"Sana sarılmak korkumu yeniyor anne!"

Tam da demiştim ki, ne güzel uyuyor. Demez olaydım! Sanırım yeterince dilimi ısırmamış, kulağımı çekip tahtaya vurmamış, güçlü bir "maşallah" dememişim.

Yeni yıl dönüm noktası oldu evet, ama hiç iyi anlamda değil. 

Yeni yılın ilk günleri ilk tattığımız duygu "korku" oldu. 15. ayın getirisi...En başta da "geceden" korku. Ama asıl sebebini hala bulamadığım içindir ki köklü çözümler de üretemiyorum.

Bu korkuya sebebin tam da aynı döneme denk gelen evimizin (binanın) tadilatı yüzünden neredeyse bütün gün süren gürültüler mi yoksa içinde olduğumuz ayın bir getirisi mi bilemiyorum. Başka herhangi bir sebep bulamadığım için de çözümleri bu ikisine yönelik arıyorum. Yaklaşık 1-1.5 ay süren dış cephe izolasyonu sebebiyle olan tadilatlar bitip evin dört bir tarafında, tepede, havada, pencereden baktığımızda "aaa orda!" dediğimiz "adamlar-amcalar" gidince o sebebi elimine ettik gibi. Evde kalıp o gürültülerle yaşamayı öğrenmesi ve başta uyku düzeninin bozulması bir dert; gürültülerden kaçmak için dışarı çıkılması/başka evde olması sebebiyle düzeninin tekrar bozulması ayrı bir dert. Neyse ki bitti gitti; ama elimizde korkular kaldı.

Bir süredir yüksek/aykırı/farklı seslerden korkan bir bebeğim var benim zaten çok şükür :) Örneğin; 5. katta oturmamıza rağmen binamızın önüne gelen çöp kamyonunun sesini duyar duymaz ürküp bacaklarımıza sarılan, herhangi biri yanında birşeye aşırı tepki verirse (aşırı şaşırmak, panik yapmak, ağlamak, heyecanlanmak...gibi) yine ürken ve genelde tepki verip diğer kişiye sarılan, uzun zamandır görmediği herkesden (arkadaş, akraba, doktor...gibi) alışma süreci tamamlanana kadar yine ürken, bir odaya/banyoya girdiğimizde kapıyı hele bir kapatalım korkup ortalığı yıkan, özellikle de boşluğuna denk gelirse babasının ses tonundan onu eğlendirirken bile ürken, baya bildiğiniz "ürkek bir ceylan"ım var :) Eh tabi, yumuşak seslere, "lütfen"lere, "ver şunu" değil de "verir misin" kiplerine, huzura, ilgiye, beraberliğe ve düzene alışmış bir bebeğin hayatına bir anda yeni bir şey girince korkması normal diye düşündüm...Ama 1 düşündüm, 2 düşündüm, bir de gördüm ki yine bana uykusuz geceler!

Üstelik gündüz uykuları (ki öğleden önce 1, öğleden sonra 1 olmak üzere gündüz 2 kez toplam 2 saat uyuyor) gayet iyiyken geceleri bir korkudur gidiyor. Saatte 1 kalkmaya, her seferinde çok yüksek sesle ağlayarak-hatta tepinerek tepki vermeye, ben ona sarılana kadar susmamaya ve kucağıma alır almaz uyumaya; yatağına yatırdığımda ise yine eskisinden daha güçlü ağlamaya başladı. Eski ağlamalarından ziyade korku dolu ağlamalar. "Gık" dediğinde ışık hızıyla odasında olsam da, odasını hafif aydınlatan loş ışığı olsa da, olabildiğimce sakin ve çabuk bir şekilde kucaklasam da...Sadece benim kucağımda susan bir bebek. İlla bana değecek, yüzüme-koluma-boynuma. Sabaha kadar oturamam ki kucağımda, ertesi günü iş var. Tek çarem yanıma almak. Yanıma yatınca ne emzik arıyor, ne müzik ne de korkup ağlıyor...Ama bu son çareydi benim için. Yanıma almak ve beraber yatmaya alışması/alışmam/alışmamız en son çareydi.

