İZMİR'DEN ANKARA'YA

Mayıs 08, 2013

Bir İzmir'li Ankara'yı sevebilir mi?
Mümkün değil.
En azından ben tanımıyorum böyle birini.
Ama yaşar. Sadece zorunluluktan katlanabilir.

1992'de gittim Ankara'ya ilk defa. Henüz 8 yaşındaydım. Daha önce başka illerde de bulunmuş ve o ana kadar farklı 3 ayrı okulda okumuş, farklı evlerde oturmuş olmamıza rağmen, hatırlıyorum da çok zor gelmişti oraya alışmak. İlkokul 3. sınıfın ilk gününde ön sıramda oturan arkadaşıma "sıranı biraz çekebilir misin?" diye rica ettiğimde "siz İzmirliler böyle kibar mı olursunuz" diye höt höt kabaca bir cevap vermişti. Nasıl bozulmuştum. Ne demiştim ki kötü? "Lan" lı "La" lı mı konuşmalıydım acaba? Şive mi değiştirmeliydim? Öyleymiş sözde. Ama yapmadım. İnat, hiç öyle konuşmadım. Böyle konuşmaları da hiç sevmedim.

Tam 16 senemiz geçti orada. İlkokulu, ortaokul ve liseyi, üniversiteyi ve yüksek lisans eğitimimi Ankara'da tamamladım. Çok arkadaş, çevre edindim. Çok güzel arkadaşlıklar kurdum. Dostlar kazandım. Sosyalliği orada tanıdım. Tiyatro sevgim oradan, okuma sevgim oradan, dans tutkum oradan, alışveriş ve moda bilgim de oradan. Eğitimin, imkanlarının sonuna kadar kullanılması tabiri var ya, suyunu çıkardım :) Her bir okul bitişinde yine hatırlıyorum da ha tayinimiz çıktı, ha çıkacak, ha iş buldum gittim gidicem derken bir baktım ki 2008'de anca ayrılabildim Ankara'dan. 

Ayrıldım, daha doğrusu uzaklaşarak kaçtım. Hiç de arkamı dönüp ağlamadım.

Alıştım. Çok iyi tanıdım. Kesinlikle İzmir'de olandan daha fazla arkadaşım, hocalarım, tanıdıklarım var. Şehri, caddelerini, merkezlerini, insanlarını, kültürünü, yoğunluğunu ve iş temposunu, okullarını, havasını, suyunu, nereden ne alınacağını, nerelere gidileceğini, nerelerde çalışılabileceğini, nerelerde okunup nerelerde oturulabileceğini vs. birçok özelliğini belki kendi memleketim İzmir'den bile daha iyi tanıdım. Dile kolay koskoca 16 sene...Havasının Türkiye'nin 2. en kirli şehri olduğunu, zıt olarak suyunun birçok ilden daha güzel olduğunu, "öğrenci ve memur" şehri olduğunu, okumak için ideal olduğunu, araba kullanmanın kolay, ulaşımının basit olduğunu, tüm yolların Kızılay'a çıktığını, tutarlı mevsimlerinin olduğunu, insanlarının yüzünün İzmirinkiler gibi gülmediğini, daha farklı bir "neşe-eğlence" anlayışına sahip olduklarını, güneşinin burası gibi parlamadığını, çoğu yerde bulunmayan müthiş tiyatro ve sosyal faaliyet kültürünü, protokollerini, askeri merkezleri, hemen hemen her merkeze inişte yolların korumalarla kesilip bakan geçidini beklemeyi, hafta sonu olası miting yerlerini bilip, öğrenip yeni güzergah çizmeyi, üniversitelerini, bakanlıklarını, siyaseti....daha sayamadığım bir sürü özelliğini öğrendim.

Ama hiç sevmedim. Sevdiğim 1 şey: İzmir'e dönüş yolu. O kadar.

Şimdi, tam 5 yıl önce "kesin dönüş" yaptım diye geldiğim ve hayatımın anlamıyla tanıştığım İzmirimden yine Ankara'ya gideceğimizi öğrendim. Tayinimiz çıkmış.

Ve ben, yani meleğim ve ben doktoram bitene kadar gidemiyoruz. Daha önce yazdığım ayrılık gerçek oldu.

Yani gün ışığım bizsiz gidiyor Ankara'ya şimdilik.

