12. ayı böyle bitirdik, dans dans dans :)

Bal böceğim;

12. ayı tamamlamış olmanla birlikte sende epey köklü değişiklikler oluyor.

Sağlık: Önce bu. Maşallah boncuğum diyim önce. 12. ay kontrolünde 74 cm ve 9.9 kilosun. Aşılarımızı olduk 3 tane. Su çiçeği, kızamık-kızamıkçık-kabakulak ve pnomökok. Bir sonraki kontrol Nisanda. Tabi sünnet kontrolü var daha önümüzde. Bunun dışında demir ilacımızı ve D vitaminini kesti artık. Her gün güneşlenmen (ki yapıyoruz) ve düzenli beslenmen (ki bunu da yapıyoruz) yetermiş.

Dişler: İlk önce altta 1dişin çıkmıştı, 9.ayda. Sonra üst yan dişler geldi, aynı anda. Köpek dişi ya da yanındakiler olduğunu tahmin ediyoruz. Bir süre 3 dişle gezdin, çarpık çurpuk. Sonra tatile giderken, 10. ayında altta 1 diş daha gözüktü. 4'ledin ve vampir görüntüsüne kavuştun :) Bugünlerde ise daha önceden gelmesi planlanan üst orta dişlerin ikisi geldi bile. 6'lıyı dizdin. Bir sürü incin oldu kuzum, henüz inci gibi sıralanmasalar da :)


İlk adımlar: 11. ayın en önemli getirisi ilk bağımsız adımlar oldu. Dengen müthiş. Cesaretin çok fazla. Tedbiri genelde elden bırakmıyorsun, çok temkinlisin. Ama günden güne adımların daha cesur, daha güçlü hale geliyor. Cesaret de seni şuursuzca hızlı adımlar halinde yürüyüp hatta koşup yere kapaklanmana neden oluyor. Geçen haftalarda ilk morluğunu alnının sağ tarafında, affedersin ama küçük bir boynuz misali, aldın bile :) Daha sonra da bu çarpmaların arkası geldi. Ama dengeni korumayı daha iyi öğreniyorsun. Öğrendikçe tutunmayı bırakıp pat pat pat diye koşup duruyorsun evin bir yerinden bir yerine. Odalara, mutfağa, balkona, banyoya bir girişin var ki; hem gülüyorum, hem korkuyorum, hem koşuyorum arkandan. Bazen birşeylerden korkup ya da beni özleyip şap diye yapışıveriyorsun bacaklarıma. Kafanı da bacaklarımın arasından sokuyorsun ben iş yaparken sonra tosss diye dolaplara vuruyorsun :) Çok ama çok tatlısın böyle yürürken. Küçük adamım benimmm :) Bu adımların benim her akşam iş dönüşü en büyük sevinç kaynağım. Kapı açılıp da karşımda minik bir prensin, mini minicik bir böceğin paytak paytak minik ayaklarıyla bana doğru heyecanla yürümesi ve sarılması kadar muhteşem birşey yokmuş bu dünyada...

Dans: Müziği çok seviyorsun. Dans etmeyi de. Kendince de bir dans stilin vardı; 1970'lere ait Türk filmlerindeki gibi el-kol ve kafanı sağa sola sallama, arada da el çırpma şeklinde :) Bunu daha da geliştirdin şimdi. Ne zamandan itibaren mi? Hastalığından. Ateş düşürücü ya da antibiyotiğin etkisi olduğunu sanıyorum; zira kendince bir "popo dansı" geliştirdin, iyileşmeye başladığın gün. O gün bugündür her yerde, içini kıpırdatan her müzikte bu dansı yapıyorsun. 11. ayda anneannen ve dedenin evinde bir dansın;


