ADIM ADIM LOHUSALIK

Kasım 02, 2012

"Doğum eylemi sırasında plasentanın doğum kanalından dışarıya çıkmasıyla başlayıp, üreme organlarının gebelikten önceki normal haline dönmesine dek geçen 6 haftalık süreye LOHUSALIK dönemi denir."


Demir'imin 16 Ekim'de dünyamıza gözlerini açışından itibaren tam 17 günü geride bıraktık. Bu 17 günü kısaca özetleyecek olursam;

Öncelikle normal doğum istesem bile o kadar acıyı yaşadıktan sonra mecburen sezaryan olmuş olmam beni o gün çok üzdü, evet. Ama son ana kadar bekleyip doğumun tüm belirtilerini yaşamayı ve o şekilde doğuma gitmeyi tercih ettiğim için de pişmanlık yaşamıyorum, aksine içim çok rahat. Bu sayede Demir 39+6 haftalıkken yani tahmini doğum günü olan 17 Ekim'den 1 gün önceye kadar içimde beklemiş, olabildiğince gelişmiş, ben de normal doğum zamanında doğum yaptığım için aşağıda yazacağım değişimleri de kısa sürede atlatmış oldum. Bu yüzden doğum yapacak anne adaylarına tavsiyem, eğer kendilerinin ya da bebeklerinin sağlıklarını tehlikeye atacak bir durum yoksa önce normal doğumu denemeleri...

Doğum sonrası odaya gelip de yarım saat içinde ilk emzirme seansımızın başladığı an çok heyecanlandım. Maalesef akşam saati olduğundan ve bazı aksaklıklar yüzünden bize hemen emzirme eğitimi verilmedi. Sadece hemşireler gösterdi ve her yardım istediğimizde yardım elini uzattılar. Herkesten tek 1 şey istedim: emzirirken mümkünse yalnız olmak, ya da Muratla ya da annemle olmak. Bu kadar. Meraklı bakışlar, gereksiz yorumlar istemedim. (İsteyen kırılabilir, isteyen farklı düşünebilir ama şu an bile bu kararımda iyi ki ısrarcı olmuşum diyorum. Öyle özel bir anmış ki bu an, öyle kuvvetli bir bağ oluşuyormuş ki, tam olarak terapi diyebilirim. O an tek gerekli şey huzur ve sevgi ve ben emzirme anlarını iple çekiyorum.) 

İlk emzirirken, Demir'imin göğsümü ilk kavradığı, emme refleksinin gayet iyi oluştuğunu gördüğümüz ve büyük bir çaba ile kuvvetlice emme çabaları bana da güç verdi. O ana kadar düşündüğüm "acaba sütüm gelir mi, acaba bebeğim çekebilecek kadar kuvvetli mi, acaba sezaryan olduğum için sütün gelmesi gecikir mi" gibi şüphelerim hoooop tamamen uçup gitti. Çünkü birkaç denememizin ardından bebeğim çok güzel kavradı, çok güzel emdi ve o emdikçe ilk süt kolostrum geldi. Söylenildiği gibi yüksek oranda protein ve bebeğe bağışıklık kazandıracak içeriğinden dolayı bu sütün 1 damlasını bile ziyan etmemeye çalıştık. O gün bu gündür Demir ilk kavradığı gibi devam ediyor anne sütüne. 

Muratımın bu konuda bana desteği büyük. Her daim "sütünün geleceğine ve yeteceğine inan" diye diye cesaret verdi bana. Aldığımız süt arttırıcı ürünler (Milk Plus) çok işe yaradı. Doğumun ardından 3-4. günün sonunda sanırım artık süt de çoğaldığı için hafif ateş ve epey ağrı yapsa da sütün gelişi, bebeğimin doyduğundan emin olduğum için endişelerim azaldı. Lansinohun çatlak önleyici kremi yara oluşmaması için çok işe yaradı. Emzirme konusunda bir hayli inatçıyız biz. Çok sık aralıklarla gece ve gündüz bebeğimi emzirmeye çalışıyorum ve bunu yaptıkça sütün daha da artmış olduğunu fark ediyorum. Gerçekten önemli olan inat etmek ve doğru pozisyonda emzirmekmiş. Ama bu inatçılık epey yorucu oldu. Özellikle ilk günlerde buna dikkat edilmesinin sebebi anne sütünün sarılığı önlemesi ya da hafif geçirilmesinin sağlamasıymış. Çok şükür ki biz hafif atlattığımızı sanıyoruz. 

Doğumun gecesi biraz zor geçti, hem sezaryanın yeni yeni başlayan ağrıları, hem bir önceki günün ve gecenin yorgunluk ve uykusuzluğu, hem de 2-3 saatte 1 emzirme seanslarımız yüzünden epey zorlandım. Hatta gece beni ilk yürütmeye başladıkları an, ne yalan söyleyeyim bir daha eskisi gibi olamayacağım için korktum. Dikiş yerinden dolayı her hareketimde acı çekince "eyvah, nasıl bakıcam bebeğime" bile dedim. Ama çok şükür ki her geçen saat ve gün daha çok toparlandım. Ertesi gün hastanede ve akşamı saat 5-6 civarı eve geldiğimizde dinlenmemin ardından 2 gün sonra artık evde rahatlıkla dolaşmaya, bebeğimle ilgilenmeye ve kendi küçük işlerimi yapmaya başladım. Ancak yere eğilmem, yatağa yatabilmem, Demir'i yatağından alıp kaldırabilmem, yükseğe uzanmam beni zorladığı için 1 hafta kadar dikkat ettim.


İlk 1 hafta annem ve babam bizde kaldı. Şimdi çok daha iyi anlıyorum, neden "doğum sonrası sana yardımcı olabilecek birileri var mı" diye defalarca sorduklarını.  O kadar önemliymiş ki, kimse "hiç gerek yok, ben kendi işimi kendim hallederim, karı-koca birbirimize yeteriz" dememeliymiş. En azından bir süre...Annemle babam ilk 1 hafta gece-gündüz demeden, kendi uykularını, hastalıklarını, açlıklarını, rahatlarını zerre kadar düşünmeden öyle yardımcı oldular, öyle yükümüzü aldılar ki omuzlarımızdan...Muratla ikimiz hala doğumun ve aramıza yeni katılan bebeğimizin şokundayken öyle destek oldular ki... Gündüz ev işleri (yemek, temizlik, çamaşır, ütü, alışveriş vs. hepsi için tek tek) ayrı, bana (özellikle beslenmeme) ve bebeğe yardımcı olabilmek ayrı, akşam misafirlerle ilgilenmek ayrı, gece Demir paşayla sabaha kadar ilgilenmek ayrı yüktü. Lohusa şerbetleri yapıldı, Demir'in kurabiyeleriyle ikram edildi. Bu 1 haftada Gülay annemle Ahmet babam da olabildiğince gelip destek olmaya çalıştılar. Birkaç gün sonra taktik geliştirmeye bile başladık. Babamla Murat geç saate kadar oturuyorlar, stresi azaltmak için biralarını yudumluyorlar ve Demirin ilk kalkış saatine kadar nöbet tutuyorlar biz de bu sırada annemle uyuyorduk. Sonra mesai bizim için başlıyordu. Daha sonraları iş bölümü yapmaya başlamıştık. 1 gün önce daha çok uyuyan ertesi gece daha çok ayakta kalıyordu :) Hem uykulu, hem yorgun, hem stresli, hem de gülerek ve birbirimizle dalga geçerek geçirdik günlerimizi. Ne yapsam haklarını öderim diye düşünüyorum da, yok. Karşılığı yok. Anne ve babanın özverisinin karşılığı yok bu dünyada...1 haftanın sonunda öyle alışmışız ki birbirimize ağlayarak uğurladım onları. Çok alışmışız, biz onlara, onlar Demir'e. Çok duygusal, çok hassas, çok kırılgan, çok duygu yüklüydük hepimiz. 2. hafta için de Gülay annem ve Ahmet babamdan yardım istedim. Bu sefer gece nöbetlerini Muratla ben devraldık, ev işlerini anneme devrettik. Kendi hasta olsa da elinden geldiğince yardımcı olabilmek için direndi annem. 2. hafta da bitti, ve onları da Demir'e çok alışmış, devamlı özleyen, kokularını duyan bir çift olarak uğurladık...Elele vererek en zorlu günlerimizi atlattık. Allah hiç birine dert-keder-hastalık vermesin...Üstümüzde hakları çok...

Ailelerimiz dışında hastanede ve evde, ziyaretleriyle ve telefonlarıyla bize her daim destek olan, güzel ve içten temennileriyle bizim yanımızda olan bütün akrabalarımız ve arkadaşlarımız, iyi ki varsınız, iyi ki...!

Bu 17 günde bende neler değişti? 

En başta artık ameliyat yerimin ağrısı sızısı kalmadı. Belim veya başım söylenildiği gibi hiç ağrımadı. Evde tüm işlerimi kendim eskisi gibi halledebildiğim için 3 gündür yardıma ihtiyaç duymuyorum. Bu zaten özellikle benim tercihimdi. Hem daha fazla kimsenin düzenini bozmuş olmayacağım, hem biran önce evimle ve bebeğimle kendim ilgilenebileceğim, hem de Muratla ikimiz yeni bir düzen kurmaya çalışacağımız için. Şu an çok daha huzurluyum. Kendim birşeyleri yapabilmek, geç de olsa, yarım yarım bölük pörçük de yapsam, o işi kendi başıma bitirebilmem, evde yalnızken bile Demiri anlamaya başlayıp derdine çare olabilmem beni herkesin sandığından çok daha memnun ediyor. 

Diğer bir değişiklik, herkesin merak ettiği bir konu olan, hatta bazılarının merak ettiği TEK konu olan kilo! "Hamilelikte söylenmemesi gereken sözler" konu başlığı altında hamilelerin sorunlarını yazmıştım, bir başlık da lohusalık için gerek sanıyorum ki. Doğum eylemi öyle "ammmaaan pırt diye çıkarırım, ertesi gün de fış diye bütün kilolarımdan kurtulurum, sonra da koşar giderim" diye düşünülecek bir olay değilmiş. Bunu en iyi daha önce doğum yapanlar anlar sanıyordum, yanılmışım, en anlamayanlar onlarmış! Acılı halimle evime gelen herkesi kapıda karşılamama rağmen ilk söz olarak "bu ne hal, 2.si hala karnında galiba" yorumunu duymak insanı çok yaralıyormuş. Hele bunu hiç ummadığın insanlardan duymak ve binlerce duyguyu aynı anda bünyende taşıdığın, elinde olmadan duygularla dolup dolup taştığın zamanlarda duymak çıldırtıyormuş. 48.5 ile hamile kaldım, 67.5 ile doğuma gittiğimi varsayıyorum. Yani tahminen 19 kilo aldım, maşallahım vardı :) Doğuma girerken şiştim, doğumdan çıktım şişlikten yüzüm tanınmayacak haldeydi. Demir 3.700 kg doğdu ve ben eve geldiğimde 62.5 kg'dum. "Bu mu yani?!" dedim, çıka çıka bu mu çıktı? Sonra noldu? Her gün biraz daha, emzirirken biraz daha vere vere 2 haftada 56.5 kg'ya düştüm. Vücudumdaki ödemlerin çoğu gitti ve her gün biraz daha gidiyor. Hem de hiç bir rejim uygulamama rağmen. Sadece bol sıvı alıyorum, çorbalar, kompostolar, süt ürünleri ve su. Bol meyve-sebze ve protein. Ve tabi ki Demir! Gece gündüz ayakta, ruh gibi gezmek ve her şeye her yere koşuşturmak. O uyurken kısacık aralıklara dünyanın işini sığdırmak :)) Yani hiç dert etmemek gerekiyormuş, yani her şey yine normale dönüyormuş. Hadi ben doğum yaptım da tanınmayacak hale geldim, hadi ben bunlardan kısa zamanda kurtulucam...da gereksiz yorumlar yapanların hali ne olacak? Hamilelere ve yeni doğum yapanlara destek olsun bu paragraf...!


Diğer bir değişiklik de ruhsal. Artık annemi daha iyi anlıyorum! Bana "anne ben bir çocuğa nasıl bakıcam bilmiyorum ki" dediğimde, "hele bir doğsun, en iyi sen bakarsın ve kimselere vermek istemezsin" demişti. Daha önce kucağa bebek almamış biri olarak şimdi bebeğimi kucağımda ters yüz ediyorum. Onu bebeğim gibi değil, bir uzvum gibi kullanıyorum. Ona nasıl zarar verebilirim ki diye düşünüyorum. Onu kucağına alanların ellerine, kucaklarındayken Demirin yüzüne bakıyorum; nasıl tutuyorlar ve bebeğim rahat mı diye. Herkesi geçtim, Murat bile onu tutarken ona direktif veriyorum :S "öyle tutma canı acır, aman başına dikkat!" Sanki babası zarar verir...Biraz kızınca "niye kızıyosun yaa!" diye Murata kızıyorum, bir tek ben kızabilirim ona, başka kimsenin hakkı yok...Hem ona kızıyorum küsüyorum, beni artık sevmiyor mu diye, hem ona sarılıyorum iyi ki sevdiğim, ruh eşim o diye. Demir'i öpmeye kıyamıyorum, kimse öpsün istemiyorum, mikrop kapmasın diye. Nazar değmesin diye okuyup üflemekten uçucam yakında :) Ben mi tuhafım, bu dönemi yaşayan herkes mi tuhaflaşıyor bilemiyorum. Öyle bir hassas dönem ki, hem herkesten fikir almak, yardım istemek istiyorum, hem de sırf kendimiz birşeyleri yapabilelim diye "tamam canım internette yazıyor, hallederiz, ilk biz çocuk bakmıyoruz ki" gibi saçmalıyorum :( Kendimi hem en değerli varlık, hem de bebeğime yetemeyecek biri gibi hissediyorum. Ota çöpe ağlıyorum, alınıyorum, sonra gülüyorum, sonra hayaller, planlar, gelecek kaygıları, off off...

Yani lohusalık özetle alınganlığın, hassaslığın, ağlamaların, endişelerin, heyecanın, merakın, mutluluğun, sevginin, aşkın, tüm duyguların zirve yaptığı, ANNE'liğin oluşmaya başladığı, kendini daha önceden hiç hissetmediğin kadar önemli hissettiğin bir dönemmiş. Önceden "ah şu dünyada erkek olmak vardı" diyordum ya, yok, artık demiyorum. İyi ki kadınım, iyi ki anneyim, iyi ki bu duyguları yaşayabilen şanslı insanlardanım...

BUNLARI OKUMAK İSTEYEBİLİRSİN

4 YORUM

  1. Canım Yavrum;
    Allah hepinize sağlıklı,uzun ömürler versin. Torunumu her kucağına alışında bir kerede benim için koklamanı istiyorum. Her zaman mutlu olun. Allah nazardan saklasın.
    Sana her zaman söyledim kızım, "Baba" diye seslendiğin an, ben yanındayım. Bunu unutma.
    Sağlıcakla kalın.
    Baban.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Canım babam, amin! Öncelikle sağlıklı, sonra huzur ve mutlulukla dolu ömürlerimiz olsun. Önce benim ha doğurdum ha doğurucam stresim, sonra doğum telaşımız ve Demir'in ilk haftasındaki yorucu maraton, en son da Melih'imin hastalığı derken epeyce yorulduğunuzun farkındayım. Ne yapsam yorgunluğunuzu alırım diye düşünüyorum gece-gündüz, ama elimden birşey gelmiyor, daha fazla yorgunluk kaynağı oluyorum :( Biliyorum her daim yanımdasın. İnşallah bu yorucu günler de geride kalıcak ve inşallah sen torununun kokusunu kendin aldıkça yorgunluğun azalıp geçicek. Seni çok seviyorum!

      Sil
  2. Canlarım;sizler için canlarımız feda,allah bizlere güç versin her yardıma ihtiyacınız olduğunda yanınızda olalım.Biz çok büyük zevkle yapıyoruz.Demir için yaptıklarınızdan nasıl mutluysanız biz de sizin için yaptıklarımızdan mutluyuz,üstelik bu zevke bir de boncuğumuz katıldı.Allah uzun sağlıklı ömür versin.Mümkün olsa sizin Demiri omuzunuzda taşıdığı gibi biz de sizleri omuzumuzda taşıcaz.SİZLERİ ÇOOOK SEVİYORUZ...CENNET KOKULULARIM...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Anniiim teşekkür ederiz herşey için! Kokularımız bu ara biraz değişti, Demir sayesinde biz bizlikten çıktık ama olsun :) çok öpüyoruz sizleri...

      Sil

Translate

İLETİŞİM

Ad

E-posta *

Mesaj *