Bir hamileye sorulabilecek/söylenebilecek en gereksiz sözler!

Temmuz 24, 2012

Toplumumuzda genel bir davranış biçimi var: olabilecek her fırsatta ve her durumda malesef herkes öğretmen, doktor, mühendis, anne/baba vs. kesilir. Sözler, öğütler verilir. Kesin kurallar konur, "bu böyle yapılmaz, şu şöyle yapılır". Kesin dille uyarılır "bunu yaparsan böyle olur". Tek bir doğru vardır. Geçmişte bir acı/sıkıntı yaşanmışsa, mutluluktan çok önce o hatırlatılır. Kendi yaşamış olmakla birlikte sözde karşıdakini uyarmak adına ama aslında hiçbir anlam ifade etmeyen "ben yaşadım, kaçarın yok, sen de yaşayacaksın" demektir o. Karşısındaki insana bu sözler hiçbirşey katmadığı gibi onun kafasını kurcalamaktan, onu endişelendirmekten başka da bir işe yaramaz.

Bu durumu en sık yaşadığım zamanlardan biri de hamilelik süreci oldu. Eminim doğum sonrası da devam edicek. Ama bir insanı, hele ki böyle hassas bir dönemde bir hamileyi en çok sıkacak şey ağzı boş laf eden insanlar topluluğu! Sözlerinin bir anlam ifade etmediği, ama bunu farketmeden yine boş boş konuşan çok bilmiş, çok tecrübeli, neler görmüş geçirmiş, engiiiiin bir bilgisi olan (!) aslında diz boyu cahillikle dolu olan bir takım insanlar...

Sadece bana söylenenleri duyardım. Ne zaman benimle beraber hamilelik yaşayan arkadaşlarımla konuştum, o zaman anladım ki yalnız değilim ve bana söylenenlerden çok daha fazlası söyleniyormuş herkese. Çok incitici ve yaralayıcı olabiliyormuş.

Nasıl mı?

Örneğin hamile bir bayanın karnının büyüklüğüne bakılarak "haftasına göre fazla büyük değil mi? neden bu kadar hızlı büyüdü? çok iri bir bebek olucak herhalde, o zaman normal doğum yapamayabilirsin dikkat et, ya da sen fazla kilo alıyosun, doktorun uyarmıyor mu" gibi sorulara verilen cevaplar karşıdakine nasıl bir tatminlik yaşatabilir acaba? Karın şeklinin ve yapısının kişiden kişiye değiştiği bilinmiyor ya da hiç okunmuyor mu? Zaten bu uzun süreçte yeterli aralıklarla herkes kendi doktoruna gidiyor. Alanında uzman kişilerin yorumları daha yerinde değil mi de birden sonradan olma doktorları dinlemek zorunda kalıyoruz.


Örneğin, aynı ortamda bulunan iki ya da daha fazla hamile bayanın birbirlerine göre karşılaştırılması ve karşılaştırmanın her birinin yüzüne ayrı ayrı söylenmesi, "aynı haftadasınız ama senin karnın şuna göre daha büyük", "seninki neden daha aşağıda", "sen şuna göre daha az kilo almışsın, bebeğin gelişimi normal mi ki?" sorularıyla çifte kontroller yapılması hakkaten çok komik.

Örneğin, "şikayetin var mı, bacak krampların var mı, çatlağın oldu mu, şişliğin var mı?" gibi sorulara "hayır, maşallah, hiç bi şikayetim yok" dense hata! "şimdilik olmaz zaten, bundan sonra olur, son 2 ay çok oldu bende" cevabını alırsınız. Elbet yaşanıcak yani olumsuz durum! Yok, "evet ayaklarımda şişlik var" derseniz daha büyük hata! "Aaaa şişlikler şimdiden mi başladı, ama çok erken, normal olmayabilir" diye daha da moral bozucu bir yorum alırsınız.