Hareketler: Algın ve buna bağlı hareketlerin gün gün inanılmaz gelişiyor. Gerçekten hayretler içerisinde izliyorum. Şu an yapma, dokunma, bırak şeklinde yasak komutları anlıyorsun. (Uymuyorsun! o ayrı). Otur, kalk, gel, git, ver, al şeklinde basit komutları çok güzel anlıyorsun. Benim çoğu dediğimi, belki de hepsini anladığından o kadar eminim ki...Yerde duran birçok oyuncak ya da nesneden ver dediğimi tek seferde anlayıp veriyorsun. "Alo" deyince elini kulağına götürüyor, "Kim o" deyince dış kapıya bakıyor, kumandayı verince televizyona doğru tutup, kapalıysa bana verip açmamı istiyor, anahtarın kilidi açışını duyunca kapıya gidiyor, yemek hazırladığımı görünce "maaam" diyor, kedi görünce "ayyy"diyor, "baba nerdeymiş" diyince resmini işaret ediyor, o an neyi yapmak neyi elde etmek istiyorsan onu işaret edip "hüüü"lüyor, saklambaç oynamaya bayılıyor, şarkı söylememe bayılıyor, yerde boğuşmalarımıza bayılıyor, havada uçmalara bayılıyorsun :) En sevdiğin şey bu ara arabaları bın bın diye sürmek ve doğum günü hediyelerinden biri olan bisiklet ile dışarda dolaşmak. Ve ben, bir zamanlar "erkek annesi nasıl olucam" diyen ben; şimdi seninle yerlerde boğuşuyorum, seni havalara atıp tutuyorum, başımın üstüne koyup pervane yapıp döndürüyorum, araba sürüyorum, top oynuyorum ve seninle kocaman bir bebek oluyorum ;)

Yemek: İştahın maşallah çok güzel. Artık damak zevkin gitgide gelişiyor. Yemediğin şey yok ama bazı şeyleri daha çok tercih ediyorsun. Meyvelerden mürdüm eriğini şap şup ısırarak kopartmayı, etlerden kuzu etini yalana yalana yemeyi, makarnalardan spagettiyi cup cup hüpleterek yemeyi, sebzelerden soğan ve salatalığı kemirmeyi, su içmeyi, süt içmeyi, en çok da ekmeği ve hala emmeyi çok seviyorsun. Kahvaltını, öğle yemeğini, meyvelerini, şu ana kadar tek burun kıvırdığın yumurtayı bile çiğnemeden yutuyorsun artık. Menemene bayılıyorsun. Gerçekten yemediğin yok, çok nadir şey kaldı tattırmadığım. Örneğin bal için hala vaktin var. Yesen de sana çok faydası olmayacak şeker,tuz, çikolata gibi ürünler ve atıştırmalıklar için ben hala erken olduğunu düşünüyorum. Dillenip bana karşı çıkana, karşı çıksan da başka şeyleri keşfedene kadar seni ne kadar sağlıklı beslesem kar :) Sana kendimize yaptığımız herşeyden de tattırmaya çalışıyoruz. Yavaştan tuzlu ve baharatlı gıdalara da alış diye. Baharattan özellikle kekik ve naneyi sana çok kullanıyoruz. Her hafta tavuk-kırmızı et-balık üçlüsünden mutlaka yedirmeye çalışıyorum sana. Deepfreeze imdadıma koşuyor ve et sularını hazırlayıp depoluyorum. Her 2 günde 1, bazen her gün farklı sebze yemekleri veya çorbalar pişiriyorum. Her gün peynirini, tahılını, yoğurdunu, kuruyemişini, etini, sebzeni ve meyveni yemen çok önemli. Senin için evde bisküvi ve kurabiye de yapıyorum. Hazır ürünlerden çubuk krakeri keşfettin ve bayıldın. Her bisiklet turunda en sevdiğin atıştırmalık. Çok şükür ki gıda konusunda sorun yaşatmayan ve yaptığım her şeyi severek yiyen bir oğlum var benim, aman maşallah :) Yiyorsun da o mama sandalyesinde her gün daha zor seni oturtup yedirmek, aklın fikrin hep aşağıya inip koşmakta...

Civcivim iplik iplik tavuk yerken ;)

Konuşma: Yok, henüz pek bir tık yok. Genelde seslerinle ve işaretlerinle anlatmayı tercih ediyorsun. En güzel "baba"yı diyorsun. "Anne"yi mam, mama, mıymıy şeklinde ifade ediyorsun. Güleyim mi üzüleyim mi bilemiyorum  :S

