MASALIMIZDA 3.YIL

Haziran 12, 2013

Ben hiç bu kadar sevmedim.

Birini hiç hayatımın merkezine oturtmadım. Çoğunlukla "ben" dedim. Önce "ben" dedim. Çoğu şeyde, çoğu yerde...Çok sabırlı olamadım. "Sabırsızım" dedim, çekildim. Hoşgörülü olduğumu san-dım. Hiç bu kadar gözüm kara olmadı. Hem bu kadar gözüm kara, hem bu kadar ürkek olmadım. Hiç bu kadar kaybetmekten korkmadım. Çoğu zaman kendimle yetinebileceğime inandım. En büyük hedeflerim, en güçlü isteklerim hep kariyerimle ilgili oldu. Hep hırslıydım, kendime zarar verecek kadar olmasa da. Hep mükemmelliyetçiydim. Hep artılar olmalıydı; eksileri kabul etmezdim. Yanlışa tahammülüm azdı. En sevdiklerim hep yanımdaydı. Mutlu olmayı çoğunlukla "benim" mutlu olmam zannediyordum. Susmazdım. Konuşmalıydım; hem de o anda. Çok ve iyi düşünemesem de. İçimde kalmamalıydı o an, şişerdim. Patlamalıydım. "Ne olursa olsun" der, kusardım. Hiçbir zaman karşındakini düşünmeyen biri olmadım, ama genellikle önce kendimi düşünürdüm. Kendi yemeğimi, kendi giysimi, kendi mutluluğumu, kendi önceliklerimi, kendi isteğimi, bana gösterilen saygıyı, bana gösterilen vefayı, bana gösterilen güveni, bana verilen mutluluğu, bana verilen aşkı. Olgundum hep, ama aslında çocuktum....


Ama bir gün, biri, çok özel biri çıktı karşıma. İzmir'de, en sevdiğim yerde; evimde! Ve hayatım değişti.

Minik kurabiyem, 

Bana hep babanla nasıl tanıştığımızı sorarlar. Sen de biraz da olsun tanık olasın diye anlatmak istedim:

İzmir'e yeni dönmüşüz. 2008-Ağustos. Yüksek lisansım bitmiş, tezimi yazıyorum. Yazım aşaması ve savunma öncesi gerginliği bir taraftan, yaptığım iş başvurularına cevap beklemem bir taraftan bir hayli stresliyim. İnternetimizin ayarları bozulmuş. Akşam saat 19:00. Uzanmışım, sakinleşmeye çalışıyorum. Kapı çalındı. Sonra da benim odamın kapısı. Annem: "babanın iş yerinden biri geldi, bilgisayar mühendisiymiş, internetimizi ayarlayacakmış, kardeşin ve babanla oturuyorlar" diye bilgi verdi. Mesajı aldım, "hoşgeldiniz" demezsen ayıp olur. Bir offf çektim, zaten gerginim! Zoraki gittim. Balkonda babam ve kardeşimle oturuyorlar. Genç, sarışın, mavi gözlü, cam gibi parlak cin gibi uyanık bakışlı, ağzı kulaklarında güleç biri. "Hoşgeldiniz" dedim, elini bile sıkmadım. Kibarlığıyla alt etti ilk dakikadan; "hoşbulduk" diyip ayağa kalktı ve elini uzattı gülerek. Gittim içeri yine. Sonra baktım içerden gülüşler, bir muhabbet bir muhabbet. E hani internet? Meraklandım, yine gittim. Annem de dahil olmuş ekibe, çaylar yapılmış, çerezler, atıştırmalıklar, meyveler çıkmış, internet ayarlanmış sonrası balkon keyif yapılıyor. Oturdum ben de, meraktan. Hemen bana laf geldi, gayet saygılı, efendi, candan, ama her hareketimi ve sözümü tartarak konuşmamı sağlayacak kadar cin boncuk bakışlı. Bir de hızlı konuşuyor ki yetişemiyorum, bir de bilmiş ki ukala ukala ufff. Sohbet-muhabbet derken saate baktım 23:00 olmuş. Müsaade istedi, gece için teşekkür etti. Herkesle tokalaşarak vedalaştı, bense herkesden önce kapıya gidip açtım. Kapıda benle vedalaştı, "memnun oldum" dedi o aynı bakışla ve gitti. Kapı kapandı, mutfakta annemin kulağıma ciddi bir şekilde ilk dediği cümle "bu çocuk sana farklı baktı kapıda". Annemden hiç böyle bir yorum almadım ben. Ne fark ettiyse? "Yok artık, kesinlikle olmaz" dedim. Aslında o gün beni gerçekten ne kadar dikkatli incelediğini sonradan öğrenecektim...

