NENNE:) 30 YAŞA MERHABA ANNE!

Nisan 28, 2014

30 yahu!

Kocaman, ağız dolusu bir 30!

Derler ki, 30'lu yaşlara ayak bastığın an dünyan değişir. Şöööyle bir tepetaklak olurmuşsun. Vücudun değişirmiş, sağlık durumun değişirmiş, saçların değişirmiş, cildin değişirmiş, huyun değişirmiş,,,,değişir de değişir. Bir zon. Tehlikeli bir bölge. Seviye atlarmışsın ve geriye dönüşün yokmuş. Artık kötü yönde mi iyi yönde mi herkes kendine göre yorumlayabilirmiş :)

Şu an 30 yaşıma gireli 22 gün oldu, bende pek birşey yok. Şahsen o dönüm noktasını henüz göremedim sanıyorum ya da görmek istemiyorum. Çok şükür ki henüz aniden çökmedim, zaten miniğim çöksem de hemen farkedilmez herhalde :) Hayır saçlarımda beyaz yok (ya da var ama ben onları aynanın karşısında görmek için arayışa girmiyorum), kilom hala 49 ve her zaman dert ettiğim göbeğim dışında çok da bir stresim yok. Yüzümdeki kırışıklık bölgelerini saymak için özel bir çaba sarfetmiyorum ki zaten gözüm bozuk çok detay göremem ve hala gökten inme bir "yaş" olgunluğum yok. Ve çocuğumla çocuk gibi yerlerde yuvarlanıp tükürük savaşı yapıyorum. Aman maşallah diyeyim burada ve de çok şükür! Değişen 1 şey dışında...Yazının sonunda :) 

Ama bir gün oldu ki hayatımda: 6 Nisan'daki doğum günümün erken kutlaması...30 yaş kutlaması...O gün, yüzüme vura vura 30 olduğumu anlattı bana, ağlata ağlata, şaşırta şaşırta :) İşte o gün ben hayatımda en değerli şeyi gördüm, bir kez daha gördüm: sevdiklerim tarafından sevilmek ve onlarla birlikte olmak!


Meğer aylar öncesinden planlamış biriciğim eşim böyle bir doğum gününü. Gizliden annelerimle, babalarımla konuşup anlaşmış; o gün birbirinden lezzetli yemekleriyle, zevkli hediyeleriyle, internetten sipariş ettiği onlarca sürpriz süslemeyi adreslerinden alıp ben gelmeden evde hazır olsunlar; evi süslemesine yardım etsinler, heyecanına ortak olsunlar diye. Annemle babamla konuşmuş; albümlerin içine girip 30 yıla ait binlerce fotoğraftan en dönüm noktası anları salya sümük seçebilsinler diye. Kardeşimden gidip yardım istemiş; tek tek yakınlarımın videolarını çekip bana görüntülü mesajlarını iletebilsinler diye. İzinini almış, 1 gece önceden gelip annemde kalmış ki sabah ben işe giderken evine gelip hazırlıklarını yapsın diye. Bütün gün süslemelerle ve öncesinde yaptığı tüm detaylı alışveriş malzemelerini kullanarak muhteşem pasta yapımıyla uğraşmış ben yiyip yiyip şişeyim diye :) En yakın dostuma fikir danışmış, videoları montajlasın, bana çok güzel bir film yapsın ve o gün beni oyalayıp iş çıkışında eve getirsin, herşeyi de kayıt altına alsın diye. En yakınlarıma, en kıymetlilerime tek tek gidilip, görüşülüp, planlar anlatılmış, fotoğraf çekimi hazırlanmış, kameralar hazırlanmış, her bir mimiğim, her bir ifadem an an kaydedilsin ve o gün hafızama kazınsın diye. Ve miniğim giydirilip süslenmiş, misler gibi olmuş, koluma tutuşturulmuş ki onu görünce ağlamamı kesebileyim diye...


