MİNİK KAŞİFİN KEŞİFLERİ

Kasım 20, 2013

Keşifler ne zaman başlar?

Ne kadar sürer?

Ben de böyle miydim?

Fazla merak kediyi ne yapar?

Annenin sabrı taşar mı?

Dr. Oetker reklamındaki babasının çilekli pasta yapışını izleyen kız gibi hissediyorum kendimi kurabiyemin dünyasını izlerken, dünyasından bizim dünyamızı görmeye çalışırken, onun sorularını kendi kendime sorarken...


Aramızda giderek daha da "anlaşılmayan" bir iletişim dili geliştirdik bile: işaret dili. O el hep havada, o parmak hep isim hakkını vererek hep işaret ediyor. Sadece minicik işaret parmağını kullanarak herşeyi, heryeri gösterebiliyor, herşeyi isteyebiliyor, istediğini verince aynı anda başka birşeyi işaret edip "onu değil bunu" diyebiliyor, onu da bunu da şunu da verince "hayır o değil, hayır bu da değil, bu hiç değil" diye diye beni maymuna çevirebiliyor. Sonunda yerlerde, elimde, üstümde bir ton eşyayla her taraf dağılmış bir şekilde kalakalıyorum ve o çekip gidiyor odadan; nereye mi? Yan odaya! İşaret edecek başka şeyler aramaya... 

Allahtan 2 odamız 1 salonumuz var. Mutfakla, banyoyla, kilerle ve kapalı balkonlarımızla gez gez bitiremediğimiz; keşfede keşfede öğrenemediğimiz, köşe bucak kurcaladığımız meğer pek kocaman bir evimiz varmış bizim!

Bu işaretlerinin sonu her zaman eline alacağı bir eşya olsa, tamam...da...Çöp kovası, çamaşır sepeti, küvet, prizler, tuvalet vb. yerler olunca tehlike çanlarının çaldığını farkettim. Genel olarak "o yasak, bu yasak, onu elleme, bu olmaz" demeyi seven bir insan değilim. Mümkün olduğu kadar birşeyleri deneyerek tecrübe etmelisin. Tamam mesela kumandayı alabilirsin. Ama cep telefonu olmaz! Çatal-kaşık-bıçak üçlüsünden neden önce bıçak? Neden çatalı almak için bunca feryat? Kaşık neyine yetmiyor? Neden plastik bardağın varken cam bardaktan su içme isteği? Niye onca oyuncak varken bilgisayar kablosuna ya da saç maşama bu kadar heyecan? Tecrübe ettiğin şey dış kapı açılır açılmaz pırrr diye kapıdan fırlayıp merdiven-asansörlere doğru koşmaksa eh buna dur denir di mi kuzum?! Mesela çöp kutusuna pis birşey atılır. Ama anne altını değiştirip pis bezini çöpe atarsa, çöp kutusunun yarısına kadar kolunu sokup o yeni attığı bezi alıp anneye "pi pi pi" denmez; anne gözünü patlatınca da hemen o kutu tekrar açılıp, bez atılıp o pis eller birbirine sürülüp üste sürülmez. Mesela çamaşır sepetine kirli çamaşırlar atılır ama o çamaşırlar atıldığı gibi jet hızıyla ordan alınıp banyoya saçılmaz. Ya da anne-babanın çekmecelerine yine anne-baba çamaşırlarını koyar ama küçük bir kuzucuk o çekmeceleri açıp çamaşırları sürükleye sürükleye salona kadar getirip halka sunmaz di mi böceğim? Buzdolabından birşeyler alınır ve kapatılır ama her açıldığında kapağındaki soslar, şişeler yere inmez; yoksa onlardan biri sirkeyse eğer kapağı açılıp ağzına burnuna girer ve turşu gibi gezersin ortada kokulu kokulu di mi?

Görüyorum ki sonu yok merakının, hareketliliği zaten karınca gibi, fır dönüyor. Ben de onun karşısında değil onunla olmayı tercih ediyorum. Nasıl mı? Basit komutlar ve ödüllerle.