Aradan aylar geçti. Yaptığım iş başvuruları sebebiyle önümde iki yol var; bunlardan biri İstanbul'a; biri Hollanda'ya çıkıyor. Kafam karışık, tamamen kariyerime odaklanmış durumdayım. Bu arada birkaç tiyatro etkinliğine kalabalık guruplar halinde giderken karşılaşmamız dışında sohbet fırsatımız olmadı bir daha. Yalnızca bir tiyatro etkinliği sırasında tesadüfen tanıştığım anne ve babasının ona hakkımda yaptıkları yorumları ve karşılığında aldıkları korku dolu cevabı da sonradan öğrenecektim...

9 Ocak 2009. Eve giderken yolda biri "merhaba" dedi. Aynı bilmiş. Samimi, enerjik, candan. Biraz sohbet ettik ayak üstü. 2 gün sonra başlayacak olan dans kursundan konu açtı. Partnersiz kayıt yapılmayan kursa eş olarak tanımadığı birini yazmışlar. Ben de babamı partnerim olması için ikna ettiğimi söyledim. Yol bitti, ayrıldık. Ama okunduğu gibi bu sefer onu tanımlamam daha yumuşak. Çünkü sebebini bilmediğim bir mutluluk var içimde. Sanki çok güzel şeyler olacak...?

11 Ocak 2009. Dans kursu akşam 20:00'de. İkna ettiğimi sandığım babam benle gelmek istemiyor. Tek şartı "annen de bizimle gelsin". Gittik, dans hocamız geldi, tanıştık, ilk figürü gösterdi, "herkes eşini alsın" dedi. Babam kaptı annemi, "güzelmiş, annenle dans ederiz" dedi. Eee ben? "Aaa Murat da tek, onunla dans edin" dedi. Bir döndüm ki boncuk bakışlar üstümde. Onun da partneri gelmemiş. Ne yapalım, mecbur şeklinde birleştik.

Bilebilir miydik o birleşmenin "sonsuza dek evet"in ilk adımı olacağını?


Sonra birşeyler oldu. O ruhsuz ben gitti, Birinci gün, ikinci gün...derken her dans günü heyecandan kıpır kıpır olan biri geldi yerime. O tanıştığımız ilk günkü bakışları içime işlemeye, kokusundan başım dönmeye, heyecandan ellerim titremeye başladı. Tabii ki inkar yoluna gittim kendi kendime. "Canan boşver" dedim.  "Bir anlıktır" dedim. "Kimseye güvenme" dedim. "Sen işine bak" dedim. Dedim de ne oldu? Baktım ki bakışları öyle demiyor. Farklı tarafa çekebileceğim hiçbir sözü, hiçbir hareketi olmadan sadece bakışlarıyla derdini anlatabilir mi bir insan? Anlattı. O ortamda kimseye, neredeyse bana bile belli etmeden, mesafesiyle hem de...Ben de dinledim. Kızarık yanaklar ve utangaç gözlerle...Bu kadar kalabalıkta, hem de ailemin önünde heyecanıma nasıl dur dedim, nasıl dur dedi hala bilemiyoruz. Derken...Bir gün gelmedi. Bir diğer gün de gelmedi. Neden gelemediğini daha sonradan öğrenecektim ama beni bir korku sardı, ne oluyorsa bana... Korkum kızmama, kızgınlığım duygusallığıma ve mesafeye; her zamanki gibi hemen dışa vurmama sebep oldu. Ve kendimi ele vermiş oldum. O gün-sanıyorum ki bundan cesaret alarak telefonumu istedi. Aslında onda telefonumun çoktan kayıtlı olduğunu da çoook sonradan öğrenecektim. Ve sordu: "yarın uygunsan buluşalım mı?"