Onu yersiniz "kabahat", bunu yemezsiniz "kötü", böyle oturursunuz "zararlı", şöyle hareket edersiniz "tehlikeli", halen çalışıyor olursunuz "günah" (çocuğu düşünmek lazım), çalışmazsınız "hareket etmek lazım" (doğum için), hareket edersiniz "sakıncalı" falan falan....Sonuçta kim doğru söyler kim yanlış bilir bilemezsiniz. Boş sözlerden sonra donuklaşır, düşünür ve düşünür, hatta kafaya takmaktan oturur anormal miyim diye saatlerce ağlar, en yararlı ama en çok da zarar veren bilgilerin olduğu internetten daha bi araştırma yapar, yetmeyip kitaplar alıp doktorlara sorar, konuşur ve sonunda aklına en çok yatana inanmayı tercih edersiniz. En son olarak tekrar bir ders çıkarırsınız: "en iyi doktor kişinin kendisidir" felsefesine uyar, "kendi çocuğumu, kanımı, canımı en çok ben düşünürüm tabiki, kim ne bilir" der, "benim elimde olan şeylere dikkat ederim ama kendiliğinden bünyemden, vücudumdan, Allahtan kaynaklanan şeylere hiç birşey yapamam" diye tepki gösterir, bir süre sonra kimseyi duymaz dinlemez olursunuz. "Yapma, etme, bırak, ben hallederim" sözleri bile sinirlerinizi iyice bozduğu için isyan eder, "mümkünse bizi rahat bırakın" diye tavır koyarsınız.

Bunların hepsini sadece ben yaşadığım için değil, çevremdeki ve daha önceden hamile olan kişilerin ağzından da yazıyorum aynı zamanda. Az bile yazdım çünkü o kadar konu var ki....Hatta severek takip ettiğim bir blogda bu soruların bir kısmının derlenip toparlanmış halini buldum. Verilen cevaplar hemen aşağısında. Hepsi gerçekten konuşulan, gerçekten sorulan konular, inanın. Yetmez ama bulabildiğim en iyi derleme. Buyrun okuyun ;)

Kendi kendime ve etrafıma söz veriyorum. Benden sonra hamilelik yaşayan kimi görsem çok daha fazla dikkat edicem konuştuklarıma. Moral bozmamaya tam tersi insanın en çok ihtiyacı olan şeye, moral ve enerji vermeye daha çok özen göstericem!


  1. Planlı mıydı?
  2. Fark eder mi? Yani gerçekten… yapmışız işte öyle ya da böyle. Hayır, planlamamıştık; pat diye hamile kaldım desem ne olacak ki? Bebeğe bakamayacağımızı düşünüp evlatlık mı alacaksın? Bu bilginin kime ne yararı var?

  3. Kız mı istersin, erkek mi?
  4. Ben sadece sağlıklı bir çocuk isterim.  Hadi kızım olsun istiyorum. Sonra? Hediye almak için soruyorsa birisi, garanti renklerde bir hediye alsın. Mesela üst baş, battaniyeyi beyaz alabilir ki ben bayılırım bebeğin beyaz giymesine. Onun dışında anneye yardımcı, bebekli hayatı kolaylaştıracak bir şeyler de alınabilir. Aslında en güzeli ‘sağlıkla gelsin’ demek. Cinsiyet tercihi de sorulmasın.

  5. Düşük yaptın mı daha önce?
  6. Şimdi bu soruya verilecek cevap ‘evet’ olursa her iki taraf için de sarsıcı olur. Düşük yaşamış bir anne adayına o sıkıntılı, bol göz yaşı ile geçirdiği günlerin hatırlatılmasının kimseye yararı yok. Öğrendin de ne oldu ki zaten.

  7. Nasıl doğuracaksın?
  8. Elbette bazı hamileliklerin henüz başında belirlenmiş olabilir bu. Anne adayı zaten bilir ve kararını vermiştir. Doktorun yönlendirmesiyle de fikirler değişebilir tabi. Ben de normal doğum taraftarı biri olarak, yine de bu tip bir sorunun gereksiz olduğunu ve sezeryan doğumu tercih edenleri yargılayıcı bir yanı olduğunu düşünüyorum.

  9. Kaç kilo aldın?
  10. Bir kadına değil hamileliğinde hayatı boyunca sorulmayacak soruların başında kilosu gelir. Anne adayı isterse zaten söyler. Gerçi hamilelikte alınan kilolar daha kolay açıklanıyor sanki. Yine de sormamak en akıllıcası.

  11. Emzirecek misin?
    Ee herhalde yani…
  12. Sütüm olacak ve ben emzirmeme ihtimalini düşüneceğim!?! Olabilir mi böyle bir şey!

  13. Çalışan hamileye: ”Doğurduktan sonra çalışacak mısın?”
    Sağ ol ya, yarama tuz bastın gerçekten.
  14. Genelde hamileliğin başlarında ‘çalışacağım’ denir. Sonlara doğru, bebeğin tekmeleriyle insan daha bir bağlanır bebeğine. Kararsız kalır, işin içinden çıkamaz. Eğer çalışmak zorundaysa veya bırakmaya göze alamayacağı iyi bir işi varsa içi içini kemirir, hele ki doğumdan sonra. Çember daraldıkça huzursuzlanır, eninde sonunda zor kararı verecektir.

