16.10.2012-16:01-Biz doğduk :)

Tam 1 sene önce bugün...

Gece yarısı 12:30'da başlayan doğum sancılarımla süren upuzuuun bir gece... Hem korku, hem heyecan, hem merak, hem ürperti dolu anlar...Önce kasılmaları, sonra kasılma olmayan anları saydığımız, hayatımın en "dakikası dakikasına" hatırladığım gecesi...Bitmek bilmeyen kasılmalar eşliğinde içimde karnıma karnıma inen tekmeler...Sabah 07:00, Murat'ımın günler öncesinden hazırlayıp o gün annelerime, babalarıma, kardeşime, can dostuma attığı "doğum başladı, biz hastaneye gidiyoruz" mesajı...07:30, hastanenin bahçesinde bankta karnımı tutup otururken annemin telefondaki "annem gözümüz aydın, kavuşuyorsun sonunda" diyen yoldaki sesi...İlk kontrol, ilk yatağa yatış, son NST, kuzumun kalbinin sesini duyuştaki rahatlayış, aşkımın biriciğimin koşuşturuşu, sımsıkı saran elleri, o günkü ilk doktor muayenesi, ilk rahatlayış, babamı kapıda gördüğüm andaki güvenle bir "ohh" çekiş, giderek artan acım sırasında yanıma gelen herkesin ellerini bir medet umarcasına sıkış, deli gibi bağırmak isteyip de sırf üzülmesinler diye karşımda bana bakan canlarımın gözlerinden kaçış, epidural için belden hafif uyuşturulma, yorgunluktan harap olmama rağmen o son an için dayanış, 15:00 son doktor kontrolü ve böceğimin çıkışa inatla gitmeyip içimde kalma isteğiyle sezaryana doğru sürüklenişim, yeşil boneyi takıp sedyeye yatırılışım, herkesle vedalaşma anım, apar topar sanki çok hızlı ama çok uzun koridorlardan geçirilip ameliyathane kapısında Muratımın el sallayışı; sonra kocaman ışıklar, saat 15:32; sonra çok soğuk, sonra anestezi uzmanının bilgilendirmesi, doktorumun yanıma gelip güleryüzü ve sonsuz bir özgüvenle mutluluğu, acıyı değil ama tüm olayı hissederek geçen bir ameliyat, sonra küçücük bir çığlık, ağlama, dünyanın en tatlı sesi...

Saat 16:01, en mis koku, en mutlu ağlayış, en güzel yüz, en acılı ayrılma; en unutulmaz kavuşma anı...İlk koklayış, ilk emzirme, ilk gecemiz, ilk uykusuzluğum, ilk çaresizliğim...



Bugün, hatta biraz önce; ben o ağlama sesini duydum yine, her gün ve her gece en az 2 saatte 1 olduğu gibi...Beni çağıran, beni isteyen, sebepsiz, sadece sarılma isteği duyan o ses...Geçen sene o gün öptüğüm o minicik kürdan parmaklarının bugün evin her türlü pencere ve aynasında bıraktığı izleri öperek, söylenerek sildim. O gün ellerimin arasında kaybolan küçücük çıtır ayaklarının bugün pıtır pıtır evi baştan sonra yürüdüğünü gördüm. Yürümeyi geçtim orayı burayı kurcalayıp ite ite dolaştırdığın uzatma kablolarını yerlerine sana kızarak yerleştirdim. O gün daha karnımdan yeni çıkarmışlar seni, odaya benden önce giderken merakla etrafa bakıcan diye kaldırdığın ufacık tefecik kafanı bugün yine meraktan oraya buraya sıkıştırıp benden azar işttin. Hamileliğimde kendi kendimle konuştum sana söyleyerek; 1 senedir yine kendimle konuşuyorum yine sana anlatarak. Ama aslında hep senle sohbet ettiğimizi, çok da koyu bir muhabbete dalabildiğimizi gördüm beni anlayan gözlerinde. Anlamlı bakışlarından korktuğumdan yanında ağlayamadım, birine kızamadım, birine küsemedim. Hala gözünden akan 1 damla gözyaşın, biri kızdığında gücenmen sonrası yüzünü buruşturuşunla içim param parça oluyor. Geçen sene daha hamileyken bile annemin "anne olunca anlayacaksın" lafını her seferinde nasıl geçiştirdiğimi, "sanki anlamıyorum" diye söylendiğimi ama aslında hiç ama hiç anlamadığımı ve gerçekten anne olduktan sonra, bugün, ne kadar iyi anlayabildiğimi farkettim. Sanki senden önce hiç yaşamamışım gibi dünümü sildiğimi; sanki hiç ölmeyecekmişim de seninle birlikte yaşayacakmışım gibi yarınımı planladığımı farkettim. Sen iyi ol diye dua etmekten bahsetmiyorum da, "ben iyi olayım da o iyi olsun, kim bakar sonra, bensiz kalmasın" diye dua edişim hayret verici. Herşeyin önemini nasıl yitirdiğini, tüm dünyayı nasıl geri plana atabildiğimi, senin için nelerden nasıl da bir  çırpıda, bir umursamazlıkla vazgeçebildiğimi gördüm. Ne kadar güçlü olduğumu aynı zamanda nasıl zayıf düştüğümü görerek unuttum. "Ne kadar mutluymuşum" dedim, hiç bu kadar mutlu olmadığımı hatırladım. 1 gülüş için 1 ömür verilir mi, verilirmiş, bunu da gördüm. Amaçlarımı, hayallerimi, ideallerimi sayarken gerçek amacımın ne olduğunu şimdi şimdi idrak ettim. Abartıyor muyum? Bilmem, mümkündür; onu da senle öğrendim :) 