Tarih 24 Ocak 2009. Saat 12:00 için plan yaptık. 11.55'de sözleştiğimiz yerdeyim, arabasıyla beni almasını bekliyorum. Bugün bile o arabaya nasıl heyecanla ve biri görecek diye nasıl korkuyla bindiğimi net hatırlıyorum. Ben ailemden gizli birşey yaşamaya alışık değilim. Her türlü sorunumu, mutluluğumu bilirler. Ama babamla aynı yerde çalışmaları ve birbirlerini tanıyor olmaları gizlememize, gizliliğin de bizi korkutmasına yol açtı.  Malum İzmir'in her yeri de tanıdık dolu. Bir avuç yer var gizli gizli buluşabileceğimiz. (Karşıyaka-Bostanlı sağ olsun) Üstelik daha tanımıyoruz ki birbirimizi hiç? Nasıl söyleyelim herkese? Hele ben hiç...Onun benim hakkımda yapmış olduğu araştırmalarla beni ne kadar iyi "öğrenmiş, hatta ezberlemiş" olduğunu da daha sonradan öğrenecektim...

İlk buluşma günü gittiğimiz yer: İzmir-Bostanlı'da Tömbeki Cafe. Yemek için Cafe Recis'e, sonrası çay için de Sir Winston Tea House'a geçtik. Eve vardığımda saat 23:30'du. Biz ilk gün tam 11:30 saat birlikte olduk ve birbirimizle ilgili hiçbir düşüncemizi açıklamadan sadece konuştuk. Herşeyden. Ondan, benden. Ama bizden değil. Biz birbirimize "birbirimizi" anlattık. Tüm en kötü ve en iyi özelliklerimizi, olumlu ve olumsuz yönlerimizi saydık. İyi ki o gün saymışız. Özellikle olumsuz özelliklerimizi. Çünkü hala, birbirimiz hakkında tek yakındığımız olumsuzluk, tam da o gün saydıklarımız...Ne eksik ne fazla. Hatta sadece 2 gün sonraki ilk tartışmamızda bile...!

Eve vardığımda o gün için teşekkür ettiği güzel bir mesaj aldım ondan. "Allah'ım ne oluyor bana?" dedim. Kıpır kıpırım, tam tabiriyle.

"Ne tartışması 2. günde anne?" diyeceksin bebeğim. İki inadın tokuşması diyelim. İki mücadelecinin üste çıkma savaşı diyelim. Sinirle alınganlığın birbirini körüklemesi diyelim. Ne dersek diyelim, hala diyalogların aklımızda; yazışmaların bilgisayarımızda kayıtlı olduğu; yüzlerimizi görmeden sadece mail yolu ile yaptığımız ilk ve belki de en büyük tartışmalarımızdan biri. Cümlelerin birbirinden güçlü , zekice, birbirinin imla hatalarını bile bulacak kadar usta, kelimelerle savaşıldığı, sonunun üç nokta ve bir ünlem ile bittiği; ne vazgeçilerek kestirip atıldığı ne de unutulup alttan alındığı bir yazışma. Arka arkaya. Soluksuz okunabiliyor hala :) Benim sinirden duvarlara söylendiğim, onun sinirden mola verip verip yazdığı, köşe kapmaca. Saygısızlık yok, kabalaşmak yok. İnat var bol bol :) Ama öyle güçlü de bir bağ olmuş ki; her bir cümle için ayrıntılı açıklama yapılıp, kendi derdini anlattıktan sonra "haklı olabilirsin" diye bitirilen ve üç nokta ve bir ünlemin; bir üst üste nokta ve bir kapalı parantezle bittiği cümlelere dönüşülmüş...Ben o gün "bu nedir yaa, çekilir mi bu bilmişlik" diye söylenip; büyük bir savaştan çıkmış gibi yorulmuştum.

Ama ben o gün aşık oldum. Bu güce, bu zekaya, bu kelimelere, bu büyüklüğe, bu kişiliğe, bu yoğun hisleri hissettirene...