Haberi aldığımızdan beri ağlıyorum. Haber sonrası kapının önünde birbirimize sarılarak ağlamamızı ve sonra eve girip böceğimi kucaklayışımızı unutamam asla. Kendimi düşünüyorum, Murat'ımı düşünüyorum, kuzumu düşünüyorum ve sayamadığım birçok şeyi düşünüyorum şu an. İkimiz de dağıldık. Bir tek Demir farkında değil ne mutlu ki. Bekliyorduk belki, ama yine bir ihtimal diyorduk. Hele ki bu şehrin olması beni, yüreğimi parçaladı resmen. 

Artık sevgisizliğimin yanında sevdiğim insanla aramızda olacak mesafelerden dolayı daha da nefret ediyorum bu şehirden! İnsanın sevdiğinden, eşinden ayrılması tarifsiz...

Biliyorum benim için, Murat için, özellikle Demir için ve de üçümüzün geleceği için Ankara'da olmanın avantajlarını. Ama tek 1 eksi bütün artıları yok ediyor. Biriciğim benden uzaktayken avantajlarını görebilmem maalesef mümkün değil. Onsuz bana İzmir bile zorken, İzmir dışı herhangi bir şehir ya da ülke zaten dünyanın en kötü yeri.

Büyük kuzum, küçük kuzum :)

O yüzden "hayırlı olsun"lar havada kalıyor. Öyle bir ruh halindeyiz ki ikimiz de, hiç sevinemiyorum. Sevinenlere "Allah sevdiğinizden ayırmasın!" diyorum.

"Herşey güzel olacak" sözüne de o kadar inanmak istiyorum ki...


BUNLARI OKUMAK İSTEYEBİLİRSİN

2 YORUM

  1. Kuzum, biz asker ailelerinin en büyük sıkıntılarından biride alıştıkları yerleşim düzeninden başka düzene geçmeleridir. Yani göçebe hayatı yaşamalarıdır. Annen ve ben yıllarca siz yavrularımızı en iyi şartlar altında yetiştirmek için uğraştık. Zorla gönderilen yerlerde sizlerin eğitimleri için bazen gitmemek için yardım istedik. Kısacası senin ve kardeşin için eğitim bütünlüğünüz için 16 sene kalmaya da razı olduk. Asker ailelerinin kaderi istedikleri yıl istedikleri yere gidememeleri. Sende bir asker ailesi olarak şimdi, kendin eşin ve yavrun için bunları yaşayacaksın. Tabii bu göçebe durumlarında en büyük acı ve ızdırabı yaşayan baba olur. Murat'a Allah sabır versin. Kolay değil, senden ve yavrusundan ayrı kalması. Ben aylarca Kayseri'de, Merzifon'da, Ankara'da yalnız başına annenden ve siz yavrularımdan ayrı kaldım. 48 saatlik hafta sonu için 15+15 saat yollara düşerek yaklaşık her hafta İzmir'e taşındım. En acısı tabii 6 ay Azerbaycan ayrılığı oldu. Siz yavrularımı göremeden geçen aylar. Aslında biz askerler ortalama ayda 2 nöbet tutsak, yılda 24 gün 30 senede 720 gün buda yaklaşık 2 yıl eşinden çocuğundan ayrı nöbette geçer. Ayrılık bizlerin kaderidir. Dışarıdan asker ailelerinin yaşantısına dil uzatan şerefsizler bunları bilmezler. Ama vatan sevgisi başta, aile sevgisi tüm bunları güzel duygulara çevirir. Her tayin yeni bir heyecanla geçecek hayatınızda. Allah her şeyi gönlünüze göre yapsın.
    Unutmayın ki bundan sonraki hayatınız torunum Demir'e bağlı olacak ve de olmalıdır.
    Bu yaşantınızda bizler her zaman yanınızda olmaya çalıştık ve son nefesimize kadar yanınızda olacağız.
    İyi şeyler düşünün iyi şeyler olacaktır. Bizler yapılması gerekenleri yaparız. Gönlünüz rahat olsun.
    Şimdiden önce siz yavrularıma ve vatana hayırlı, uğurlu olmasını dilerim.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Canım babam, bir bilseler başta siz askerlerin, sonra ailelerinizin neler yaşadıklarını...Dışarıdan herşey vur patlasın çal oynasın gibi görünüyor bilmeyenlere ama zorunlu ve hayat boyu olan ayrılıklarla sınanmak ne kadar zor, sadece yaşayan bilebilir. İnsan çocukken, birine sorumluluğu azken hatta yokken ne kadar rahatmış meğer. Şimdi sorumlu olduğum bir yuvam olunca çok zor geliyor. Haklısın. Murat'ı düşünüp asıl benim güçlü durmam lazım. Umarım hayırlı olur hepimiz için...

      Sil

Translate

İLETİŞİM

Ad

E-posta *

Mesaj *