ve Uyku: Eğitim bilmem kaç! Ben anlatmaktan yoruldum, okuyanlar dinlemekten yoruldu, yakınlarım "nasıl hala düzelmedi mi uykusu" demekten yoruldular, bedenim uykusuzluktan yıkılıyor ama sende maşallah süper bir uyku inadı ve gece enerjisi var. Gündüz 2 sefer uyuyorsun ve çok rahat uykuya dalıp çok mutlu bir şekilde 1'er en fazla 2'şer saatte kalkıyorsun. Son kalkışın akşam üstü en geç 16:00 civarı. Gece yatışın 20:00 civarı. Bazılarına göre erken olabilir ama uzmanların dediğini de geçtim gerçekten bu şekilde daha huzurlu ve sağlıklı uyuduğunu düşünüyorum. Çünkü gece geç de yatsan erken de yatsan sabah 07:00-07:30 civarı ayaktasın. Geç yatınca bir de daha zor uyuyorsun üstelik, fazla yorulduğun ve uyarıldığın için. Ayrıca gece de babanla bize, daha doğrusu şu an bana kalıyor işlerimi yapabilmek için. Neyse şu ana kadar sorunsuz gözüküyor yazdıklarım...Ama o gece kısmı var ya, işte herkesler uyurken ben evde dört dönüyorum sayende meleğim. Çünkü gece uyanıyor, gece emzirmeyi 1'e indirsem de kucağıma almamı istiyor, almayınca katılırcasına ağlıyor, aldığımda da uykun derinleşene kadar kucağımda yatmak istiyor, yerine daha önce yatırırsam yine uyanıyor ve başa dönüyorsun. Başka birini istemiyor, kim gelirse gelsin 1 defa kandırılıp susturulabiliyor, sonraki kalkmalarında avazın çıktığı kadar bağırıp beni istiyor ve gecenin o karanlığında beni her yerden görüp tanıyor ve kucağıma atlıyorsun. Bu kısır döngü geceleri öyle zor ki, öyle yoruluyorum ki, sabahına işe gitmek öldürücü darbe oluyor ve seviniyorum biliyor musun, belki serviste uyurum diye :) Tabi sabahki halimi sen düşün. Her gün aynı soruları duymaya alıştım. "Uyumadı mı yine, çok uykusuz görünüyorsun, nerden buluyorsun bu enerjiyi, valla iyi dayanıyorsun" vs. Ben de seninle uyumak isterim kuzum ama sen nasıl alışıcan bensiz olmaya? Odalarımızı 11. ayda ayırdık, belki aynı odada kokumdan etkilenip beni istiyorsundur, artık yavaş yavaş alış diye. Ama pek faydası olmadı. Yeni yeni gece ilk yatışından sonra 4 saat falan uyuyorsun, sonra yine 2 saatte 1'e düşüyor. Hele bir de bazen sanıyorum ki kötü rüya gördüğünde öyle korkup ağlıyorsun ki hiç dayanamıyorum! Bana diyorlar ki, alma kucağına, bırak ağlasın, gitme, alışsın...Haklılar evet beni düşündükleri için. Ama ben de haklıyım di mi seni düşündüğüm için? Nasıl dayanırım sen ağlarken, gözünden yaş akarken seni kapı önünde izlemeye?

Her gece istisnasız ilk duam: "belki bu gece uyur, belki o gece bu gecedir dönüm noktası olan, Allahım noooolur". Ayrıca sayende tüm hamile yakınlarıma da dua ediyorum; bebekleri sağlıklı olsun, mutlu, huzurlu olsun, iştahlı, gazsız olsun; aynı senin gibi. Ama 1 farkla; bol uyuyan bebek olsun ;)

Baykuş meleğim, her gece rüyanda gördüğün en korkunç şey ben olayım olur mu bir ömür? :)



Google+ ile Paylaş

Hakkında Canan Canal

    Blogger Yorumları
    Facebook Yorumları

3 yorum:

  1. Gülbilge hala bizimle yatıyor. Gece biberonla 150 ml süt veriyorum. Zaten bir defa uyanıp "Şüt şüt şüt" diyor. İnatla (herkesin aksine) çocuğum için bizimle yatmasının daha doğru olduğunu düşünüyorum. Uyutmak için ağlatmanın bir yöntem olmadığına eminim. Kitapları, duyduklarını bir kenara bırak. Kendin ve oğlun için en doğrusunu sen bilirsin. Hatta bence doğru olanı Demir bilir (: Ona da kendine de eziyet etme. Senin yanında huzurla uyuyabiliyorsa bırak öyle kalsın. Sizi seviyorum!

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Belki de haklısın Zeynepçim. Tüm gece yanımda yatırdığım hiç olmadı. Sabaha karşı uyandığında yanıma aldığım zamanlar sabah çok huzurlu ve neşeli uyandığını görüyorum. Ben de ağlatma fikrine kesinlikle karşı çıkanlardanım, bu yüzden ne yapacağımı bilemiyorum çünkü uykusuzluğu benim sınavım, sabrımı zorluyor :S Ağlatmadan her yol mübah deyip deneyebilirim her yolu. Sevgiler bizden ;*

      Sil
  2. bende katılıyorum nasıl alıştıysa öyle devam etsin

    YanıtlaSil