  15. Bebek kime benzesin?
  16. Gözleri Brad Pitt’e, ağzı Johnny Depp’e, kulakları Matt Damon’a… oldu mu? Olmadı tabi. Kime benzeyebilir ki? Anne, baba veya birinci dereceden yakın akrabalara. İnsan genelde çocukları kendine benzesin istermiş. Ben, erkek olduğunu öğrendiğimde ‘dayısına benzesin ama gözlerini dedesinden alsın’ demiştim. Eh öyle de oldu. Dayısına benzer yerleri var gibi, saçı başı gözü ise dedesinin tıpkısının aynısı.

  17. Normal doğumdan korkuyor musun?
  18. Birisi söyleyene kadar korkmaz kimse. Korku genlerimizde yok ki sonradan öğrenilir. Çocuklarımızdan biliyoruz. Doğum korkusu nedir ya? Kim çıkarmış? Sancıdan mı korkacağız? Canımızın yanmasından mı? Dünyaya bebek getiriyoruz; biraz zahmetli olması doğal ki hiç de öyle korkunç değil. Aksine tarifi imkansız bir deneyim. Muhteşem, insan üstü bir duygu.

  19. Seks hayatınız nasıl?
    Sana ne!
  20. Tam meraklı, dedikoducu insan sorusu. Çok yakın bir arkadaşın bile sormaya çekinebileceği bir soruyu merak eder bunlar.

  21. Hamilelik evliliği bayağı etkiliyor değil mi?
    O değil de bu sorular cidden etkiliyor.
  22. Bu sorunun asıl amacı seks hayatını öğrenmektir çoğu zaman. Doğrudan sormaya utanırlar, sizin açılmanızı ümit ederler.

  23. Çatlak var mı?
  24. Şimdi bu soru da ne? Ne yapacaksın? Bir önerin mi var. Ben söyleyeyim. Oluşmuş olan çatlaklar geçmez. Bazı cilt bakım ürünleriyle belki biraz renginin açılması sağlanabilir. Hamileliğin başından itibaren kullanmaya başlayacağınız çatlak kremleri de kesin sonuç değildir. Aslına bakarsanız cildin yapısıyla ilgilidir. Bazı kadınlar 20 kilo alsalar da çatlak oluşmaz; bazıları 9 kilo aldıkları hamileliklerinden sayısız çatlakla çıkarlar. Yine de siz bol bol nemlendirmeyi ihmal etmeyin.

  25. İlk seferde hemen hamile kaldın mı?
  26. Sorma işte. Ya 2 senelik yoğun ve sıkıntılı bir sürecin sonucuysa bu hamilelik. Bu merak niye? Bu sorulara verilecek olan cevapların insana nasıl bir getirisi olabilir, bir türlü çözemiyorum.

  27. Doğal mı tüp mü?
  28. Sormayın, sormayın. Amaç ne? Kısırsın sen etiketi mi yapıştırmak derdiniz?

  29. Yardımcın var mı?
    Yok.
    Aaa tek mi bakacaksın, çok zor !
  30. Teşekkür ederim, çok moral verdin.

  31. Allah kurtarsın!
    Nasıl yani? Hapiste miyiz?
  32. Bunu o kadar çok duydum ki ben. Hamilelik en kolay dönemdi üstelik. Son bir iki hafta sıkılıyorsunuz gerçekten de fakat bu kurtulmak isteyeceğiniz bir şey değil, elbette sağlıklı ve rahat bir hamilelik geçiriyorsanız.

  33. Annenin hamileliği nasılmış ?
    Sana neeeeeee ????
  34. Gen haritası da çıkarsın bari bunu soran da hep beraber ne neymiş öğrenelim.

  35. Elleyebilir miyim?
  36. Yakın dostlar istemez ve sormaz bile bunu. Anne adayı, arkadaşının elini tutar ve ‘bak burada, hissediyor musun?’ der. Bazı dış kapının mandalları da dan diye sorarlar. Hayır desen olmaz ama ellemesini de istemiyorsundur.

  37. ilk mi?
    Efendiiim? 
    Düşüğün var mı yani?
  38. Amaçsız, ortalığı karıştırmak için sorulmuş sorular.

  39. Kız mı? Olsun üzülme ikinci erkek olur inşallah.
  40. Üzülmez normal olan kimse zaten. Önce sağlıklı olsun. Oturup dua etmeli sağlıklı bebek dünyaya getirmek için.

