AYRILIK

Temmuz 25, 2013

Boncuk gözlüm

Sizden ayrı yaşadığım bu şehir aslında benim doğduğum şehir oğlum. 16 yılım geçti bu koca şehirde. Ama kendimi o kadar yabancı hissediyorum ki, başka bir ülkede gibiyim. Yerden her kafayı kaldırdığımda tanıdık bir yüz görmek istiyorum, daha doğrusu sizi görmek. Sokaklarda dolaşırken bir başıma, bir an kayboluyorum, karşı kaldırımda dikilmişsiniz, annenin kucağındasın ve işaret parmağın beni gösteriyor bazen, köşeyi dönünce bir bakıyorum annenin bacağına sarılmışsın titrek bir ceylan misali "Baba düşüyorum, tut beni." diyorsun, bazen elinden tutmuşsun annenin "Bak baba, artık annemle beraber gezebiliyorum." dercesine fincan fincan bakıyorsun, hatta bazen bana doğru kollarını kocaman açmış koşarken görüyorum seni, dizlerimin üstüne öylece yere çöküp ben de açmak istiyorum kollarımı, sarmak istiyorum seni sımsıkı...

Ama yoksunuz yanımda aslan parçası, sen doğduğun şehirde kaldın annenle, ben doğduğum şehirde bir başına. Zormuş siz olmadan nefes almak. Öyle alışmışımki her öğlen arası koşa koşa gelip seni görmeye, burada hiç öğlen arası olmasın istiyorum. Öyle alışmışımki akşamları kucağımda seninle beraber annene hoş geldin demeyi. Mesai bittiğinde ben de bitiyorum, oda arkadaşlarım duvar ve tavanı bekletmemek için hızlı adımlarla kaldığım odaya dönüyorum. Ne hoşgeldin diyenim, ne de hoşgeldin dediğim var yanımda. Hemen telefona sarılıp anneni arıyorum, eve gelmişcesine hoşgeldin diyorum ama kucağımda sen yoksun bu sefer. Annenin sesini duymak iyi geliyor bana. Halini hatırını sorduktan sonra, eve varır varmaz senin bir resmini çekip göndermesini istiyorum. Sen hızla büyürken, hiç bir anını kaçırmak istemeyen ben, 1 kare fotoğrafına razı oluyorum...


Annenin gönderdiği her bir fotoğrafı ayrıntıyla inceliyorum. Defalarca, tekrar tekrar bakıyorum. Kiminde yemek yiyorsun, kiminde bilgisayarı kurcalıyor, kiminde kendi halindesin, kiminde oturmuş objektife poz veriyorsun. O bakışın varyaaa, içimi eritiyor. Yanında olamamak canımı acıtıyor...

Bazen de video çekip gönderiyor annen. İlk emekleyişine, ilk koltuktan destek alarak doğrulup yengeç misali yürüyüşüne, radyoda çalan şarkıya tempo tutuşuna, ilk dişini çıkarışına tanıklık edemeyip, seni videolardan takip etmek zor geliyor...

Kaldığım odanın balkonundan Gençlik Parkı'nı izliyorum akşamları, yanıp sönen ışıklarında kayboluyorum bir an, çocukluğuma gidiyorum, babam elimden tutmuş, "Hadi Gençlik parkına gidiyoruz" diyor. Öyle mutlu oluyorum ki, dünyalar benim oluyor. Sonra kendime geliyorum, baba olduğumu fark ediyorum ve seni bir mahalle arasındaki basit bir çocuk parkına bile götürememenin çaresizliğini yaşıyorum... 

Ankara'ya geleli 3 haftayı tamamladım. Ama geceleri halaaa uyuyamıyorum oğlum. Bazen 2, bazen 3'ü buluyor. Ama annen merak etmesin diye saat 12 olmadan iyi geceler mesajı atıyorum ve tavanı izlemeye başlıyorum. Sizi düşünüyorum, gecenin sessizliğinde sesin çınlıyor kulağımda, kalkıp seni kucağıma alıyorum, beni değil anneni istiyorsun her zamanki gibi...

Olsun, sen beni istemesen de ben seni çok özlüyorum..

En çok dayının mezuniyet törenindeki fotoğrafın hoşuma gidiyor. Ankara'ya geldiğim gün annenin bana gönderdiği ilk fotoğraf bu. Artık seni fotoğraflardan, videolardan takip edecek olduğum gerçeğini, suratıma bir tokat gibi çarpan o ilk fotoğraf. Öyle anlamlı bakıyorsun ki; "Benim mezuniyetimde de bizi böyle yalnız bırakmayacaksın? değil mi baba?" diyorsun boncuk mavisi gözlerinle...

Hiç gülme, zaman öyle hızlı geçiyor ki, annenle ilk dansımızı dün yaptık gibi geliyor bana... 

Baban,




BUNLARI OKUMAK İSTEYEBİLİRSİN

3 YORUM

  1. Canım Yavrum;
    Yazdıklarını okuyunca, bunları yaşamış biri olarak SABIR diyorum, tüm bunlar geçecek. Yuvanız gene eskisi gibi şenlenecek.
    SABIR, SABIR, SABIR...
    Baban

    YanıtlaSil
  2. Sen harika bir eş, müthiş bir babasın!