Sonrası mı? Sonra buluşmalar, konuşmalar, tartışmalar, alınganlıklar, inatlaşmalar, mutluluk, neşe, hüzün, huzur, tüm duygular bir arada. İlk sevgililer günümüzü ayrı geçirdik (belki de bu yüzden en iyi hatırladığım sevgililer günümüzdü). Önümdeki iş yolları birden silindi, tek bir yol çıktı karşıma: İzmir yolu. İlk anneme söyledim; pat diye 6 Mart'ta. Sonra annemle birlikte babama pat diye; 2 ay sonra. Kalabalık ailemin arasına girişi de pat diye oldu; bir piknik sırasında; babamla yalnız konuşması da. Hepsi doğal, yalın, plansız. Öyle gelişti. Bu tanışma ve konuşmalardan; anneme söylediğimde gözlerini korkuyla ve şaşkınlıkla bana patlata patlata bakışını; babamın "seni de onu da iyi tanıyorum, uyumlu olacağını düşünüyorum, çok iyi tanıyın birbirinizi, emin olduğunuzda "eminiz" diyin, olmazsa da canınız sağolsun" olgunluğunu; anneanne-dede-teyze-dayımlarla tesadüfen piknikte tanışıp bahar alerjisinden birlikte hapşıra hapşıra oğlak yiyişlerini, babamla ilk konuşmalarında babamın beni ona tanıtıp "birbirinizi değiştirmeye kalkmazsanız mutlu olursunuz" tavsiyesini, doğum gününde onu ilk evimizde ağarlayışımızı, ailelerimize "hazırız" diyişimizi, anne babaları tanıştırışımızı, hemen ardından çekirdek ailecek sözü ve yakın akrabalarla nişan yemeğimizi ve bir sürü hazırlık sonrasındaki masal düğünümüzü...hangisini saysam? Çok yol aldık. Çok iyi tanıdık birbirimizi. Çok zorlandığımız da oldu, mutluluktan sarhoş olduğumuz da...Ne zorlandığımızda bırakıp pes edip gittik, ne mutluluğumuza yenik düşüp mantığımızdan vazgeçtik. Kaçtık, kovaladık, üzüldük, ağladık, sınırlar çizdik. Kötü haber de aldık, mutluluktan da uçtuk. Önce BİZ olduk. Çok sevdik kuzum. Biz çok zor bulduk birbirimizi; diğer yarımızı ve kaybetmeye hiiiiç niyetlenmedik. Bu yüzdendir ki sevginin saygıyla dik duracağını bildik. Saydık, hoşgörü gösterdik, sabır gösterdik, yeri gelince susmayı bildik, yeri gelince susanı konuşturmayı, iletişime önem verdik, inatlarımızı aynı ana denk getirmemeye çalıştık, kırgınlığımızda bile birbirimizi düşünmeden yapamadık. En önemlisi birbirimizi olduğumuz gibi kabul ettik ve hiç değiştirmeye çalışmadık.

En başta saydıklarım var ya, bana hala o aynı boncuk aşık gözlerle bakan; hayat enerjim babanla öğrendim ben; "başkasını mutlu etmenin mutlu olmanın ilk şartı" olduğunu. Almadan önce vermeyi, birini kendinden çok düşünebilmeyi, bazen çocuk, bazen olgun bir kadın olmayı, ve daha bir sürü şey. Ne yaşadıklarımız sığar buraya, ne duygularımız, ne öğrendiklerimiz, ne öğrettiklerimiz.

Bilebilir miydik biz bir internet sorununun veya dans kursunun veya bir tartışmanın masalımızı yazacağını? Böyle bir masal ürününün de senin gibi can suyu olacağını? Sevgimizin, sevincimizin seninle katlanacağını, taşıp taşıp seni sevgi seli içine katacağını?

Biz en başta ailelerimizden mutlu yuvanın önemini öğrendik, huzurla büyütüldük. Şimdi aynı mutluluk ve huzuru sana da yuvanda sağlamak için elimizden geleni yapıyoruz. Umarım böyle neşeyle büyürsün, hayatın mutluluk ve huzurla dolar.

Bugün babanla ilk ayrılışımızın ardından tam 2 hafta geçti. 2 gün önce görüşmemize rağmen bana aylardır ayrıymışız gibi gelen kocaman 15 gün. Onsuz kolum kanadım kırık. Parça parçayım. Nefesim düğümleniyor sanki. Boğazımda kocaman bir yumru, yutkunamıyorum. Çok zormuş kuzum, insanın sevdiğinden ayrı geçirdiği bir an bile çok zorluymuş...Ben bu kadar zorlanırken babanın aynı özlemi hem benim hem senin için çekiyor olmasıyla ne kadar zorlandığını tahmin edebiliyorum. Büyüyünce bu zorunlu ayrılığı, ayrı yerlerde olsak da onun bir an bile seni, beni düşünmeden yapamadığını, seni görebilmek adına çabasını ve ne kadar harika bir baban olduğunu daha iyi anlayacaksın herşeyim...Allah'ım sevenleri hiç ayırmasın...


BUNLARI OKUMAK İSTEYEBİLİRSİN

0 YORUM

Translate

İLETİŞİM

Ad

E-posta *

Mesaj *