  41. Ee doğurmadın mı sen hala?
    Yok ben tutucam biraz daha karnımda!
  42. Cevabı üstte. Daha iyisi yok :)

  43. Karnı biraz büyük veya kilolu hamilelere: “İkiz mi?”
  44. Bu soruya verilecek olan ‘hayır, tek bebek’ cevabıyla soruyu soran ne hisseder bilmem ama yarım dünya şeklinde gezen anne adayının sinirleri iyice bozulur. Dikkat edin kafa atabilir.

  45. İkiz bekleyenlere: “Tüp mü?”
  46. Allah allah… normal yollardan da ikiz sahibi olunabilir. Ya da evet, tüp bebek. Rencide etmeye çalışmaktan başka bir şey değil bunu sormak. Rencide olunacak bir şey var mı? YOK. Modern tıbbın nimetlerinden biri aşılama ve tüp bebek. Eskiden belki de hala kırsal kesimlerde kadınlar, hamile kalamadıkları için kapının önüne konuyormuş hatta intihar vakaları bile görülüyormuş. İyi ki var şu tedaviler.

  47. Şunu yemen doğru mu?
  48. Bilmem. Düşünmedim hiç. Kafam çalışmıyor. Doktor kontrolünde hamileliğini geçiren, konuyla ilgili biraz kitap okuyan internette gezinen her anne adayı ne yiyip içmesi gerektiğini, hangi besinlerden uzak durması gerektiğini bilir. Ukalalık yapmayalım lütfen.

  49. Umarım doğumun kolay geçer. Ay biliyor musun, benimki çok kötüydü…
  50. Rahatlatacağına daha da korkut. İyi böyle gerçekten de. Bir kıskançlık mı var bunlarda? Bulundukları iyi dileklerde de samimi olduklarını düşünmüyorum. Ben çektim, herkes çeksin kıvamında insanlardan uzak durmalı her an.
    Ya  işte böyle meraklıyız. Hamile kalmadan çook önce yani bayağı gençken bu sorulardan bir kısmını sormuşumdur ben de. Ancak benim en çok sinirlendiğim başından hamilelik geçmiş kadınların bu soruları sorması. Bir çoğu can acıtıcı. Düşük var mı veya tedaviyle mi oldu diye sormak bence oldukça saygısızca bir soru. Anne adayı isterse anlatır.
    Yanlış mı düşünüyorum.


BUNLARI OKUMAK İSTEYEBİLİRSİN

3 YORUM

  1. Korkunç doğum hikayelerine çok denk geldim. Özellikle lavman olayı süper abartıldı. Soğukkanlı, insanların ne düşündüğünü önemsemeyen biri olarak bile benim ödüm kopmuştu gerzekler yüzünden.
    Her hamilelik ve her doğum farklıdır. "Doğum sancısı" deyimi sadece Türkçe'de var. Yabancı kaynakları incelersen onlar "Birth labor" diyorlar. Doğum işi yani... Elbette canımız yanacak ama bunun abartılmaması gerektiğini düşünüyorum. Sonunda öyle büyük bir mutluluk yaşanıyor ki; çektiğin şeyin "acı" olduğuna inanmıyorsun ertesi gün. Sanki askerdeki sevgilini terhis olduğu gün tren garında karşılamaya gitmişsin gibi... Heyecandan miden kasılır, nefesin düzensizleşir, ter boşalır... Öyle bir şey işte...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Sonuçta bir kavuşma anı di mi? Doğru söylüyosun, o acı olamaz herhalde. HEYECAN ve MUTLULUK olur. Kavuşma anına yaklaştıkça daha az korkuyorum böyle düşününce.

      Sil
    2. Onu ilk kucağına aldığında de ki: "Seninle gurur duyuyorum".

      Biz doğurduk, zordu belki ama onlar DOĞDULAR! Nefesin ne olduğunu bilmeden nefes aldılar. Sönmüş akciğerleri havayla doldu ve onlar tüm bu acıya, karmaşaya küçücük göğüslerini gerdiler. Ben Gülbilge'ye durmadan iki cümleyi tekrar ediyorum (ilk kurduğu cümlelerden biri olmasını gayet tabi karşılarım): SENİ SEVİYORUM. SENİNLE GURUR DUYUYORUM.

      Merak etme annen de sana doğumdan sonra "Seninle gurur duyuyorum" diyecek (;

      Sil

Translate

İLETİŞİM

Ad

E-posta *

Mesaj *