Ve o gün ben işten geldim...Plana uygun, dostumla eve geldik. Dedi ki bana, "önce ben eve gireyim de kuzunu göreyim bakalım seni beklerken beni görünce ne yapıcak". Saf ben, kapıyı tıklattım, baktım açık, benim için açtılar zannedip misafirimi buyur ettim. Derken bir "klik" sesi, yükselen bir müzik: Amelie!, loş bir ortam, solumda sağımda minicik mumlar, yukarda tavana asılan birsürü balon; mor-pembe-gri-beyaz, sedefli rengarenk, hepsine kurdele takılıp arkalı önlü 30 yıla ait 120 resim yapıştırılarak sallandırılmış, abajurlar yakılmış, masanın üzerinde kocaman mor çiçeklerim, hediyelerim, enfes tatta en sevdiklerimin en sevdiğim lezzetleri, mor pembe bardaklar, masa örtüsü, peçeteler, pasta, doğum günü kartları, ve havada sevdiğimin kokusu. Her gün işten geldiğimde beni karşılayan ama 10 aydır evimizde sadece cuma akşamı alabildiğim o sevgi kokusu...Ben o kokuyla anlayabildim neler olduğunu, günaydın bana! Sonra gelsin gözyaşım, zaten gözümün ucunda. Bir kokuyla ağlar mı insan? Sonra titrek bir ses: İyi ki doğdun Canan! Sonra daha titrek bir ses: İyi ki doğdun Caaaağğğğnaaağn! Sevdiğimin sesi, ağlaması, ve sayesinde benim iyice hönkürmem. Sonra karşımda beliren ve sevdiğimle birlikte kendini daha fazla tutamayıp bırakan annem, babam, hemen yanıbaşımdaki ve arkamdan gelen dostlarım. Sonrası sarılmalar, ağlamalar, şaşkın miniciğim kuzucuğum, öpüp koklaşmalar, koca 30 pastayı göremeyen ben, hatta pastayla ne yapılacağını bilemeyip "kesiyor muyum" diye soran ben, sonra koltuğa oturup sevdiklerimin emekle hazırladığı o harika videoyu hıçkıra hıçkıra izlemem, sonra yine sarılmalar, yemeler, içmeler...Ne olmuş? Ben herkesi ağlatmışım. Yok daha neler!

Videoları buraya koyup daha fazla ağlatmak istemiyorum kimseyi. Hepsi bende saklı.

Sonra değerli telefonlar, mesajlar, iyi dilekler, dualar...

2 gün kendime gelemedim ben sayenizde. Kurbağa gibi gezdim, ağlaya ağlaya içim şişti. Bu nasıl bir 30 yaştır?

Ben hangi birinize nasıl teşekkür etsem? Hanginize ayrı ayrı ne kadar sevdiğimi anlatsam yeterli olur? Size neler neler alsam, ne kadar sarılsam, ne kadar öpsem, ne kadar koklasam, neler neler söylesem...Hakkınızı ödeyebilir miyim? Doyabilir miyim size?

İyi ki doğmuşum evet. İyi ki bu kocaman ailede bir evlat, torun, kardeş, gelin, dost, arkadaş, eş ve anne olmuşum. En kocaman "iyi ki"msiniz hayatımda. Tekrar çok teşekkür ederim hepinize, herşey için, varlığınız için. 

Ama en büyük teşekkürüm miniciğime, en kocaman dileğime!; hem bana her yaşımı güzel görmemi sağladığı için; hem de hediyelerin en güzelini tam da 6 Nisan'da bana kocaman "NENNNEEE" diye seslenerek verdiği için.

Anne dedi anne! Ben öyle duydum, öyle anlamak istedim, hala da öyle anlıyorum hergün defalarca :) Başka konuşmasa da olur, sadece bana seslenebilir benim için sorun değil :) 

Ay parçam!

Ve değişen tek şey: 30 yaşın henüz hayatıma kattığı tek fark: Daha 30'unda NİNE oldum ve bunu bile güzel görebilecek kadar mutluyum ;) 

BUNLARI OKUMAK İSTEYEBİLİRSİN

0 YORUM

Translate

İLETİŞİM

Ad

E-posta *

Mesaj *