Üzerimizi değiştiriyoruz diyelim. Kirli çamaşırlarını yere koyuyorum. Tane tane ve her komuttan sonra bekleyerek "kirli çamaşırlar nerde? onları al, banyoya getir (birlikte banyoya gidiyoruz), çamaşır sepeti nerde? çamaşır sepetine at, aç kapağını, kapat şimdi, afferin sana, alkııııış Demir'e" Şakşakşak :)) Deli gibi, ben onu, o kendini alkışlıyor ve evde arka arkaya alkışlayan anne-oğul geziyoruz. Sonra diyelim altını değiştirdim, bez çok kötü durumda da değil. Paketli bezi eline veriyorum. "Bu pis, nereye atalım bunu?, (birlikte çöp kovasına gidiyoruz, 2 bölmeli: biri normal-biri geri dönüşüm, her ihtimale karşı ben ona geri dönüşüme atmayı öğretiyorum şimdilik o her ne kadar diğerine dalıp çıksa da), aç kapağını, at şimdi, afferin Demir'e, alkıııış, hadi elleri yıkamaya". Eller yıkanıyor, bu görev de bitti. Ya da banyo yapacağı zaman "hadi banyonun ışığını yak, küvetini koyalım, sıcak suyu açalım, temiz kıyafetler hazırlayalım, banyoya gidip üzerimizi çıkaralım-eller yukarı kıyafetler çıksın-, bekle şimdi su dolsun, sonra küvete gir (hazır olunca küvete girmesi için)" şeklinde banyosunu yapıyoruz. Banyo sırasında küvette ayağa kalkma, şampuanlı sudan içme, köpükleri yalayıp yutma şeklinde tehlikelere karşı suyu köpürtüp köpük banyosu yaptırıyorum ve oyunlar eşliğinde banyo yapıyoruz. Ördeğimizi yıkıyoruz, küvetinin tıpasını takıp çıkarıyoruz, suyu çırpıp çırpıp köpükleri sıkıp baştan aşağı anneyi de, fayansları da yıkıyoruz :) Çamaşırları mı asacağız mesela, balkona çıkmasını önlemek için önüne çamaşırları verip tek tek bana vermesini söylüyorum. Her verişten sonra alkış ya da öpücük. Evet 2 kat sürede asılıyor, ama o mutlu, ben mutlu. Varsın zamanım nefesimin mutluluğu için gitsin...


Tabi bu ödüllerin, alkışların bir diğer etkisi de oldu. Bir seferinde koltuğun altında erişemeyeceğim kadar uzakta bir nesneyi sopayla aldım, sana verdim. Başka bir gün birlikte oyuncaklarını kutuna toplarken sen koltuğun altından oyuncağını alıp bana verdin ve kocaman bir afferin geldi sana. Parçaları birleştirdin ve o gün bugündür elinde sopayla evde gezinip arada koltukların altına girip birşeyler arıyorsun. Bir de eğilip bakınca şaşırıyorsun "aa aaaaa" diyor bana bakıyorsun :) Başka bir sefer de hep birlikte arabada giderken seni uyutmaya çalışıyordum ve emziğini vermiştim. Emziği ağzından çekip gözlerimin içine baka baka yere attın. "E afferin sana bravo, ne yapıcaz şimdi" dedim; kendi kendini alkışlamaya başladın :)) Bebeğim benim çok tatlısın! Haklısın, benim ne söylediğime dikkat etmem gerekiyor.

Tuvalet konusunda böyle komut sistemi henüz oluşturamayacağım maalesef :) Tuvalet eğitimine daha çok var. Ama ne zaman o tuvalet kapağını açıp "aa  aaaa" dedin (ne varsa şaşılacak bu kadar), birkaç gün sonra da içine yan taraftan takılan koku giderici aparatı alıp sallaya sallaya banyodan çıktığını öğrendim, o gün bugündür banyonun kapısını toptan kapattım :) Şimdi sadece ben akşam eve geldiğimde birlikte açıyoruz. Onun dışında banyodaki keşifler bitti. 

Ama 1 yaşını bitirdik tabi. Neyi keşfedicez? En önemli şey: pipisini. Her alt açışta olmasa da çoğu zaman eli hemen alta gidiyor. Yavaş yavaş cinsel kimliğini öğrenmeye başlayacağı için bunlar çok normalmiş. Okuduğumuz kadarıyla da "çek elini" diye kızmak yanlışmış. Ben de her alt açışta eline birşey vermeye çalışıyorum; oyuncak, temiz bez ya da ağzı kapalı bir krem-"bana vermek üzere tut diyerek"-vb. Dikkatini üst tarafta başka şeye yöneltince alt tarafı unutuyoruz :)

Sen benim her dediğimi anlıyorsun ya ("alo" diyince elini kulağına götürüyor, "bitti" diyince ellerini birbirine sürtüyor, "püfff çok koktu" diyince elinle burnunu kapatıyor, "kocaman" diyince kollarını "herşey maksimumda" der gibi yukarı kaldırıyor, kumandayı verip "aç" diyince televizyona doğru uzatıyorsun), ben de sadece işaretlerinin değil, senin de derdini anlıyorum çoğu zaman. "Bunu al, bunu aç, bunu ver" diye ıhh ıhhh'laman; "hadi bisikletinle dışarı çıkalım" dediğimde anlayıp ayakkabını getirmen, kapıya giderek dışarı çıkma isteğini belli etmen, uykun geldiğinde eline geçen şeyleri fırlatman, istemediğin birşey için seni zorlayınca yüzünü buruşturup çirkin oluşun, hatta kendini kucağımdayken birden arkaya doğru atışın, "noooolur beni kucağına al, seni özledim" yakarışın, beni gördüğündeki gülüşün, "emzirme vakti mi, ben de bütün gün bunu bekliyordum" muzip gülüşün, seni kucağıma aldığımda saçlarımı sevip kafanı omzuma koyuşun...hepsi paha biçilemez işaretler...

Bu ara işaretlerin, odaların, tehlikelerin yanında çığlığı da keşfetti. Offf hem de ne çığlık, ellerini sağa sola sallaya sallaya tarzan gibi bağırıyor. Evet burdasın biliyorum kuzum ve tüm dikkatim senin üzerinde emin ol! İlk bağırışında boşluğuma geldi, "Demir naapıyorsun, sus" diye kızdım. Sen misin ona bağıran, daha çok bağırdı! Şimdi öyle tepki vermek yerine hemen dikkatini başka birşeye çekiyorum. Ya da abidik gubidik hareketler yapıp güldürüyorum onu, o güldükçe ben de gülüyorum, hooop dikkati dağılıyor. Baktım olmadı, eh benim de çığlık atasımın olduğu zamanlar oluyor, ben de başlıyorum bağırmaya. Ondan çığlıklar, benden çığlıklar yükseliyor, o bana gülüyor, ben ona gülüyorum. Çığlıklar yerini kahkahaya bırakınca yine oyunla bitiriyoruz sonunda :) İkimiz de rahatlıyoruz böylece: enerjinin dışa vurumu!


Babayla nasıllar mı? Çığlık çığlığa :) Offf ki ne of! İzlemesi her zaman çok keyifli bir oyun onlarınki. Çok mutluluk verici, çok rahatlatıcı, içimden "yıllar boyu hep sürsün" dediğim nadir anlardan. Ama kısa süren, sonu çığlıkla ve bende biten :) 

Baba Cuma akşamı Ankara'dan geliyor; genelde kuzucuk uyuyor. "Çok özledim, sabah olsun da uyandırsın beni" diyor. Sabah 06:30 bizimki çığlıklar ve işaretlerle uyanıyor. Hemen yanımıza getiriyorum, azıcık öpüşüp koklaşma derken 07:30 civarı baba "gözlerim acıyor noolur azıcık daha uyuyayım" diyor. Biz böceğimle evi turluyoruz, toparlıyoruz, kahvaltıyı hazırlarken uykusu kaçmış baba 08:00'de "uyuyamıyorum" diye yanımıza geliyor. Baba-oğul en iyi ne yapar? 1-Boğuşur, 2-Kavga eder! Önce boğuşuyorlar, oynuyorlar, yerlerde yuvarlanıyorlar: sevinç çığlıkları, sonra Demir'in babadan kurtulmaya çalışmaları ve bacağıma yapışmasıyla son bulan: ağlama çığlıkları, sonra babanın ona-onun babaya: öfke çığlıkları...08:30...Babanın müthiş sorusu: "Yaaa ne zaman uyucak bu?" :)

Ne keşiflerin, ne bu çığlıkların sonu var...Varsın hep mutluluktan olsun bu çığlıklar...

Ben ne mi yapıyorum? Gülüyorum ağlanacak halimize ;) 

BUNLARI OKUMAK İSTEYEBİLİRSİN

0 YORUM

Translate

İLETİŞİM

Ad

E-posta *

Mesaj *