Anneler de sinirlenir, Babalar da...

Hem de öyle böyle değil, keçileri kaçıran cinsten...

Ben sabırlı bir insan değilim. Aslında hiç değildim ama yıllar geçtikçe bu özelliğim epey törpülendi. Hatta evlendikten sonra daha da sabırlı olmayı öğrendim (ki eminim birçok insan böyledir, evlilikte sabrı öğrenmek zorundadır). Hele ki herşeye yetmeye, herşeyi eksiksiz kusursuz yapmaya çalışıyorsanız...Şimdi yeni yeni anlıyorum ki sabır konusunda öğreneceğim çok şey varmış ve 2 aylık kuzucuk bana öğretmek için elinden geleni yapıyormuş, bilinçsizce...

Ne kadar sevgi dolu biri olursanız olun, ne kadar muhteşem bir anne/baba derlerse desinler size, bir kırılma noktası vardır her insanda.
Tüm sinir tellerinin bir yay gibi gerildiği, okun fırlamaya hazır olduğu bir an...Ağlama krizine girileceği ya da elinde ne var ne yoksa fırlatacağı bir son durak...İşte o noktada attığını tutacak biri şart yanında...Hele ki o atmak üzere olduğun bebeğinse :)

Okurken, henüz anne-baba olmayanlar garip düşüncelere girmeyin sakın. (Minik kuzucuğum sen de girme, baba olunca anlarsın). Ebeveyn olanların ise bu duruma alışkın olduklarından beni anlayacaklarını umuyorum.

Şöyle düşünün, sabahın 4'ü. Bebeğiniz ağlamaya başlıyor. Yatağından alıp ilk iş olarak emziriyorsunuz. Normalde uyuklayarak ve karnının doymasından hemen sonra deriiiin bir uykuya dalacağı anı bekleyerek emen bebek bir anda cin gibi bakmaya başlıyor. Gözleri meşe meşe açılıyor ve etrafı seyrediyor. Siz, sersem gibi o kafayla 15 dakikalık uykusuzluğun ardından hemen yatacağınızı düşünürken bir anda açılan gözlere bakıp "eyvah" diyorsunuz, "başlıyoruuuz". Emme bitiyor, hala cin. Gaz çıkartılıyor, hala cin. Eeee görev tamamlandı, gecenin o saati ne yapılır? Yatağa yatırıyorsunuz o patlak gözlere bakarak, hani bir umut diye. (Allahtan oyun parkımızın sallanan beşiği var!) Sallıyorsunuz ama yok, ses istiyor. Müzik açıyorsunuz, olmadı albümün tümünü dinletiyorsunuz, o da yetmiyor sizin sesinizi istiyor, "ssshhhh" diye diye ağzınız kuruyor. Yine olmadı, o gözlerde zerre kadar kapanma yok, hatta bir de yeni yeni uzak mesafeyi görmeye başladığından cibinliğe takılı dönenceye gözü takılıyor, ve "aguuuu, guuuuu" seslerini çıkarıp oynamaya başlıyor. İlgilenmeyince yine ağlıyor, çünkü canı gezmek istiyor. Siz zaten bir de babayı uyandırmaktan çekindiğiniz için ışıkları yakmadan tüm evi köşe bucağı defalarca turluyorsunuz, uyarıcı olmayın uyandırmayın diye, ama karanlıkta o boncuk gözler daha bir açılıyor. Özellikle duvarlar, tavanlar,köşeler, en saçma sapan yerler bebeğiniz ve ardından sizin tarafınızdan defalarca inceleniyor. Saat 5 oldu. Sonra yine ağlama, çünkü 1 saat geçti ve yine meme istiyor. Yine bir emzirme, gaz çıkarma, ama bebek hala cin. Bu arada oturma şansınız yok, çünkü bebeğiniz gezme seviyor! Bir yere bırakamıyorsunuz, hatta afedersiniz ama tuvalete bile gidemiyorsunuz, o uyuyana kadar tutmak zorundasınız! çünkü bebeğiniz kucak istiyor! Evi bir turlama daha. 

Hazır uyandı, e bu kadar da ağlıyor hadi bir altına bakıyım da diyorsunuz çünkü altta fena gürültü var bakışlar da sabitlendi, hoooop uykusu iyice kaçtı bu sefer. Sizde teller kopmak üzere artık. Saat olmuş 6. 2 saattir evdeki köşe bucağı turladıktan sonra sizde kırmızı gözler, bebeğinizde kırmızı gözler, o uyumak istiyor uyuyamadığı için ağlıyor, sizin uykunuz iyice kaçtı sinirden ağlıyorsunuz. Sonra babası yaptığında çok kızdığınız o hareketi, hani havaya atıp atıp tutma var ya, onu yapıyor bir yandan da "Demir bak seni atarım tutmam" diyorsunuz. Yetmedi mi, "ammaaan ne olucaksa olsun" deyip bebeğinizi yatağına koyuyorsunuz ve o yine ağlamaya başlıyor. Siz de bu sefer "Demir istediğin kadar ağla, vallahi sabaha kadar bakmam" dediğiniz an, işte o an. KOPMA NOKTASI. Bu sesle baba yataktan ok gibi fırlıyor, ve attığınız o bebeği tutuyor işte. "Ver bana, bana ver" diyor, 2 saniye. Kucağında sallıyor, 10 saniye. Kucağına yatay pozisyona getiriyor ve koluna yapıştığını belirterek "BU SENİ İSTİYOR" diyor, 3 saniye.

"Seni istiyor"un diğer bir söyleyişi :)
Ve müthiş bilge babadan 15 saniyede anneye dönüyor bebek, baba yatıyor, yarın işe gidecek. Sizin ağlamanız tavan, alıyorsunuz kuzuluktan "keçiye" terfi etmiş bebeğinizi ve 3. emzirme seansı. Ama son vuruş bebeğinizden geliyor: siz ağlarken bu sefer çok mu sarstım bebeğimi diye, o göğsünüzde "aguu" yapıp gülmeye başlıyor hem de nasıl içten. Sizdeki bütün yaşlar geri gidiyor, sarılıyorsunuz sımsıkı, kokluyorsunuz, öpüyorsunuz defalarca, o göğsünüzde uyuyakalıyor, bebeğinizi yatırıyorsunuz yatağa ve kımıldamıyor bile. Saat 06:30. Yatağa yatıp yorganı başınızın da üstüne çekiyorsunuz hiçbirşey görüp duymamak için :))) Tuvalet mi? kaçtı ki... :))

Gülen gözüm
Haftasonu sabahları da, hani baba evde, bari sabah ağlamasını duymayım diyorsunuz. Hani duyup duymazlıktan gelme durumları :))) Baba kalkıyor, saat 09.30, "kuuuuzum, kuuuuzum" diye diye. Hemen koklama, sevme, eee ağlıyor. Anne uyusun diye baba kapıyı örtüp sesssiiizce alt değiştiriyorlar. Gülmeler başlıyor hafiften, mutlular. Sonra geziyorlar çünkü Demir oturtmuyor, baba hafiften yorulmaya başlıyor. Sonra baba tuvalete girmek istiyor ama Demir "baba giremezsin benle ilgilen, annem tutuyor" diyor. Baba gerilmeye de başlıyor. Sonra kapı çalıyor, kargocu gelmiş kimlik lazım, Demir " baba beni bırakmadan tek elle hallet, annem öyle yapıyor" diyor, baba gerginlikten kargocuya bağırıp  erkenden geldiği için onu şikayet edeceğini söylüyor. Sonra telefon çalıyor, ama Demir "baba kimseyle konuşma benle konuş, annem tüm gün deliler gibi kendi kendine yani benle konuşuyor" diyor, izin vermiyor, babada teller iyice gerildi. Sonra baba acıkıyor anneye de kıyamadığı için kahvaltıyı tek elle hazırlamaya kalkıyor, Demir ağlamaya başlıyor, "baba önce benim karnım doysun" diyor.

"Böyle olsa keşke" diyen anneler de var...
İki pış pış bir poh poh derken kapıma doğru sesler yükseliyor, yükseliyor, ve kopma noktası: "oğlum yemin ederim bir tarafımdan ter aktı yaaa ne istiyorsun" diyip kapımı açıyor. Kalkıyorum ve o kurtarıcı cümleyi söylüyorum: "bana ver". Baba işte o an kuzucuğumu bana, kendini de tuvalete atıyor :)))

Babasının hippisi ;)
Haftasonları gün boyu da genelde şöyle oluyor: siz olabildiğince şeberip oyunlar oynadıktan, altını değiştirip emzirdikten, gezdirdikten, konuştuktan sonra uyutmak istiyorsunuz, tık yok. Baba geliyor, "bana ver" diyor, veriyorsunuz, TIK gitmiş, uykuya dalmış bile. Anlamıyorum ki neden. Vücut sıcaklığım mı yeterli gelmiyor, kalp atışım mı acaba? Neden çileyi anneler çekip sefayı babalar sürer ki? Neyse ki tek değilim :)


Geçen gün anneme "acaba ben iyi bir anne değil miyim? Neden sinirleniyorum bu kadar? Çok mu hırpalıyorum? Sonra da oturup ağlıyorum" dedim. Annem de bana ben küçükken ve aynı Demir gibi davranırken bir sinir anında yaptığı öyle bir şeyi söyledi ki, ne kadar normal olduğumu anladım :) "Neden daha önce anlatmadın ki?" dedim. "Anne olunca anlardın çünkü" dedi:) Kilit cümle!

Sen de Demircim, nefesim, hayatımın anlamı, affet beni, baba olunca anlarsın kuzum :) seni çok seviyorum!

Herşeyim, parçam ;)
Doğru ebeveyn olmakla ilgili güzel bir yazı; bebek.com'dan...Okumak isteyenler için... 

Google+ ile Paylaş

Hakkında Canan Canal

    Blogger Yorumları
    Facebook Yorumları

6 yorum:

  1. Sevgili güzel kızım ve sevgili canlarımız.yukarıda yazdıklarını gülmekten zor okuduk.Yahu bu demir bey ne zor bir adammış.Öyle güzel anlatmışsın ki yaşadıklarını. Gerçekden küçük bebekler böyle tatlı yaramazlıklar yaparlar.Hele biraz daha büyüsün yürümeye konuşmaya başlasın da siz o zaman görün neymiş yaramazlık nasıl yapılırmış.Ama gördüğümüz kadarıyla fazla yaramaz olmayacak bizim canımız böyle devam ederse sizi fazlaca yorup üzmeyecek inşallah.Tüm sıkıntıları bu kadar olsun canım yavrularım.Hepinizi çok çok öpüyoruz hep böyle tatlı olun tatlı kalın canlarımız.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Güleriz ağlanacak halimize :) Valla yazması güzeli yazılanı okuması da pek komik ama bir de yaşaması var bunları :) Sağlıklı ve mutlu olması tek dileğimiz, razıyız bizi böyle perişan etmesine, teşekkür ederiz baba.

      Sil
  2. Anniim;bebeğin bir bakışı,bir gülüşü dünyaya bedel.İnsanın içi eriyor.Sevgisi olmasa dayanılır gibi değil.Bu öyle büyük sevgi ki karşılığı yok ve her geçen gün kar topu gibi büyüyor.Bebeciğimizin bu bakışlarına dayanmak mümkün mü...canımın canı...:))

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Evet annem, şimdi biz anne-baba siz de anneanne-dede olmanın ne demek olduğunu anlıyoruz değil mi :))

      Sil
  3. Oyyy şu tatlılığa bak, maşallah.. Bu sevimlilikle her yaptığını affettirir O :) Çok tatlı bir yazı olmuş, anlattıklarınızı birebir yaşadık biz de :) Annelik sabır işi gerçekten.. Az daha büyüsün, verdiğiniz ek gıdalara ağzını açmayacak, hatta kaşığa vurup üstünü başını, heryeri batıracak.. İşte o anlarda da çileden çıkıyor insan :) Ama sağlıkla büyüdüklerini görmek için herşeye değer..

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Affettiriyor gerçekten, eriyorum ki karşısında ;) Yalnız olmadığımı bilmek güzel. Annelik pat diye kazanılmıyormuş, sabrı, hoşgörüyü, şefkati, anne olmanın tüm vasıflarını en çok kuzucuklarımız öğretiyormuş. Haklısınız, yeter ki sağlıklı olsunlar...Çok teşekkür ederiz;)

      Sil