"Diğerleri neler yaşadı anne?" diyeceksin ileride. Teker teker anlatacağım. Özetle; 

Baban, sana her baktığında; bak dokunduğunda öptüğünde demiyorum; baktığında içinin eridiğini gördüm. Nasıl da özveriyle, nasıl da istekle dünyaları ayağına sereceğini gördüm. Telefonlar ardında ağladığını,  kapılar ardında izlediğini, "yapmaz" dediklerimi yaptığını, "yapar" dediklerimden vazgeçtiğini gördüm. Özleminden yerinde duramadığını, sevgisinden yere göre sığamadığını, seni içine nasıl da sokuyormuş onu gördüm. Bana mı? Sayende bana her gün daha da aşkla baktığını bir daha gördüm. Onu ne denli sevdiğimi, nasıl bir adamı sevdiğimi yine sayende bir daha ve bir daha gördüm.

Anneanne-babaanne ve dedelerin mi? Torun sevgisini kendiminkilerden biliyordum, hala da biliyorum da; kendi anne-babalarımızın sana olan sevgilerini ve düşkünlüklerini hayretler içinde izledik babanla. Bize de böyleler miydi? Biz mi fark etmedik acaba? Şimdi zaten sayende arka plandayız da :) Sana gösterdikleri sevgi o kadar büyük ve şiddetli ki; her an biz de doyuyoruz babanla. Şu da bir gerçek ki, şimdi anlıyoruz anne-baba olmayı. Onların yerine kendimizi koymayı. Onların bize olan sevgisini. Haklarını asla ödeyemeyeceğimizi. Onlar belki bizde tadamadıkları duyguları seninle tadıyorlar; biz de onların sevgiyi gösterişlerini seninle tadıyoruz. "Ne mutlu" diyoruz. "Çok şükür" diyoruz. Böyle kocaman sevgiler içinde büyüdüğün için her daim teşekkür ediyoruz.

Yine ben, annen...

1 yıl önce bugün saat 16:01'de senin ağlayışınla ağlayan; şimdi gülüşünle kahkahalar atan annen. Böyle hem seni içine sokmak ve bir daha hiç çıkarmamak isteyen, hem de seni göremeden yaşayamayacak olduğunu bilen annen. Daha dün o mis kokunu içime çeke çeke seni emzirerek gece boyu seyreden, daha az önce gecenin karanlığında nerde olsam beni tanıyacağını ve bulacağını bilen, boynuma soluduğun ılık nefesinle yaşadığını anlayan annen. Her gün şükreden, her an dua eden, her fırsatta mütemadiyen ağlayabilen, hatta aynı zamanda kızabilen, sonra bir an şaşırıp pat diye gülücüklere boğulabilen ve peşpeşe bu kadar duyguyu "an"lara sığdırabilecek kadar hızlı yaşayan tek varlık, annen.

Bugün bir yanımda bir yarım biriciğim baban, bir yanımda diğer yarım nefesim parçam sen, karşımda canlarım ailelerimizle senin 1 yaşını kutladık. İlk kutlama, minicik, sıcacık. Babanla henüz birbirimize bile söylemesek de dileğimiz bir; seninle bir ömür. Sağlıklı, huzurlu, hep böyle mutlu bir ömür. 

Hayatımın anlamı İYİ Kİ DOĞDUN PITIRCIĞIM! Biz seninle doğduk, seninle ve senin için yaşıyoruz. Seni çok seviyoruz...


Google+ ile Paylaş

Hakkında Canan Canal

    Blogger Yorumları
    Facebook Yorumları

6 yorum:

  1. canım kızım yazmış oldukların o kadar güzelki okudukça okuyasım geliyor sanki roman gibi,evet pıtırcıgınla sizde dogdunuz bizlerde sizinle aynı şeyleri yaşıyoruz bu güzellikleri yaşatan allahıma bin şükür edip duğa ediyoruz,sizde bize bu güzellikleri yapıp sunduğunuz için teşekkür edriz.....:)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Sıkılmadan okuyorsanız ne mutlu bana anne :) Teşekkür ederiz, dualarınız ve güzel sözleriniz için hepinize...

      Sil
  2. Canlarımız,gözlerimizin nurları;ruhumuzun ilk lezzeti sizlerdiniz,kaymağı ise bal böcüğümüz DEMİRİMİZ.Tadına doyulmaz lezzetlerimize; ömür boyu birlikte sağlıklı,mutlu yavrucuğunuzun doğum gününü kutlayacağınız uzuuuuuun yıllar diliyoruz...İyi ki doğmuşsunuz,iyi kİ doğurmuşsunuz...DOĞUM GÜNÜN KUTLU OLSUN DEMİRİM...:)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Amiiin annem, inşallah hep birlikte kutlayalım güzel yıllarımızı. İyi ki doğurmuşsunuz da böceğim olmuş :)

      Sil
  3. Allah'ım korusun sizi... Ağlatmasana ya insanı...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Canım benim, amin! Hepimizi korusun, en çok onları korusun. Ağlama ya :( Galiba bloglar karşılıklı ağlayıp rahatlamak için varlar :P

      Sil