İlk kış tatilimiz; ilk kayak, ilk uçak!

İzmir'den, sırf özlediğimiz karı görmek, kuzumuzu karla tanıştırmak, sıcacık iklimden sonra o soğuğu yemek, Karadeniz kıyılarındaki eşsiz yeşilliklerin içinde olmak ve kış tatilimizi bu sefer miniğimle yapabilmek için teeee Ilgaz'a gidilir mi?

Gidilir. Mümkünse kesinlikle gidilmeli; görülmesi gereken yerlermiş. Harika ağaçlar, temiz hava, eşsiz manzarayı görünce "çekilen o yollara değer" deniyormuş.

Her tatil güzel ama, bebeğiniz varsa eğer bir tatile gidişi, bir de tatilden dönüşü sevmiyorsunuz. Tatil zaten sizin için ayrı bir yorgunluk; çünkü işteyken çok daha fazla dinleniyorsunuz. Ama onunla tatil o kadar keyifli, o kadar eğlenceli, o kadar dopdolu ki; "ya o olmasaydı biz naapardık" diye çoook söylenip önceki eğlendiklerinizden çok daha fazla eğleniyorsunuz.

1 hafta öncesinden liste yaparak, çamaşırları yıkayarak, kurutarak, gerekli ilaç ve yiyecekleri alarak hazırlığına başladığınız "kış tatili çantamız"da neler vardı neler...Yedekleriyle kısa ve uzun kollu çıtçıtlı bodyler ve pijamalar. Gün içinde ve akşamları giyeceği kıyafetleri. Banyo eşyaları (şampuan, havlu vs.). Bol ince ve kalın çorap. Yedeğiyle bere-atkı. Giderken giydiği montun dışında soğuk ve karlı havalar için kar tulumu. Penye battaniyesi. Çocuk arabası. Valizimizin kalan yerlerine de biz sıkıştık :)

Bebek bezleri, ıslak mendil, günlük pastörize süt, zor durumlar için 1-2 bebek maması, atıştırmalık kraker vb. ihtiyaçlarımızı da boşuna yük etmemek için uçaktan indikten sonra bir marketten aldık.

Merak edenlere, İzmir'den Ilgaz'a gitmek için önce Ankara'ya uçakla gidebilir; eğer bizim gibi Anadolujetle seyahat etmişseniz kampanyasından yararlanıp Esenboğa havaalanından hemen araç kiralayabilir ve Ilgaz'a arabayla 2.5-3 saatte gidebilirsiniz. Tabi yağış olmazsa...Ne zaman o sıkıcı bozkır manzaralı yolların ağaçlarla kaplı enfes bir manzaraya dönüştüğünü görüyorsunuz; işte geldiniz demektir.

Kuzum kardan önce taksi ve uçakla tanıştı. İlk defa oto-koltuksuz arka tarafta serbest bir şekilde oturduğu ve direksiyonu hiç tanımadığı birinin kullandığı arabadaki şaşkınlığı görülmeye değerdi. Evimizden havaalanına yaklaşık 10 dakikada gittiğimiz o takside dut yemiş bülbüle dönen miniğimi aynı şaşkınlıkla havaalanına sokup, vakit geçirmek için "hadi yürüyen bantta yürütelim" diye bantın üzerine koyup sonra bir daha, bir daha ve bir daha derken anonsla uçağa neşeyle bindirebildik. Uçak kalkarken ve inerken çıkan gürültüden korkmadı. Ama daracık alanda oturmaktan sıkıldığı ve yolculuğun sonlarına doğru iyice uykusu geldiği için iniş anına yakın mızıklamaya başladı. Mecburen ayağa kaldırıp uçağın arka tarafındakilerle "ce eee" oynattık :) Bir de arkadaşlarımın çok kıymetli ve kesinlikle işe yarayan tavsiye ve tecrübelerinden yola çıkarak uçağın hem iniş hem de kalkışı sırasında bizim kulaklarımız tıkandıkça ona da sıvı şeyler içirdik yudum yudum. Gerçekten çok işe yarıyormuş meğer! Sıvımız bittiğinde atıştırmalık birşeyler (kraker, ekmek gibi) yedirdik. Uykusu geldiğinden zaten esnedi. Dolayısıyla uyanık olması daha çok işimize yaradı. Böylece kulak ağrısı yaşamadı ya da yaşadıysa bile bu huzursuzluk olarak yansımadı bize.


Ve merhaba kar...Karla üstüne basarak tanıştı ilk defa. Kucağımdayken yerleri gördüğünde ilk tepki; ellerini açarak "ayyyyy" oldu, üstüne bastığında ise "ühüüüüü"! Benim oğlum yumuşak şeylere basmayı sevmiyor. Çimler, karlar, çamur falan ona göre değil. Garantici sanıyorum ki. Sert olsun, sağlam olsun. Ya da huylu :) Ayağının gömüldüğü kardan pek hoşlanmadı yani. Elinden tutunca yürüdü, elini bıraktığımız an çivi gibi kaldı hareketsiz, kımıldamadı bile. Yürümeyi sevmedi, bari kaydıralım diye düşündük. Kızağa bindik, ama biz ondan daha çok eğlendik :)


1 haftalık tatilimiz nasıl mı geçti? Hergün biriciğimle dönüşümlü kayarak, kuzucuğumla birlikte yiyip ancak uyuduğunda kahve-çay-müzik-bar keyfi yaparak, gün boyu onun peşinden ve onunla koşturarak, her gün minicik bir çocuk oyun odasında bazen benimle daha çok babasıyla diğer çocukların arasında oynayışını izleyerek, onun birsürü arkadaş edinişini ve onların yanında nasıl da küçücük olduğunu; hayatın, bizlerin onun için ne kadar da kocaman göründüğünü izleyerek, büyük küçük herkesin arasına nasıl da girip kaynaştığını görerek ve insanların bizim değil ama onun adını bağırarak "aaaa Demir gelmiş, Demir afiyet olsun, iyi geceler Demir, gelsene bi defacık öpeyim noooluuur" çığlıklarını duyarak, herkesle mütemadiyen "baybaaaay"laşarak,  tüm koridorlarda "boooool=gol" sesleriyle top oynayarak, her katta neler olduğunu bilerek ve odamızın katına geldiğinde kapımıza; yemek katına geldiğinde "maaammaa" çığlığıyla masalara yönelerek, ateşlendiği 1 gece ömrümüzden yiyerek, onun bir gülüşüyle hayata tekrar dönerek, yolda gelirken kar yağışına yakalandığımız için dağda mahsur kalıp zincir takmaya çalışırken sırılsıklam olarak, eve geldiğimizde "evim evim güzel evim" çığlığıyla oyuncaklarımıza sarılarak...


Seninle yazın da güzel kışın da. Evimiz de güzel dışarısı da. Yeter ki sağlık olsun, huzur olsun, sevgi olsun, bir de insanın senin gibi sevgi dolu bir çocuğu olsun...

Google+ ile Paylaş

Hakkında Canan Canal

    Blogger Yorumları
    Facebook Yorumları

2 yorum: