31. haftamız bitiyor

Ağustos 13, 2012

Minik kuşum;

31. haftayı doldurmak üzereyiz. İçimde gitgide büyüyorsun. Seni, o karnımı delip geçicekmiş gibi şak diye bir anda dayadığın ellerini, ayaklarını, belki dizini ya da topuğunu göremiyorum ama tüm hareketlerini, vuruşlarını hissediyorum. Bazen çok sakin oluyorsun, hareketlerin yumuşacık oluyor, bazen de hele ben gülerken, kahkaha atarken, bir de biriciğim baban karnıma ikimizle konuşarak masaj yaparken, sanırım mutluluktan içimde dalga dalga geziniyorsun. Karnım bir sağa toplanıyor bir sola, bazen küt diye mideme çıkıyor bazen de mesanemin üstüne tee aşağılara sarkıyor. Tutma ihtiyacı duyuyorum, ağzımdan çıkmasın, aşağıya da düşmesin diye :) 

Öyle güzel ki o hareketlerin, uyuduğun, dinlendiğin ya da acıktığın, mutlu olduğun ya da huzursuz olduğun zamanları öyle belli ediyorsun ki bu kıvrılmalarla, bunlara alıştıkça korkularım azalıyor. Anlıyorum herhalde seni, anlamaya başlıyorum en azından diye seviniyorum. Senin derdinden dilinden anlayamamak en büyük korkum. Sanırım her anne adayının da korkulu rüyasıdır bu. Bana seni anlamayı sen öğretiyorsun. Sanırım seni yetiştirirken benim en büyük öğretmenim de sen olucaksın.

Çoğu zaman rüyalarımda seni görüyorum, ama sen yoksun. Doğum anını, doğum sonrası kargaşayı, kucağımdaki seni, kucağıma almak için beklerken kendimi, bana bakarken babanı, sonra üçümüzü görüyorum ama hep karışık, hep net olmayan, telaşlı, heyecanlı rüyalar. Sanırım gerçek duruma hazırlıyorlar beni.

Geçen gün arkadaşlarımızla birlikteydik. Henüz 3 aylık lokum gibi bir prensesleri var (maşallah) Hepimiz daha arkadaşımızın hamileliğine tanık olmuş bireyler olarak doğum sonrasını da adım adım izliyoruz. Ve ilk defa geçen gece onların çaresizliğine tanık olduk. Ağlıyor, canı acıyor, derdini bilsen de derdine ilaç olamamak öyle kötü birşeymiş ki o savunmasız meleğin...Ağlamamak için kendimi çok zorladım, çünkü zaten  bebek ağlıyor, o ağladıkça anne ağlıyor, onları gören baba yıkılıyor. İnsan kitlenip kalır mı küçücük bir bedenin karşısında, hele ki anne-baba? İşte kalıyor. En savunmasız, en değerli, en çaresiz, en zayıf yanı insanın yavrusu. 6 kişi bir bebeğin etrafında dört döndük. O anne-babanın halini gördükçe hepimiz elimizden geldiğince rahatlatmaya çalıştık. Sonuç? 1 saat sonra rahatlamış, kakasını yapmış, sütünü içmiş, bizlere gülücükler saçarken uykusuna dalmış bir melek, yorgunluktan perişan olmuş anne-baba, ve sevinçle ve korkuyla koltuklara yığılmış bizler ;) Ve arkadaşımın sözleri hala kulağımda "dünyanın en güzel şeyi ona sahip olmak, onun gülüşünü görmek, ama böyle bir durumda 1 dakikada 10 yıl yaşlanıyorum".


Çok zor, hem çok güzel hem de çok zormuş anne-baba olmak. Ama arkadaşlarla birlikte derdini anlamaya çalışmak, elinden geldiğince destek olmak ve miniğe bakmayı birlikte öğrenmek bir o kadar da güzelmiş...Çok takdir ettim. Anne-baba, sadece ikisi en başından beri o çocuğa kendi kendilerine bakmayı öyle güzel öğrendiler ki...Zor olan o ilk günlerin hemen ardından minicik bebeklerini alıp sadece üçü birlikte dik durdular ve kendi yaşamlarına kaldıkları yerden öyle sağlam devam ettiler ki....

Bakalım  biz seninle neler yaşayacağız kuzucuk?

Ben de bazen biran önce sana kavuşmak istiyorum. Çok merak ediyorum seni, hem seni, nasıl olacağını kime benzeyeceğini biliyorum gibi, sadece özlemimden biran önce kavuşmak istermiş gibi...Hem de hiç tanımıyormuşum da tanışmayı iple çekermişim gibi...Ayrıca bu şiş bedenimden de biran önce kurtulmak istiyorum, sonsuza kadar kalacakmış gibi olan bu hamilelik hissi gitsin de unuttuğum eski bedenime geri dönebileyim diye...Bazen de hep içimde kalmanı istiyorum. En güvenli olduğun, senin derdini en iyi anlayabildiğim, seni herşeyden herkesten sakınabileceğim, en iyi koruyabileceğim, en iyi besleyebileceğim tek yer. O sadece ikimize özel olan anların 7/24 süreceği, en yakın olduğumuz, hep benimle birlikte olduğun, başka kimselerin hissedemeyeceği, anlayamayacağı, tarifi mümkün olmayan iletişimimizin sürdüğü tek yer. Doğurmak nasıl birşey? İnsanın yavrusundan ayrılması mı, yoksa ona kavuşması mı?


BUNLARI OKUMAK İSTEYEBİLİRSİN

2 YORUM

  1. "İnsanın yavrusundan ayrılması mı, yoksa ona kavuşması mı?" Bu soruyu çok sordum kendime...Cevabını da bulmuş değilim daha. 4 ay 12 gün önce SADECE bana ait olan, SADECE benim hissettiğim varlık, artık herkes tarafından hissediliyor. Paylaşmak zorunda kalmak mı? Valla bilmiyorum.
    Dün gece Gülbilge uykusundan ağlayarak uyandı. Ne olduğunu anlamadık. Kucakladık, şarkılar söyledik; bir türlü sakinleşmedi. Ben -ki cidden soğuk kanlıyımdır, ağladım. Üstünü soyduk "Acaba bir şey mi batıyor?" diye. Sımsıkı sardık "Korktu mu ki?" diye. Ama asıl bize battı dudak büküşleri, biz korktuk onun için... Sanırım diş çıkarma sancılarını çekiyor. Bebek büyütürken çok fazla "Sanırım" ve "Acaba" oluyor. Yılların deneyimli anneleri ve doktorları bile "olabilir" gibi kesin olmayan şekilde konuşuyorsa, biz yavrusuyla yeni tanışmış olanlar elbette şaşkınlık ve çaresizlik içinde kalacağız.
    Bebeğini kucağına aldıktan sonra uzun bir süre bedeninin ne halde olduğunu takmayacaksın bile. Kendinle ilgilenmeye başladığın zamansa hızla kilo verdiğini göreceksin. En güzeli ne biliyor musun? Biyolojik biberonların aldığı o kocaman hal (;
    Sizi seviyorum!

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Anne olmak; kafanda hep sorularla dolaşmak, sorunlara devamlı çözüm üretmeye çabalamak ve korkulardan hiç kurtulamamak demek galiba...Giderek annelerimize benziyoruz!

      Biyolojik biberonlar:DDD Bayıldım bu tabire!
      Biz de seni çok seviyoruz, yorumların ilaç oldu!

      Sil

Translate

İLETİŞİM

Ad

E-posta *

Mesaj *