Direndim. Ama yaklaşık 15 günün ve gecenin sonunda benim pilim bitti. Geceler yüzünden gündüze enerjim kalmadı. Her gece aynı şey olunca ve her sabah 6.30da kalkıp işe gelince, bir de kuzumun bu ağlama sebebini bilemeyince sinir tellerim gerilip kopma noktasına geldi. Eski "zombi" halime geri döndüm ve hiç iyi olmadı. Uyku herşey değil, ama uyku çok şey. Sadece bedeni değil ruhu da dinlendiren şey. Gerçekten bu denli uykusuzluk yaşayınca kendinizi bile tanıyamıyorsunuz. Hem kendinize, hem bebeğinize hem etrafa zarar vermekten korkar oluyorsunuz. Yatışamıyorsunuz, sakinleşemiyorsunuz ki bir kere...Elinize ne geçerse fırlatma noktasına geliyorsunuz :) Gayet ciddiyim!


Biz de biriciğimle kafa kafaya verdik, okuduk, araştırdık, doktorumuza danıştık ve kendimizce yöntemler aradık. Doktorumuz "bu dönem geçene kadar yatağınıza alın, yanınızda yatsın" dedi. Net! E biliyoruz kesin yöntem olduğunu da ben daha başka yöntemler denemek istedim. Kurallarım var ya! Peh peh peh...Buyrun okuyun, neler denedim:

* Birkaç gün kucağımda sarılarak uyutmak yerine yatağa birlikte yatıp göz göze sarmaş dolaş uyuduk...Sonuç aynı! Daha da ayrılmaz ikili olduk, can ciğer kuzu sarması!

* Birkaç gün her gece üstünü kendi giydiğim bir giysiyle örttüm, kokumu hisseder korkmaz diye. I ııh...Sonuç aynı! Kokumu aldıkça depreşti sanıyorum özlemi, daha bile sık kalktı.

* Birkaç gün yatarken kucağımızda tuttuğumuz yumuşacık bir hayvan oyuncağımıza sarılarak yatırdım. Ha ben ha o diye :) Sonuç; yemedi :) ten istedi, yine aynı!

* Bir yerde "emziği bıraktırın, gece emziği ağzından düşerse farkedince uyanır ağlar" demişler. Murat'ım da fırsat bu fırsat diye düşündü, "denesek" dedi. Zaten sadece uyku sırasında emzik emiyordu, 1 haftalık denemeden sonra artık emziği de unutturduk. Sonuç? Aynı! Emzik de bahanesiymiş işin.

* Gece ağladığında hemen gidip sabaha kadar tüm sakinliğimle onu avuttuğum da oldu, ağlamasına müsade edip (daha doğrusu içerde sinirimin sakinleşmesini ve onun da susmasını) beklediğim de oldu (5dk. da olsa, daha fazla ağlatamıyorum), onu gecenin bir yarısı oturtup büyük adam gibi konuştuğum da, "bak ben de yatıyorum yanında" diyip halıya yattığım da, koltukta sabahladığım da, dönüp dans ettiğim de, evi turladığım da, müzik açtığım da, sinirime yenilip çılgın gibi bağırdığım da; bağırdığım için gecenin bir vakti meleğimi ağlattığım da oldu, sinirlerim boşaldığı için hüngür hüngür ağladığım da, o benim gözyaşımı sildi ben onun...

Sanıyorum ki yapabileceğim, aklımıza gelen, tavsiye aldığım herşeyi denedim.

Diyor ki bir yerde...

Ayrılık kaygısı
12-14 aylık çocuklar anne veya babalarına karşı güçlü bir duygusal bağlılık gösterirler (bu güçlü bağlılığın ilk sinyaller 8. ayda ortaya çıkar ve 15. ayda tepe noktasına ulaşır).
Bu yaştaki çocuklar artık sizden ayrıldıktan sonra da sizi hatırlamaya devam ederler ve örneğin sabah işe gitmek için evden çıkarken bu ayrılık beklentisi onlar için büyük bir stres kaynağı oluşturabilir.
Bu yaşta ayrılık kaygısı terk edilme veya yalnız kalma korkusu olarak kendini gösterir. Bu çağda hafıza, dil ve sembolik oyun alanlarındaki becerileri gelişmeye başlamıştır ve iki yaşından sonra bu becerilerin iyice olgunlaşması ile ayrılıklarla çok daha rahat bir şekilde baş etmeye de başlayacaklardır. 


