinden yedi, iskelede oturup denizi seyretti, taş attı, kedi köpekleri sevdi, yerlerde yuvarlandı, çiçek börtü böcekle de doyasıya oynadı. Akşam uyuyunca da biz biriciğimle azıcık dinlenip keyifli midye-bira geceleri yapabildik ;) Yani bu ay koşturmanın yanında ilkbaharla birlikte doğayla iç içe, bol yemek yiyerek, yediklerimizi yakarak, bol bol da kahkahalarla geçti.


19. ayımızın bitmesiyle birlikte maalesef ki doktora tez izleme sürecimin yoğunluğuna girdim. Yazamadım ama yaşadım: yine ve yeniden söylüyorum ki bu yoğunluğumun arasında beni motive eden en iyi en güzel şey, en güçlü enerji kaynağım bebeğim sayesinde zorlu bir dönemi daha atlattım. 

Kuş üzümüm, senin o güçlü kahkahaların olmasa, bir de beni arkandan koşturarak verdiğin bu enerjin; nasıl kalkarım zorlukların altından? Nasıl kafayı üşütmeden geçirebilirim günlerimi çalışmaktan? Gülüşünü sevdiğim...Herşeyimsin!
Google+ ile Paylaş

Hakkında Canan Canal

    Blogger Yorumları
    Facebook Yorumları

0 yorum:

Yorum Gönder