    Uzakta olduğun zamanlarda bile, oğluna birçok babadan daha yakınsın. Yakında olmak sadece bedenen olmuyor. Senin ilgin, sevgin, gücün, koruman hep üzerimizde. Aslında hiç farkımız yok; sen nasıl doğduğun şehire yabancıysan, artık ben de kendi memleketime yabancıyım. Anladım ki dünyanın en güzeli dediğim yerler sensiz yaşanılamazmış; ve dünyanın en kötü yeri de olsa benim/bizim yerimiz senin yanınmış. Her yer 3ümüz birlikteyken güzelmiş. Sen yalnız değilsin ki. Biz yine her köşe başında oğlumla seni bekliyoruz. O her işaret ettiği yerde seni görmeyi bekliyor. Seni arıyor. Seni istiyor. O kadar emin ki, her dönemeçte seni göreceğinden, her düşüşünde tutacağından ve her özel gününde onunla olacağından; korktuğunu ve bir an bile seni görememe korkusunu yaşayacağını düşünmüyorum. Sen hep burdasın. Küçücük bedeninde, minicik yüreğinde, kocaman sevginle varsın!
    Her gün, günün her saatinde, sabah da seni uyandırıyor o; öğlen de karşılıyor; akşam da kucağında beni bekliyor, gece de kucağında uyutmanı bekliyor, bu sevgiyle, sevginle...

    Çok zormuş. İnsanın sevdiğinden ayrı kalması içini paramparça yapıyor. Canını yakıyor. Ruhunu acıtıyor. Bu zorluğu hem yaşamak, hem karşındakinin neler yaşadığını bilmek daha da yüreğini sızlatıyor. Sen gülsen de biliyorum, ağlasan da, söylesen de biliyorum, sussan da. Ben seni, görmeden, duymadan sadece hissederek tanıyorum. Mesafelerin bittiği ve tekrar biraraya gelip kucaklaştığımız anı düşünerek ayakta duruyorum. Bu geçici ayrılık bitinceye kadar çok güçlü olacağımıza, boncuğumuzun her anını sana ayrı ayrı yaşatacağıma, hiçbirşeyi kaçırmayacağına ve biran önce sana kavuşmak için tüm gücümle çalışacağıma söz veriyorum.

    Hiç aklından çıkarma; biz her an birlikteyiz. Ayrı değiliz. Sevgi dolu ve güçlü bir aileyiz. Sevgimizden güç alıyoruz ve bu güçle bu zorluğu da en yakın zamanda aşacağız.

    Seni çok çok çok seviyoruz...

    YanıtlaSil
  3. Gülay-Ahmet Canal26 Temmuz 2013 22:30

    Sevgili yavrum biz senden bu kadar küçükken ayrılmadık, ama sen harp okulunu kazanıp, İstanbul a gidince bizim de dünyamız daraldı, karardı, tadımız, tuzumuz kalmadı. Annene biz bu ayrılığa nasıl dayanacağız? diye sorduğumda. Canı sağ olsun onun istikbali, geleceği için katlanacağız dedi.Katlandık ama gel onu birde bize sor, ayda bir 800 km yol bize sanki 80-90 km gibi geliyordu bize. O uzun yolda sana daha çabuk kavuşalım diye, mola bile vermezdik. Nereye geldik nasıl geldik bilmeden kendimizi boğaz köprüsünün başında bulurduk. O uzun yol zor gelmezdi de boğaz köprüsünü geçmek yok mu sanki bir asır gibi uzardı da uzardı.O zamana kadar geleceğimizi bildirmez dik ki bizim yolculuğumuzu merak etmeyesin diye. Fakat boğaz köprüsünü geçerken, seni arar ve biz İstanbul'dayız, yarın seni evci çıkaracağız diye müjdeyi verirdik. Dört yılın hasreti bir yana asıl bizi üzen neydi biliyor musun? Senin karne ve bayram tatillerinde Antaly' ya geldiğin zamanlar. Yaptığımız hazırlık ve aldığımız senin çok sevdiğin şeyleri bitiremeden gidişin var ya. Seni yolculadıktan sonra, annenle eve dönemez, şaşkın bir vaziyette ne yapacağımızı bilemeden dışarılarda dolaşır, senin okuluna sağ salim vardığını bildiren telefonunu alınca işte o zaman birazcık rahatlardık. Akşamın geç saatlerinde eve döndüğümüzde, her yerde seni arardık. Buz dolabında yarım kalan kolanı, yiyip bitiremeden gittiğin börek ve tatlıları gördükçe, ben annene göstermeden gizli gizli ağlardım. Sanki annen benden gizli ağlamıyormuş gibi! İşte yavrum biz o günlerden buralara geldik, inşallah sizin hasretiniz kısa sürer, en kısa zamanda kuzucuğuna ve mavişi ne kavuşursun. Allah sabrınızı ve sevginizi artısın, hasretinizi çabucak bitirsin. Sabret bir tanem bitecek bu sayılı günleriniz. Sana hala hasret Annen ve Baban.

    YanıtlaSil

Translate

İLETİŞİM

Ad

E-posta *

Mesaj *