Sonra dedim ki bir gece, böyle karşılıklı ağlamaların sonunda yine birbirimize sarılıp yattığımız birbirimizle avunduğumuz bir gece, "Napıyorum ben? Ne kuralı, kimin kuralı, doğru mu, neye göre, kime göre? Görmüyor musun özlüyor seni! Öyle özlüyor ki eli yanağında uyumak istiyor. Bağırsan da ağlatsan da masum bir kuzucuğu o senden korkup yine senle avunup yine sana sarılarak susuyor. Bırak tavsiyeleri, düşünenleri, yazılanları, okuduklarını herşeyi herkesi bırak. Tıka kulaklarını, sadece ama sadece çocuğunu dinle. Sen değil misin onun kokusuna hasret? Çektikçe daha derine çekmek isteyen, o kokuya doyamayan, koklayıp nefesini verdiğin an yine özleyen yine koklayan, gün içinde özlemiyle yanıp kavrulan? Sen değil misin onun ısısıyla ısınan, verdiği nefesle nefes alan? Zaten eve geliyorsun topu topu 2 saat berabersiniz sonra uyuyor. E bir tek geceleri yok mu özlem dindirebileceğin? "Anne" olduğunu, ne denli sevdiğini hissettirebileceğin? Sen özlediğini söyleyebiliyor, öpüp koklayabiliyorsun. O ne yapabiliyor sana yapışmaktan başka? Daha nasıl anlatsın çocuk? Bundan çok değil belki birkaç sene sonra bulabilecek misin onu yanında? Gel dediğinde o gelmek, koynuna girmek mi isteyecek sanıyorsun? Bak etrafındaki annelere, başta kendi annene, sonra hepsine. Hangisi oğlunu/kızını istediği an sarıp sarmalayıp yanında yatırabiliyor? Kime sorsan ağlıyor, küçüklüğünü özlüyor. Hepsi yatırmış yanında. Kimi alışmış, kimisi alışmamış. E sonuçta hepsi unutmamış mı alışkanlıkları? 50 yaşında hala "aahh annemin yanında nasıl yatardım, ne zor ayrıldım, hala onsuz uyuyamıyorum" diyen var mı? Senin yanında, dibinde, eteğinde, bacaklarının arasında iki dizine sarılmış aradan kafasını çıkarıp yukarıya doğru bakan "hiiiii" diyen dünya güzeli bir meleğin, meleğinin, sana özleminden utanmadan bir de şikayet mi ediyorsun? Püüüüü sana!"

dedim...Daha neler dedim de bu özeti, kibarcası :)Sonra bir posta da bunları dedikten sonra ağladım! Kendime nasıl kızdım nasıl.

İşte o gün bugündür, o istediği gecelerde, gecenin istediği vaktinde, istediği kadar süre boyunca yanıma alıyorum. Sarmaşıklar gibi yatıyoruz misler gibi :) Sabah kalktığımda burnumun ucundaki onun o mis kokusu var ya, tüm bedenimi sarıyor! Olur da uyanırsam, gidip yerine yatırmayı deniyorum. Zaten istemiyorsa hemen kalkıyor ya da en geç 1 saatin içinde ağlıyor ve yine yatmıyor yerine. Ben de itiraz etmeden tekrar yanıma alıyorum. Biz böyle bir çözüm bulduk. Böyle böyle gündüz-gece tüm korkularını, endişelerini, ayrılma kaygısını yenmeye çalışıyoruz. Daha çok birlikte olarak, gündüzün-çalışan annenin/babanın telafisini gece yaparak, sarılarak, öpüşerek, koklaşarak. O istediği sürece bu ilgiyi vererek.

Uykusu hakkında (iyiye gitse bile) bir daha yorum yapmam herhalde, tövbe ;) Ama biraz olsun can parçamın endişelerini ve korku dolu ağlamalarını yenmeye başladık gibi... Sarılmanın müthiş etkisi! Bakalım doğru yolda mıyız?
Google+ ile Paylaş

Hakkında Canan Canal

    Blogger Yorumları
    Facebook Yorumları

2 yorum:

  1. ikiz kızlarım için her ne kadar kendi yataklarında yatsınlar aman bizim yatağa alışmasınlar desem de nafile!
    korkuları yaşları büyüdükçe farkediyorlar ve bizim yanımızda yatmaya daha çok ihtiyaç duyuyorlar
    26aylık oldular ve ben artık uğraşmaktan yoruldum ,uyusunlar da nerde uyurlarsa uyusunlar diyorum
    sevgiler :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ben birinin uykusuzluğuyla mücadele ederken, işim zor derken, ikiz annesi olarak sizi gerçekten tebrik ediyorum. Sanırım "aman alışmasın" lafını hayatımızdan çıkartmamız gerek. "Alışsın, nasıl olsa unutacak" daha mantıklı geliyor son günlerde ;) Nasıl ki emmeyi, emziği, doğumdan beri başlayan her alışkanlıklarını zaman içinde unutuyorlar, bu da geçecektir. Yani umarım ;) Bizden de sevgiler...

      Sil